3 Haziran 2012 Pazar

TRT ANILARI...(11)

                                                     
Gürcan ARITÜRK

"İnsan bazen, yaşadı mı, duydu mu, filmde mi seyretti, okudu mu, hayalini mi gördü, karıştırıyor. Yaşam biraz da bu karmadan ibaret…  O yüzden anılara güven olmaz ama anılarsız da olmaz. Anılar olmadan insanlar ot gibi olur. Umarım bu anılar hoşunuza gider, kimi zaman anlatacak kimse olmasa bile hatırlamak yeterince güzel!
     Aşağıdaki kimilerini benim yaşadığım kimilerini gördüğüm ya da duyduğum TRT anılarını eski bir toplu fotoğrafa bakarak anında-bir çırpıda yazdım, aklıma gelenleri kalın delikli bir süzgeçten geçirdim, eminim siz okurken daha ince eleyip sık dokuyacaksınızdır!"


"Artık çekelim Okancığım"

Kameraman Okan Pelit ile “Denizkurdu” tatbikatındayız. Akşamdan kalmayız. Sabah erkenden Cumhurbaşkanı Özal'ın ilk sivil cumhurbaşkanının katıldığı deniz tatbikatı diye lanse edilen tatbikatta atışlar var: Bizi kaldırdılar. Okan Pelit hala akşamın etkisinde... Sallanıyor. Hücumbotlardan atış yapılıyor, ben hangisinden yapılacak diye soruyorum, verilen bilgileri Okan Pelit'e aktarıyorum ki atış çekelim. Ya ben yanlış aktarıyorum ya o hücumbot pas geçiyor, diğeri atıyor, çekemiyoruz bir türlü. Her çekemeyişte de 1, 2, 3 diye sayıyorum, bunu duyan komutan koşarak geliyor, "Okan beyciğim artık çekelim", "Yoksa bombalar tükenecek"

Kameraman gaza gelince

Kırkpınar için Edirne'de bulunan TRT ekibi Selimiye Camii'nin yakınında bir parkta, havuz başında oturuyor. Biraz alkol de alınmış herhalde, bir gün sonra program çekimleri başlayacak. Kadri Bolcan havuzun fıskiyelerini göstererek buradan Selimiye Caminin minareleri ne güzel görüntü olur falan diyerek Recai Uğurkan'ı zorluyor, Uğurkan da paçaları sıvayarak havuza girip çekim yapıyor. Sanki zoom vb yokmuş gibi.


ADALAR VAPURUNDA KAY KAY KEYFİ...

                                                        (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

HAYDARPAŞA'NIN KEDİSİ...

                                                       (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

2 Haziran 2012 Cumartesi

BURGAZADA ÖĞRETMENEVİ'NİN KEDİSİ...

                                                         (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

TARİHİ YARIMADA'DA GÜN BATIMI...

                                                (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

1 Haziran 2012 Cuma

CİHANGİR VE KARAKÖY'DE BİR AKŞAM ÜZERİ...







                                              (Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)

CANER GÖREN'DEN BİR ÇİN SEDDİ ANISI...


        ANADOLU AJANSI ESKİ FOTO MUHABİRLERİNDEN CANER GÖREN, ÖZAL'LA
       GİTTİĞİ ÇİN SEYAHATİNDE BAŞINDAN GEÇEN İLGİNÇ BİR OLAYI ANLATTI:

        Turgut Özal’ın işadamları ve gazetecilerden oluşan kalabalık bir heyetle Çin’e yaptığı seyahati Anadolu Ajansı adına izlemek için görevlendirildim.
      Çin’e uçmadan önce istihbarat şefim Ceyhan Altınyeleklioğlu, yanına çağırdı. Ben ona zaman zaman dünya görüşünden dolayı ‘Altaylardan gelen yiğit’ şeklinde hitap ederek şakalaşıyordum. Çin’e gideceğimi bildiğinden elindeki seyahat programını göstererek, “Özal’ın seyahatinin ikinci günü Çin Seddi ziyareti var. Bana Çin Seddi’nden bir taş parçası koparıp getirebilirsen o benim için bütün mücevherlerden kıymetli olacaktır” dedi. Kendisi şefimdi. Doğal olarak “olur” dedim.
          Özal başkanlığındaki Türk heyeti Çin Seddi’ni ziyaret ettiğinde buralara bir daha gelemeyeceğimi düşünerek, başta heyettekiler olmak üzere çok sayıda fotoğraf çektim. Kendim de foto muhabiri arkadaşlarıma makinemi vererek birkaç kare çektirdim.
          Ziyaret bitip araçlara doğru hareketlenme başlayınca, şefim Yeleklioğlu’nun söyledikleri aklıma geldi. Fakat Çin Seddi’nden bir taş parçasını nasıl sökecektim. Aklıma çantamdaki küçük tornavidam geldi. Bu tornavidamı fotoğraf makinesinin vidaları gevşediğinde kullanıyordum. Onu çantamdan çıkardım. Çin Seddi’nin taşlarının birini oyup bir parça çıkarmaya çalışıyordum ki iki Çinli geldi koluma yapıştı. Döndüm baktım üniformalıydılar. Çin o zamanlar şimdiki gibi dünyaya açık değildi. Çin ordusunda rütbe işaretleri yoktu. Belki vardı da ben anlamıyordum. Bir de yaşlı komutanları başlarındaydı. “Ne yapıyorsun?” diyerek götürmeye çalıştılar.


              "ÇİNLİ TERCÜMAN KURTARDI"

           Heyettekilerden birileri durumumu fark etmiş olacaklar ki Çinli bir tercümanla birlikte yanımıza geldiler. Bu arada ben Çinlilere İngilizce bir şeyler anlatamaya çalışıyorum, onlar ise Çince bana bir şeyler söylüyorlardı. Anlaşmamız mümkün olmadı. İmdadıma Büyükelçilik görevlisi Türkçe bilen Çinli tercüman yetişti.
           Uzun uğraşlardan sonra benim taş kopartmaya çalışmadığımı, duvara hatıra olarak isim kazıdığıma askerleri ikna etti. Aslında tam ikna olmadılar da resmi heyette olduğumuz için olmuş gibi davrandılar, beni bıraktılar.
Ben kurtulmanın sevinci ile konvoylardaki araçlardan birine atlayarak, oradan uzaklaştım. Yaklaşık 60 kilometre sonra bir kamyonun benzer taşları bir yol inşaatına döktüğünü gördüm. Taşlar irili ufaklıydı. Çin Seddi’nin taşları değildi ama 60 kilometre yakınında bulunan bu taşlardan bir avuç aldım.
          Akşam kaldığımız otele Çinli tercüman geldi; “Çin’de tarihi eseri tahrip etmek ağır bir suçtur. 20-25 yıl ceza alabilirdin. Sizde tarihi surları tahrip etmek serbest mi?” dedi. Ardından “Çok ucuz kurtuldun” diye söyledi. Ne büyük bir bela atlatmışım. Belki hâlâ hapisteydim. Ve Çinceyi öğrenmiştim. 
          O taşları Ankara’ya getirdim. Ceyhan Altınyeleklioğlu’na üç tanesini verdim. O taşlardan birkaç arkadaşa daha verdim. O arkadaşlar yol inşaatından getirdiğim bu taşları umuyorum hâlâ gururla(!) saklıyorlardır…  
(Süleyman Boyoğlu)