“Türkiye, Rusya’dan S 400 hava savunma sistemi aldı” diye, ABD’nin söz verdiği F 35 uçaklarını vermemek için oyalama taktiği yıllardır sürüyor. Türkiye ise bu modern savaş uçaklarından almak için uğraşıp duruyor…
Türkiye bu savaş uçaklarını niye filosuna katmak istiyor? Çünkü günümüzde en etkili savaş uçaklarından olduğu için. Ben şimdi ukalalık edip bu konuda fazla ahkâm kesmek istemiyorum. Çok anladığım bir konu da değil…
Yalnız, tarihçi-yazar Orhan Koloğlu, Tarih ve Toplum Dergisi’nin 1988 yılı Şubat sayısında, “Gözlem Uçuşundan Saldırıya-Dünya’da İlk Hava Savaşı” başlıklı bir yazı kaleme almış, bu yazıdan faydalanacağım…
Dünyada 1782’de Fransız “Mongolfier Kardeşler”in balon
denemelerinin başarısından sonra havada uçma denemeleri hızla artar. 1789’da
balonlar savaş gözetleme aracı olarak kullanılmaya başlar. 1849
Avusturya-Venedik, 1860 Amerikan-İç, 1870-71 Prusya-Fransa savaşlarında ise
balon hem gözetleme, hem de insan ve eşya taşımak için kullanılır.
1900 yılına gelindiğinde uluslararası balon yarışmaları
yapılır. Bir yandan da uçak ve güdümlü hava araçları araştırmaları bir hayli
ilerler. 1903’de Wrigh Kardeşler, motorlu uçakla ilk uçuşu başarırlar. 1908
yılında havada uçakla iki saat 20 dakika kalarak rekor kırarlar.
1909’da ise dünyanın ilk uçak yarışı düzenlenir. Fransız
pilot Bleriot, Manş Denizi’ni aşarak yarışı kazanır. Bu yarışı kazanan aracın
niteliği üzerinde uzun tartışmalar yapılır; “Uçak mı yoksa balon mu daha
etkendir? Hava araçları savaş silahı olarak kullanılabilir mi?” diye…
O yıllarda genellikle ülkelerin Savaş Bakanlıkları balonu
savaş aracı olarak tercih ederler, buna yatırım yaparlar. Uçak henüz bir spor
ve yarışma aracı olarak sayılır. İngiltere, Almanya, Belçika, İtalya gibi
ülkelerde uçak yarışları düzenlenir ve büyük ödüller verilir. 1911 yılı
başlarında uçaklarla iki rekor kırılır. Saatte
İTALYA ASKERİ BALON
KULLANIR
Bu arada, İtalya ilk kez 1884’de askeri balon birliği kurar ve 1877’de Eritre sömürgesini ele geçirirken askeri balonlar kullanır. Yine İtalyanlar 1905’de ilk uçak denemeleri yaparken 1907’de balonlarla ilk askeri hava manevrasını dener. 1908’den itibaren de Savaş Bakanlığı hava kuvvetlerini geliştirmek için sistemli bir şekilde çalışır. Kendi balon ve uçaklarını yapabilecek seviyeye ulaşır. 1910’da ilk havacı kurbanını verir. 1911 yılı Mayıs’ında askeri uçuş okulunu açar. Libya savaşının ilanından önce büyük askeri manevralara hava kuvvetleri de katılır.
Hava araçlarının bu hızlı gelişmesi üzerine savaşta da kullanılmasını akla getirir. Uluslararası konferanslarda konu ele alınır. Çoğunlukla hukuk profesörlerinin katıldığı tartışmada; “Hava savaşı sanıldığı kadar barbar nitelikli olamaz, denizaltı savaşı ve mayın konarak hazırlanan tuzaklar ondan çok daha kanlıdır” görüşü benimsenir.
OSMANLI’DA BALON
GÖSTERİSİNE DAHİ İZİN VERİLMEZ
1909 yılı Mayıs ayında bir Fransız balonu, 1909 Kasım ve Aralık ayında ise iki Fransız pilotu İstanbul’da uçak gösterisi yaparlar. Konuyla Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa bizzat ilgilenir, yeni aracın önemini kavrar…
1910 yılında Avrupa’daki ateşe militerlerden bu konuda
ayrıntılı bilgi istenir, eğitim için subaylar gönderilir. Mısırlı Ahmet Zeki Paşa, 1 Mayıs 1911’de Mısır
Enstitüsü’nde yaptığı konuşmada, konuya gösterilen ilgiyi anlatır ve Fararb’lı
Türk bilgini El Cevheri’nin
Nişabur’da kanat takarak uçma deneyiminde bulunduğunu açıklar.
Osmanlı’nın o sıralarda Fransa’da Bleriot okullarında eğitim gören Yüzbaşı Fesa ve Teğmen Kenan’dan başka hiçbir şeyi yoktur; ne bir balon ne de bir uçak…
29 Eylül 1911’de İtalya savaş ilan ettiğinde muazzam bir
filo ve yüz bini aşkın askerin yanında 11 subay, 30 kara er yardımcısı, bir
onbaşı, 9 uçaktan oluşan hava birliğine sahiptir. 22 Ekim 1911 günü Yüzbaşı Piazza, “Bleriot” marka
uçağıyla Türk cephesi üzerinde ilk denem uçuşu yapar. Ertesi gün Piazza,
Aziziye kışlası üzerinde ilk hizmet uçuşunu yapar. Bu dünya tarihinde, havadan
daha ağır (balon olmayan) bir aracın ilk savaş gözlem uçuşudur.
18-19 Ocak 1912 Gargariş saldırısında 25 şehit ve 117
yaralı verilmesinde uçak ve balonların önemli katkısı olur. 4 Mart 1912’den
itibaren de gece uçuşlarına başlanılır, böylece gece baskınları hazırlıkları
gözlenir.
HAVADAN BOMBARDIMANIN İLK KEZ DENENMESİ
1911-12 savaşının insanlık tarihi açısından en önemli yanının, havadan bombardımanın ilk kez bu savaşta denenmiş olmasıdır. İlginç olan, 1 Kasım 1911 günü İtalyan Teğmen Gavotti adlı pilot, dünyada ilk kez biri Ayn Zara’ya, üçü de Tacura’ya olmak üzere, savaşta uçaktan bomba atmasıdır. Ondan sonra havadan bombardıman artarak devam eder.
Atılan bombalar “Cipelli” bombalarıdır. Yuvarlak ve mandal
için çıkıntılı, portakaldan biraz büyük, iki kilo ağırlığındaydılar. Pilot
bunları elle atar. Uçağın idaresini kaybetmemek için de mandalı dişi ile söker.
Bunlardan başka İsveç “Haasen” bombaları da kullanılır. Daha sonra içi
saçmalarla dolu İtalyan bombası ve yangın bombası da atılır.
28 Kasım 1911’de ilk uçak kazası yaşanır. İtalyanlar çabuk
davranıp, uçağı kendi taraflarına çekerler. Daha sonra ilk Türk hava
şehitlerinden olan Sadık Bey’in, Bingazi tarafından mitralyöz ateşiyle bir
uçağın pervanesini parçalayıp yere inmeğe zorladığı bilinir. Uçağın altında
çıkarılan havacı Moizo, Türk mülazim
Ragıp Efendi’ye teslim olur. Moizo’yu Aziziye Tabyası’na götürür. Komutan Neşet
Bey ve Kurmay Başkanı Fethi Bey uçağa girip inceleme yaparlar.
15 Aralık 1911’de Osmanlı kuvvetleri, Yarbay Roberti’nin
uçağına karşı topçu atışı yaparlar. 31 Ocak 1912’de 27 kurşunla yaralanan ilk
pilot da Carlo Monti olur.
İleri ülkeler dahil, Osmanlı’da da;“Balon mu alınsın,
yoksa uçak mı?” tartışmaları başlar. Bu tartışma Trablus Savaşı günlerinden
sonra da çözülmez. Yetkililerin konunun yabancısı olması yanında balon ve uçak
şirketleri temsilcilerinin kendi mallarını satmak için yarışa girmeleri de karar
vermeyi zorlaştırır. Bütün dünyaca hangisinin daha uygun olduğuna ise ancak
savaşın sonunda karar verilir.
1912 yılı başlarında, Osmanlı Harbiye Nezareti pilot
yetiştirmek üzere Fransa’ya subaylar gönderir. İki uçakla bir de balon satın
alır. Enver Bey (Paşa), hatıralarında uçak alınması için fakir bedevilerin bin
lira topladıklarını, karargâhındaki subay ve şeyhlerin de katkısıyla toplanan
paranın 600 İngiliz lirasını aştığını anlatır.
YENİ BİR SAVAŞ ALANI
Genel değerlendirmelerde, 1911-12 savaşına bakarak hava savaşlarının gelecekteki önemini kavrayanlar çıkar. General Douher; “Yeni bir silah belirdi: hava araçları; yeni bir savaş alanı açıldı; gökyüzü; savaş tarihine yeni bir olay eklendi: havada savaş ilkesi” der.
Libya Savaşı’nda uçaktan çok deniz kuvvetlerinin önemi ön
plana çıkar. Birinci Dünya Savaşı’nda ise Türkiye de dahil bütün ülkeler, hava
kuvvetlerine az oranda dayanır. Uçaktan savaş aracı olarak yararlanmaya ikinci
yıldan itibaren başlarlar. Buna karşılık, elle atılan bombaya yerden mavzer
tüfeğiyle karşılık vermekle başlayan “Hava Savaşları Çağı”, ondan 34 yıl sonra
bir bombayla 80 bin kişinin bir anda öldürülmesi aşamasına ulaşır. 75 yıl sonra
ise “Yıldızlar Savaşı” dönemine varır…
YEŞİLKÖY’DEN KALKAN UÇAKLAR
8 Şubat 1914 tarihinde büyük bir törenle İstanbul-Yeşilköy’de büyük bir törenle iki uçak Mısır’a uğurlamayı planlar. O dönemde Batılılar için bile iddialı sayılabilecek bir girişimi gerçekleştirmeye kalkışır. İstanbul-Adana-Halep-Beyrut-Şam-Kudüs-Kahire üzerinden İskenderiye’ye 2 bin 500 kilometrelik bir uçuş yapmayı planlar. Henüz uçakların narin yapılı olduğu ve pilotların da korumasız olduğu bir dönemde başta dört bin metreye ulaşan Toroslar olmak üzere birçok dağı nasıl aşacaklardı. Asıl önemlisi de mevsimin kış olmasıdır. Bu nedenle konaklayacakları yerlerde peşinen gerekli tamir önlemleri alınır.
Bütün dünyada uçak yarışları yapıldığı bir sırada böyle
büyük bir girişimin Türk toplumunda büyük bir heyecan yaratır. Konuyla başta
Harbiye Nazırı Enver Paşa olmak
üzere, bütün hükümet yakından ilgilenir.
Bu arada, uçaklardan “Muavenet-i Milliyet” adındakini
Fethi Bey kullanıyordu. Râsıt’ı (yardımcısı) Yüzbaşı Sadık Bey’dir. “Prens
Celâleddin” adındakinin pilotluğunu da Yüzbaşı Nuri Bey yapar. Râsıt’ı ise
Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey’dir.
Mısır’da iki uçağın bir hafta içinde Kahire’ye varmaları
beklenir. Tören hazırlıkları yapılır. Hidiv, pilotları kabul edip yemek
verecektir. Ayrıca Birinci Vezir de yemek verecektir. İskenderiye de başında
Hidiv ailesi Ömer Tosun Paşa’nın bulunduğu bir komisyon kurulur. Uçaklara ve
pilotlara büyük bir karşılama yapma hazırlığı yapılır.
Şam’dan Kudüs’e uçarken Taberiye Gölü yakınında Cehennem Vadisi’nde sebebi belli olmayan bir kaza sonucu Fethi ve Sadık Beyler şehit olurlar.
Beyrut İngiliz Konsolosu, 2 Mart 1914 tarihinde
İstanbul’daki elçiye gönderdiği raporda kazayı şöyle anlatır:
“Türk havacıları Fethi ve Sadık Beylerin buraya gelişine
ait 19 Şubat 1914 tarihli raporuna ek olarak, 28 Şubat günü Valiye, her
ikisinin de uçaklarının Tiberias Gölü yakınlarındaki bir kazada düşmesi sonucu
öldükleri haberinin geldiğini üzülerek bildiririm.
Kazanın, gölün alçak seviyesine ani inişten doğan kötü
hava koşullarından ileri geldiği söyleniyor.
Bu iki genç subayın ölümü burada, bütün halk
tabakalarında, genel bir sempati yarattı ve 1 Mart’ta Şam’da yapılan cenaze
töreninde hazır bulunmak üzere buradan da bir heyet gönderildi. En kıdemli
olarak yaptığım öneri üzerine Beyrut’taki bütün konsolosluklar bayraklarını
yarıya indirdiler. Bu davranışımızı Vali ve yerli basın şükranla andı.
Kadersiz havacılar için, kentin ana camiinde dün yapılan
dualardan ayrıca, gelecek Cuma da büyük bir anma töreni düzenlenecek. Bu
ülkedeki uzun deneyimim sırasında, ne kadar önemli ya da popüler olursa olsun,
kimse için böyle bir gönel kaynaşmaya tanık olmamıştım.
5 Mart tarihli ek not: Evvelki raporumda bahsini ettiğim
Osmanlı askeri havacısı Nuri Bey, bugün Şam’dan geldi, yanında Teğmen Hakkı Bey
de var. Yarın Yafa üzerinden Mısır’a gidecekler..”
Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında Türkiye kendi uçağını
yapma girişimde bulunur, iyi pilotlar yetiştirir, ancak “gizli bir el” ya da
“güç”, bu girişimleri engeller.
Bugün de Rusya’dan aldığımız “S 400 hava savunma sistemi”
yüzünden bir sürü yaptırımla karşı karşıya kalıyoruz. Bu engelleri aşmanın yolu
ise kendi uçağını, kendi sistemlerini kurmak ve geliştirmekle olur. Daha
yapacak çok işimiz ve yolumuz var; hiçbir şey kolay olmuyor, olmayacak da…
Ama önce kafa yapımızı değiştirmemiz yanında, dış
politikamızı da gözden geçirmemiz gerekir diye düşünüyorum…
(Süleyman Boyoğlu)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder