Tarihçi-yazar Cemal Kutay, 7 Ekim 1978 tarihli Son Havadis gazetesindeki “Sohbet” adlı köşesinde Son Posta gazetesinin kurucularından ve 1945 yılında tahrip ve yağma edilen TAN gazetesinin sahibi gazeteci Mehmet Zekeriya Sertel’i anlatmış.
Cemal
Kutay, Zekeriya Sertel’in yazdığı “Nâzım
Hikmet’in Son Yılları” adlı kitabı ile ilgili yazısına şöyle başlamış:
“Rahatlıkla diyeceğim ki, Zekeriya Sertel, Nazım Hikmet’i gerçek yüzü ile anlatmadan gözlerini kapasa idi vazifesini yapmamış bir faninin azabı ile aramızdan ayrılacaktı. Onu yakından tanıyanlar kendisinden bu temel hizmeti beklemekte haklı idiler.
1890 doğumlu Mehmet Zekeriya bugün 88
yaşındadır. Bu yaş erişilmiş üst zirve olarak bir şeyler anlatabilme mutluluğuna varabilmiş kişiler için
susulacak zaman değildir: Zekeriya Sertel de, kendinden sonrakilere bazı şeyler söyliyebilecek insanlar
arasındadır. Vazifesini yapıyor… Ne mutlu o kişilere ki, bu çağlarda ortaya
koydukları, müsbet-menfi; iyi-kötü tartışmalara, tasdikler veya redlere konu
olabiliyor.”
SON POSTA GAZETESİ’NİN KURUCULARI
“Dört
arkadaş halka ve ülkeye dönük bir
gazete çıkarmak kararında idiler: Adını da Zekeriya koymuştu. Pek alışılmamış,
vatan millet sakarya dışı bir ad: SON POSTA.
Çünkü
Amerika’da, Columbia Üniversitesi’nde gazetecilik tahsili yapmıştı. Gazetenin
asıl ödevinin son haberleri verme
olduğu inancında idi. O günlerde böyle düşünebilmek, gazetecilik anlayışını
yadırgatan bir başka görüştü.
Ben
de sahibinin Gazi Mustafa Kemal olduğu Ankara’nın TEK gazetesi Hakimiyeti Milliye’de idim. SON
POSTA’nın hizmet anlayışına uyabilecek genç bir Ankara muhabiri arıyordu. Bu kalem aynı zamanda, milli mücadelenin
Türk vatan ve milletine vaat ettiği hizmetleri, yakın uzak geçmişle
kıyaslayabilecek nitelikte olacaktı: Hemen anlaştık. Hem asıl vazifeme devam
edecek, hatta Hakimiyeti Milliye’de olmanın imkanlarını, devletin resmi sesi’nde yer alamayacak gerçekleri SON POSTA
sütunlarında verecektik.”
Kutay,
gazetenin başlığı yanında üç sloganı da hâlâ hatırladığını belirterek, “Halkın Gözü, Halkın Kulağı, Halkın dili… SON POSTA’nın diğer üç
sahibi, Selim Ragıp Emeç. Ali Ekrem Uşaklıgil, Halil Lütfi Dördüncü fikir ve
basın hayatımıza kendi alanlarındaki hizmetleriyle iz bırakmış üç hatıra bugün…
Zannederim SON POSTA kadrosundan ikimiz kaldık hayatta” diyor.
KUTAY’A GÖRE SERTEL’İN SOLCULUĞU
Zekeriya Sertel’in İstanbul Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra Fransa’da Sarbonne Üniversitesi’nde sosyoloji okuduğunu, o yıllar ünlü Fransız sosyalist düşünürü Jean Jaures’in fikirlerinin hüküm sürdüğü yıllar olduğuna işaret eden Cemal Kutay, şunları yazıyor:
“Zekeriya’nın
SOL’culuk eğiliminin bugünkü ölçülerle hiçbir ilgisi yoktu. Jaures başında olduğu
1 Humanite gazetesinde, kurbanlarının başında bizim imparatorluğumuzun
bulunduğu sömürülen ülkelerin hakkını savunuyordu. Nitekim Balkan Harbinde
Türklüğe reva görülen haksızlıklara Fransız parlamentosunda tek başına karşı
çıkmıştı.”
Kutay,
Sertel’in Amerika dönüşünde Ankara’da MATBUAT UMUM MÜDÜRÜ olduğunu
hatırlatıyor:
“Hâlâ
yeri boş olan AYIN TARİHİ onun himmetidir. SON POSTA’ya aradığı Ankara Muhabiri’ni bulabilmek için
yıllar sonra geldiği zaman, beraberce şehrin semtlerini gezerken Milli Mücadele seneleri ile
kıyaslamalarını yapar. Bend Deresi’nin hâlâ açıktaki kirli su birikintilerine
bakarak: “-Daha Çankaya’dan keskin bir
gözün görebileceği yere elimiz uzanmadı. Türkiye büyük ülke… Zamanda sel gibi
akıyor.” dediğini hatırlarım.
Bütün bu teşhisler içinde şahsi yaşantısı, imkanlar elverdiği zaman mükemmel bir burjuva hüviyeti içinde idi: Yine aradan seneler geçmişti. Ben, Hakimiye Milliye’nin devamı olan ULUS’ta yazılarıma devam ediyor, bir yandan tarih kitaplarımı yayınlıyordum. Zekeriya SON POSTA’dan ayrılmış. TAN’a geçmişti. İttihad ve Terakki tefrikam TAN’da yer bulmuştu.”
1936
yılının yazında ULUS gazetesinin başyazarı Falih
Rıfkı Atay’ın kendisine; “-Gel
seninle Zekeriya’nın Moda’daki villasına gidelim de bir çay içelim…”
dediğini anlatan Cemal Kutay, şunları kaydediyor:
“Bugün
de yerinde olan ve Moda koyunu en güzel ve engin manzarası ile kucaklayan
bahçeli köşke girerken, Falih Rıfkı, o koskoca hakikatleri bir tek cümleye
sığdıran nükte gücü ile gülerek dedi ki:
“-İşte Zekeriya burada Moda koyu sosyalizmi yapıyor!...”
Bu
teşhisin içinde Zekeriya Sertel’in en mükemmel
tarifi’nin olduğuna inanmışımdır. Bugünkü solcular ona, eski tüfek diyorlar: Yanlış ve haksız…
Zekeriya hiçbir zaman onların sandığı ve bildiği anlamda SOL değildi: Sanırım
kendisini, eşi Sabiha Sertel’le karıştırıyorlar: Gerçek yapısı ile
tanımadıkları için…
Nazım
Hikmet kaosu Zekeriya’nın kalemi ile aydınlığa çıkmaktadır. EN BÜYÜK KOMÜNİST
BİR ŞAİRİ’nin dramı var: Hayal ettiği insancıl düşüncelerin KOMÜNİZM denilen
inkarlar ve zulümler tatbikatında asla gerçekleşemiyeceği hakikatinin yarattığı
acı dramın satırları… Bu, Nazım Hikmet adlı komünist şairinin de ruhu için
yerine getirilebilecek asil ve büyük dostluk
armağanı’dır: Zekeriya’nın yerine getirdiği hizmet, Nazım’ın gaflet yolunun
yeni yolcularını huzursuz edebilir. Etsin… Ama gerçekte bu emekte bahtsız bir
insanın kendinden sonra aynı çıkmaza ve ayıltma himmeti var: Gerçek dostluk da
budur zaten…
Ancak,
kendisinin yapabileceği bu hizmetin
her şeyden önce Nazım Hikmet için kefaret
olduğuna inanmış olmakdır ki, Zekeriya’yı, bu yaşında ve dinlenme köşesinde
vazife başı ettirmiştir: Benzer yol gafletindeki yolcuların şimşeklerini
üzerine çekme bahasına…
Eski
dostum hizmetlerine bir yenisini eklemiştir.”
(Süleyman
Boyoğlu)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder