Gazetede şöyle bir haber çıksa; “Ünlü bir şairimiz, camide
vaaz verdi!” diye… Ne düşünürsünüz ya da ne dersiniz? Sanırım önce; “Hayır
olamaz, şairin vaizlikle ne ilgisi var!” diye itiraz edersiniz. Hele günümüzde
böyle bir işe teşebbüste bulunmak korkusuz yürek ister…
Ancak, 1958 yılında çıkmış; hem de Ege’de
Ayvalık’ta… Kim mi bu cesur yürekli şair diyeceksiniz biliyorum. Hemen
söyleyeyim Erzincan-Tepecik köyü doğumlu 51 yaşında kaybettiğimiz Behçet Kemal Çağlar…
Ünlü şairimiz Çağlar, Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nde (TBMM) iki dönem Erzincan Milletvekili olarak hizmet eder.
Şemsettin Günaltay’ın başbakanlığa getirilmesi üzerine de 1949 yılının başında
milletvekilliğinden istifa eder.
Cumhuriyet
gazetesi 6 Mayıs 1958 tarihinde birinci sayfadan verdiği “Bir sanat adamının din adamlarına verdiği
ders” başlıklı haberine şöyle giriş yapıyor:
“Bir haber: Şair Behçet Kemal Çağlar,
Ayvalık camiinde ilk vaizini verdi. Behçet Kemal Çağlar şairliği bıraktı da
vaiz mi oldu? Devrimlerin şairi, Atatürk için mevlid yazan şair şimdi de din
adamlığına mı heves etti? Camilerdeki vaizlerin ne olduğunu, camilerde neler
söylendiğini hepimiz biliriz. Şair Çağlar, onlara benzer şeyler mi söyledi?
Camide şiir okunur mu? Yoksa Çağlar, orada bir şiir dünyası mı kurdu? Türlü
ihtimaller akla geliyor. Yoksa bütün bu söylenenler yalan mı? En iyisi şairi
arayıp bulmak..”
Gazetede haberi yazan gazetecinin imzası
yok, olsa yazacaktım. Yazan kişi; “Çağlar’ı radyoevindeki işinin başında bulduk”
diyor ve sorularına başlıyor…
-Şairlikten vâızlığa mı?
-Evet, vâızlığa.
-Nasıl oldu bu iş?
-Şaşma. Çok güzel oldu. Keşki bütün
vâızlarımız, azçok böyle olsa. Böyle vâızlar da verilse camilerde. Bu vâızdan
çok memnunum.
-Anlatın şunu.
-Nerede?
Gülerek:
-Camide değil canım. Sabret.
-Peki vâızı anlatıyordunuz hani?
ŞAİRİN
ARKADAŞLARININ RİCASI
-Zor iş bu iş. Ömrünüzde ilk olarak vaız
ediyordunuz?
-İlk olarak.
-Ne söyleceğinizi biliyor muydunuz?
-Hiç telaş etmedim. Her zaman ne
söyledimse, camide de onu söyleyecektim.
-Nasıl karşılanacaktınız camide? Bunu
biliyor muydunuz?
-Az çok kestiriyordum. Çünkü uzun
yıllardır bu halkı biliyordum.
-Evet, Bayram sabahı geldi erişti. Sonra?
-Çok heyecanlandınız herhalde.
-Çok kürsüye çıktım. Başladım konuşmağa.
-Oradaki konuşmanız olduğu gibi aklınızda
mı?
ALMANYA’DAN SEVDİĞİ KIZI GETİREN GENÇ
Ayvalıklılar, bu Bayram sabahı ben
buradan kara kuvvet aleyhine konuşacağım. Soruyorum size. Sizin toprağınızı,
varlığınızı, ırzınızı, nâmusunuzu düşman pençesinden kurtaran sapıtmış
halifemidir? Mustafa Kemal’in idam fermanını veren yobazlar mıdır?
-Bu soruya ne karşılık verdiler?
-Büyük bir çoğunluk ‘Mustafa Kemal ve
arkadaşları’, diye bağırdı.
CEMAATTEN
“ÂMİN” SESLERİ
(Amin sesleri)
Uzun uzun dinden, Türklerden Türklerin
İslamlığa hizmetlerinden bahsettim. Alparslandan, Alperenlerden söz açtım.
Fûzuliden şiirler okudum. Mevlânadan okudum. Yunustan okudum.
Yetmişiki millete bir göz ile bakmayan
Şer’in evliyasıyla hakikatte asidir.
Güzel Ayvalıktan söz açtım. Tam kırkbeş
dakika konuştum. Konuştum. İyilikten, medeniyetten, Türklerden.. Kara
kuvvetlerden.. Kara kuvvetin kötülüğünden…
-Olmadı. Hiçbir itiraz sesi, hiçbir
kimseden gelmedi. Tam aksi oldu. Bu vâızımdan dolayı ellerimi öpmek istiyen
ihtiyarlar oldu. Beni gelecek Bayrama da Ayvalık camiinde vaaza davet ettiler.
Öylesine canı gönülden, herkes, genç yaşlı herkes, öylesine içten beni vaaza
davet ettiler ki..
-Demek gelecek Bayrama da Ayvalık
camiinde?...
Çağlar güldü. Ben de yanından ayrıldım.
(Süleyman Boyoğlu)




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder