18 Mart 2026 Çarşamba

KUTAY-SERTEL VE NÂZIM HİKMET...

 

        Tarihçi-yazar Cemal Kutay, 7 Ekim 1978 tarihli Son Havadis gazetesindeki “Sohbet” adlı köşesinde Son Posta gazetesinin kurucularından ve 1945 yılında tahrip ve yağma edilen TAN gazetesinin sahibi gazeteci Mehmet Zekeriya Sertel’i anlatmış.   

Cemal Kutay, Zekeriya Sertel’in yazdığı “Nâzım Hikmet’in Son Yılları” adlı kitabı ile ilgili yazısına şöyle başlamış:

“Rahatlıkla diyeceğim ki, Zekeriya Sertel, Nazım Hikmet’i gerçek yüzü ile anlatmadan gözlerini kapasa idi vazifesini yapmamış bir faninin azabı ile aramızdan ayrılacaktı. Onu yakından tanıyanlar kendisinden bu temel hizmeti beklemekte haklı idiler.

 1890 doğumlu Mehmet Zekeriya bugün 88 yaşındadır. Bu yaş erişilmiş üst zirve olarak bir şeyler anlatabilme mutluluğuna varabilmiş kişiler için susulacak zaman değildir: Zekeriya Sertel de, kendinden sonrakilere bazı şeyler söyliyebilecek insanlar arasındadır. Vazifesini yapıyor… Ne mutlu o kişilere ki, bu çağlarda ortaya koydukları, müsbet-menfi; iyi-kötü tartışmalara, tasdikler veya redlere konu olabiliyor.”

      SON POSTA GAZETESİ’NİN KURUCULARI

 Kutay, Zekeriya Sertel’i 1930’larda tanıdığını, o günlerde de emekleri ve imzası ile tanınmış fikir adamları arasında olduğuna vurgu yapıyor, şöyle devam ediyor:

“Dört arkadaş halka ve ülkeye dönük bir gazete çıkarmak kararında idiler: Adını da Zekeriya koymuştu. Pek alışılmamış, vatan millet sakarya dışı bir ad: SON POSTA.

Çünkü Amerika’da, Columbia Üniversitesi’nde gazetecilik tahsili yapmıştı. Gazetenin asıl ödevinin son haberleri verme olduğu inancında idi. O günlerde böyle düşünebilmek, gazetecilik anlayışını yadırgatan bir başka görüştü. 

Ben de sahibinin Gazi Mustafa Kemal olduğu Ankara’nın TEK gazetesi Hakimiyeti Milliye’de idim. SON POSTA’nın hizmet anlayışına uyabilecek genç bir Ankara muhabiri arıyordu. Bu kalem aynı zamanda, milli mücadelenin Türk vatan ve milletine vaat ettiği hizmetleri, yakın uzak geçmişle kıyaslayabilecek nitelikte olacaktı: Hemen anlaştık. Hem asıl vazifeme devam edecek, hatta Hakimiyeti Milliye’de olmanın imkanlarını, devletin resmi sesi’nde yer alamayacak gerçekleri SON POSTA sütunlarında verecektik.”

Kutay, gazetenin başlığı yanında üç sloganı da hâlâ hatırladığını belirterek, “Halkın Gözü, Halkın Kulağı, Halkın dili… SON POSTA’nın diğer üç sahibi, Selim Ragıp Emeç. Ali Ekrem Uşaklıgil, Halil Lütfi Dördüncü fikir ve basın hayatımıza kendi alanlarındaki hizmetleriyle iz bırakmış üç hatıra bugün… Zannederim SON POSTA kadrosundan ikimiz kaldık hayatta” diyor.

KUTAY’A GÖRE SERTEL’İN SOLCULUĞU

Zekeriya Sertel’in İstanbul Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra Fransa’da Sarbonne Üniversitesi’nde sosyoloji okuduğunu, o yıllar ünlü Fransız sosyalist düşünürü Jean Jaures’in fikirlerinin hüküm sürdüğü yıllar olduğuna işaret eden Cemal Kutay, şunları yazıyor:

“Zekeriya’nın SOL’culuk eğiliminin bugünkü ölçülerle hiçbir ilgisi yoktu. Jaures başında olduğu 1 Humanite gazetesinde, kurbanlarının başında bizim imparatorluğumuzun bulunduğu sömürülen ülkelerin hakkını savunuyordu. Nitekim Balkan Harbinde Türklüğe reva görülen haksızlıklara Fransız parlamentosunda tek başına karşı çıkmıştı.”

Kutay, Sertel’in Amerika dönüşünde Ankara’da MATBUAT UMUM MÜDÜRÜ olduğunu hatırlatıyor:

“Hâlâ yeri boş olan AYIN TARİHİ onun himmetidir. SON POSTA’ya aradığı Ankara Muhabiri’ni bulabilmek için yıllar sonra geldiği zaman, beraberce şehrin semtlerini gezerken Milli Mücadele seneleri ile kıyaslamalarını yapar. Bend Deresi’nin hâlâ açıktaki kirli su birikintilerine bakarak: “-Daha Çankaya’dan keskin bir gözün görebileceği yere elimiz uzanmadı. Türkiye büyük ülke… Zamanda sel gibi akıyor.” dediğini hatırlarım.

 “SERTEL MODA KOYU SOSYALİZMİ YAPIYOR!...”

Bütün bu teşhisler içinde şahsi yaşantısı, imkanlar elverdiği zaman mükemmel bir burjuva hüviyeti içinde idi: Yine aradan seneler geçmişti. Ben, Hakimiye Milliye’nin devamı olan ULUS’ta yazılarıma devam ediyor, bir yandan tarih kitaplarımı yayınlıyordum. Zekeriya SON POSTA’dan ayrılmış. TAN’a geçmişti. İttihad ve Terakki tefrikam TAN’da yer bulmuştu.”

1936 yılının yazında ULUS gazetesinin başyazarı Falih Rıfkı Atay’ın kendisine; “-Gel seninle Zekeriya’nın Moda’daki villasına gidelim de bir çay içelim…” dediğini anlatan Cemal Kutay, şunları kaydediyor:

“Bugün de yerinde olan ve Moda koyunu en güzel ve engin manzarası ile kucaklayan bahçeli köşke girerken, Falih Rıfkı, o koskoca hakikatleri bir tek cümleye sığdıran nükte gücü ile gülerek dedi ki:

“-İşte Zekeriya burada Moda koyu sosyalizmi yapıyor!...” 

Bu teşhisin içinde Zekeriya Sertel’in en mükemmel tarifi’nin olduğuna inanmışımdır. Bugünkü solcular ona, eski tüfek diyorlar: Yanlış ve haksız… Zekeriya hiçbir zaman onların sandığı ve bildiği anlamda SOL değildi: Sanırım kendisini, eşi Sabiha Sertel’le karıştırıyorlar: Gerçek yapısı ile tanımadıkları için…

Nazım Hikmet kaosu Zekeriya’nın kalemi ile aydınlığa çıkmaktadır. EN BÜYÜK KOMÜNİST BİR ŞAİRİ’nin dramı var: Hayal ettiği insancıl düşüncelerin KOMÜNİZM denilen inkarlar ve zulümler tatbikatında asla gerçekleşemiyeceği hakikatinin yarattığı acı dramın satırları… Bu, Nazım Hikmet adlı komünist şairinin de ruhu için yerine getirilebilecek asil ve büyük dostluk armağanı’dır: Zekeriya’nın yerine getirdiği hizmet, Nazım’ın gaflet yolunun yeni yolcularını huzursuz edebilir. Etsin… Ama gerçekte bu emekte bahtsız bir insanın kendinden sonra aynı çıkmaza ve ayıltma himmeti var: Gerçek dostluk da budur zaten…

Ancak, kendisinin yapabileceği bu hizmetin her şeyden önce Nazım Hikmet için kefaret olduğuna inanmış olmakdır ki, Zekeriya’yı, bu yaşında ve dinlenme köşesinde vazife başı ettirmiştir: Benzer yol gafletindeki yolcuların şimşeklerini üzerine çekme bahasına…

Eski dostum hizmetlerine bir yenisini eklemiştir.”

(Süleyman Boyoğlu)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder