18 Ocak 2026 Pazar

GENÇLER KİŞİLİKSİZ BİR NESİL Mİ?

           

                                              (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu arşivi)

Ankara Gazi Üniversitesi tarafından 1986 yılında yapılan bir gençlik araştırmasında, Türkiye’de var olan sosyal ve ekonomik dengesizlikler sonucu, “Kaderci, teslimiyetçi, kişiliksiz” bir nesil yetiştiğine vurgu yapılmıştı.

ANKA’nın 12 Ağustos 1986 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yer alan haberine göre, Gazi Üniversitesi’nin 12-14 yaş arası gençler arasında yaptığı araştırmanın sonuçlarında, gençlerin kişilik yapılarının oluşmasında ve gelişmesinde aile ile eğitimin önemine dikkat çekiliyor. Araştırmada gençler, toplumda kişinin saygınlığının iyi bir eğitim görmeye ve iyi bir mesleğe sahip olmaya bağlı olduğuna inanıyorlar. Türk eğitim sisteminin ise genci “hayata ve gelecekteki sorumluluklara” hazırlama ve uygun bir mesleğe yöneltmede “yetersiz” kaldığına vurgu yapılıyor. Eğitim sisteminin yanı sıra üniversiteye girememenin açığa çıkardığı “başarısızlık” duygusu da gençlerde, “kişilik sorunu” yaratıyor.

Bunun yanında, ailesinden beklediği anlayışı bulamayan genç de arkadaşlarıyla “aşırı” biçimde özdeşleşerek kimliğini yitiriyor ve bunlara bağlı olarak “sorumsuz” davranışlar geliştiriyor.

Araştırmada, eğitim sistemindeki dengesizliklerin, sistem içindeki ve dışındaki gençlerin “kişilik” yapısını bozduğu vurgulanarak, “Gençliğin kişilik gelişmesinde esas sorumluluk aileye, yardımcılık ve uyarı görevi de devlete düşer” deniliyor.

Bu arada, eğitim sisteminin aynı zamanda gençlerin sosyal dengesini bozduğu sonucuna varılan araştırmaya göre, okuyan gençlerin hem derslerini, hem de sosyal ilişkilerini başarabilmeleri ve ikisi arasında dengeyi sağlayabilmeleri için, ders programlarının bu amaca yönelik olarak yeniden düzenlenmesi gerekiyor.

Öte yandan, araştırmacılar tarafından “düşündürücü davranış” olarak nitelenen bir diğer sonuç da gençlerin “tüketim kalıplarına” karşı olan isteklerinde “hoşgörülü” davranması şeklinde ortaya çıkıyor.

Araştırmaya göre, düşük gelir grubundaki gençler, “isteklerinin karşılanmasında” hoşgörülü bir tavır takınıyor ve ailelerinin maddi olanaklarıyla “her şeye” ulaşamayacaklarını düşünüyorlar. Gençler, “teslimiyetçi” bir tutumla bu tür tüketim kalıplarını yalnızca üst gelir gruplarına özgü istekler olarak değerlendiriyorlar.

Kitle iletişim araçlarının “özdeşleşme objeleri” ortaya çıkardığı ve “kimlik” saptamada önemli bir rol oynadığına dikkat çekilen araştırmaya göre, özellikle televizyondan kendine ve topluma “uygun bir kimlik” seçen gençler sorun yaratmıyor. Ancak gençler topluma ve kişiliklerine aykırı bir kimlik seçtiğinde çatışma başlıyor ve söz konusu özdeşleşme, kişinin sosyalleşmesi açısından sorun yaratıyor. Araştırmada, “Bunun engellenmesi için kitle iletişim araçlarında yapılan yayınların, vereceği mesajlar açısından incelenmesi iyi olur” deniliyor.

SOSYAL MEDYA VE ÇOCUK ÇETELER

Gazi Üniversitesi bu araştırmayı 1986 yılında yapmış… Muhakkak bu tarihten sonra da pek çok araştırmalar yapılmıştır, ancak ben yukarıdaki tespitlerden farklı bir sonucun çıkacağını sanmıyorum. Belki daha da vahim tespitler elde edilmiştir. Zira o tarihten bu yana sayısız televizyon kanalları açıldı, denetlenemeyen “sosyal medya” ile haşir-neşir olundu. “Çocuk Çeteler” oluştu, iş yerleri kurşunlatıldı, insanlar öldürtüldü…

Daha dün Güngören’de 15 yaşında bir çocuğun, 16 yaşında bir çocuğu “yan baktı”, “kötü baktı?” gibi basit bir sataşmayla bıçakla öldürmesi ise kan dondurucuydu.

1966 ya da 67 yılında o zaman köy olan ve benim de yaşadığım Esenler’in bir mahallesinde çekilen yukarıdaki fotoğrafa geleyim. Bu fotoğrafı neden paylaştım onu anlatayım. Çocukluğum ve öğrenim hayatımın iki yılını saymazsam İstanbul’da geçti. Çocukluğumda ve gençliğimde bir çocuğun bir çocuğu öldürdüğünü ne duydum ne de rast geldim. Memleketimde bir çocuğun arkadaşını bıçakla yaralaması dışında… Mahalle ve sokak kavgaları tabi ki oluyordu, ancak ölümlü bir kavgayı işitmedim. Kavgalarımız sonrası küsülü kalmamız ise bir hafta sürmez, barışırdık.

Varlıklı mıydık; değildik tabii. Bir kazak, bir gömlek ve bir lastik ayakkabı ile neredeyse bir yılımızı geçirirdik. İşte yukarıdaki fotoğrafı o yıllarda çocukluk arkadaşlığının ne kadar saf ve temiz olduğunu anlatması bakımından paylaştım.

Şimdi sonuç olarak kitle iletişim araçlarımı çocukları “canavarlaştırıyor” yoksa verilen eğitim-öğretim mi? Oysa ülkemizde okur-yazar oranı yüzde 90’ları aşmış, aileler 1980’lere göre daha eğitimli. Bu çocuklar ve gençler nasıl bu hale geldi. Bir kez değil binlerce kez düşünülüp tartışılması gerekmiyor mu?

(Süleyman Boyoğlu) 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder