7 Haziran 2026 Pazar

CAMİDE VAAZ VEREN ŞAİR...

 

Gazetede şöyle bir haber çıksa; “Ünlü bir şairimiz, camide vaaz verdi!” diye… Ne düşünürsünüz ya da ne dersiniz? Sanırım önce; “Hayır olamaz, şairin vaizlikle ne ilgisi var!” diye itiraz edersiniz. Hele günümüzde böyle bir işe teşebbüste bulunmak korkusuz yürek ister…

       Ancak, 1958 yılında çıkmış; hem de Ege’de Ayvalık’ta… Kim mi bu cesur yürekli şair diyeceksiniz biliyorum. Hemen söyleyeyim Erzincan-Tepecik köyü doğumlu 51 yaşında kaybettiğimiz Behçet Kemal Çağlar

       Ünlü şairimiz Çağlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) iki dönem Erzincan Milletvekili olarak hizmet eder. Şemsettin Günaltay’ın başbakanlığa getirilmesi üzerine de 1949 yılının başında milletvekilliğinden istifa eder.

       Cumhuriyet gazetesi 6 Mayıs 1958 tarihinde birinci sayfadan verdiği “Bir sanat adamının din adamlarına verdiği ders” başlıklı haberine şöyle giriş yapıyor:

       “Bir haber: Şair Behçet Kemal Çağlar, Ayvalık camiinde ilk vaizini verdi. Behçet Kemal Çağlar şairliği bıraktı da vaiz mi oldu? Devrimlerin şairi, Atatürk için mevlid yazan şair şimdi de din adamlığına mı heves etti? Camilerdeki vaizlerin ne olduğunu, camilerde neler söylendiğini hepimiz biliriz. Şair Çağlar, onlara benzer şeyler mi söyledi? Camide şiir okunur mu? Yoksa Çağlar, orada bir şiir dünyası mı kurdu? Türlü ihtimaller akla geliyor. Yoksa bütün bu söylenenler yalan mı? En iyisi şairi arayıp bulmak..”

       Gazetede haberi yazan gazetecinin imzası yok, olsa yazacaktım. Yazan kişi; “Çağlar’ı radyoevindeki işinin başında bulduk” diyor ve sorularına başlıyor…

       -Şairlikten vâızlığa mı?

       -Evet, vâızlığa.

       -Nasıl oldu bu iş?

       -Şaşma. Çok güzel oldu. Keşki bütün vâızlarımız, azçok böyle olsa. Böyle vâızlar da verilse camilerde. Bu vâızdan çok memnunum.

       -Anlatın şunu.

        VAPURLA YALOVA’YA GEÇİŞ

        -Bayramı şu gürültüden, şu şehrin hayhuyundan uzakta geçirmek için buradan vapurla Yalova’ya geçtik. Oradan Bursa’ya, Bursa’dan Egeye geçtik. Balıkesir, Susurluk.. Susurluk çayına eğilmiş ihtiyar söğüt köklerinde yeni baharın filizleri, yeni bir hayatı müjdeliyordu. Suya sarkan dallar, büyük şehirlerde kuyruk manzaralarından bunalmış ruhumuza yeni bir şevk yeni bir umuttan haber iletiyordu. Derken efendim, Ayvalık’ta karar kıldık. Ayvalık’ta eski dostlar etrafımızı sardılar. Bu salı da şiir dünyamızı Ayvalık’ta yaşatmayı teklif ettiler.

       -Nerede?

       Gülerek:

       -Camide değil canım. Sabret.

       -Peki vâızı anlatıyordunuz hani?

                             

                       ŞAİRİN ARKADAŞLARININ RİCASI

        -Dur canım. Ona da geleceğiz. Salı günü şiir dünyasını yapmağa karar verdik. Bir arkadaş ‘bu iyi ama, senden bir ricamız daha var’ dedi. ‘Nedir o’ dedim. ‘Yarın sabah bayram. Bayram namazı arasında tam kırkbeş dakikada halka vâzetmek adettir. Yarın Müftü gelip vâzedeceğim dedi ama, gelmez. Gel bu kırkbeş dakikayı sen doldur. Sen vâizet burada.’ ‘Nasıl olur?’ dedim. Ben ne imamım, ne de Müftüyüm. Arkadaş, vâız demek, yalnız softanın gürül gürül bir sesle arada âyetler, hâdisler okuyup, Cehennem âzabından ve Cennet safasından dem vurması değildir ki.. dedi. Asıl vaız camie toplanan halkı yeni bir inanma şevkile doldurup her iki dünya için nasıl faydalı olunabileceğini anlatmaktır’. Çok ısrar ettiler oradakiler de..’

       -Zor iş bu iş. Ömrünüzde ilk olarak vaız ediyordunuz?

       -İlk olarak.

       -Ne söyleceğinizi biliyor muydunuz?

       -Hiç telaş etmedim. Her zaman ne söyledimse, camide de onu söyleyecektim.

       -Nasıl karşılanacaktınız camide? Bunu biliyor muydunuz?

       -Az çok kestiriyordum. Çünkü uzun yıllardır bu halkı biliyordum.

       -Evet, Bayram sabahı geldi erişti. Sonra?

             AYVALIK CAMİİ HINCA HINÇ DOLU

        -Camiye geldim ki hınca hınç dolmuş. Benim vaız vereceğim akşamdan bütün kasabaya yayılmış. Kasabanın hemen bütün halkı benim vaız vereceğim camie toplanmış. Sabah namazını kıldıktan sonra, baktım ki halkın gözü vâız verilecek kürsüye çevrilmiş. Bekliyorlar. Ağır ağır, ayaklarımın ucuna basa basa saflar arasından kürsüye doğru ilerledim. Ortalıkta çık yoktu.

       -Çok heyecanlandınız herhalde.

       -Çok kürsüye çıktım. Başladım konuşmağa.

       -Oradaki konuşmanız olduğu gibi aklınızda mı?

        ALMANYA’DAN SEVDİĞİ KIZI GETİREN GENÇ

        -Evet olduğu gibi. Şöyle başladım. Kelime kelime, cümle cümle aynı. (Dar görüşlü, kara vicdanlı, cahil softaların şehit ettiği Kubilay’ın mezarını ziyaret yolunda Ayvalık’ta geceledim. Bu camide söz aldım. –Bu caminin bir hikâyesi var. Çok hazin bir hikâye. Ayvalıklı bir genç Almanya’ya tahsile gitmiş. Orada bir kızla sevişmiş, kızla evlenmiş. Ayvalığa getirmiş karısını. Ama bir soğukluk içine düşmüş ki… Kara cehalet yakasına yapışmış. Binmiş sırtına. Anası yüz vermemiş, ne kıza ne de oğluna. Softaların telkinleri yüzünden intihar etmiş genç. Babası da bu camii onun ruhu için yaptırmış.

       Ayvalıklılar, bu Bayram sabahı ben buradan kara kuvvet aleyhine konuşacağım. Soruyorum size. Sizin toprağınızı, varlığınızı, ırzınızı, nâmusunuzu düşman pençesinden kurtaran sapıtmış halifemidir? Mustafa Kemal’in idam fermanını veren yobazlar mıdır?

       -Bu soruya ne karşılık verdiler?

       -Büyük bir çoğunluk ‘Mustafa Kemal ve arkadaşları’, diye bağırdı.

                           


                         CEMAATTEN “ÂMİN” SESLERİ

        Ben devam ettim. Dini böyle yobazların elinde hasis menfaatlere alet olmaktan kurtaran, Allah’la kul arasına hiç bir simsarın girmesine fırsat vermeyen Atatürk’ü dinsizlikle kötüleyen kara kuvveti ve dinimize, şerefimize göz dikmiş kızıl kuvveti Allah kahhar ismile kahretsin!

       (Amin sesleri)

       Uzun uzun dinden, Türklerden Türklerin İslamlığa hizmetlerinden bahsettim. Alparslandan, Alperenlerden söz açtım. Fûzuliden şiirler okudum. Mevlânadan okudum. Yunustan okudum.

       Yetmişiki millete bir göz ile bakmayan

       Şer’in evliyasıyla hakikatte asidir.

       Güzel Ayvalıktan söz açtım. Tam kırkbeş dakika konuştum. Konuştum. İyilikten, medeniyetten, Türklerden.. Kara kuvvetlerden.. Kara kuvvetin kötülüğünden…

             GELECEK BAYRAMA DA VAAZA DAVET

        -Bu kadar konuştunuz da halkta bir tek kişi olsun bu sözlerinize karşı koymadı mı? Koymadı diyelim. Camide böyle de vâız verilir mi diyen olmadı mı?

       -Olmadı. Hiçbir itiraz sesi, hiçbir kimseden gelmedi. Tam aksi oldu. Bu vâızımdan dolayı ellerimi öpmek istiyen ihtiyarlar oldu. Beni gelecek Bayrama da Ayvalık camiinde vaaza davet ettiler. Öylesine canı gönülden, herkes, genç yaşlı herkes, öylesine içten beni vaaza davet ettiler ki..

       -Demek gelecek Bayrama da Ayvalık camiinde?...

       Çağlar güldü. Ben de yanından ayrıldım.

(Süleyman Boyoğlu)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder