29 Eylül 2012 Cumartesi

ATEŞ NESİN DEDESİ ABDÜLAZİZ'İN EVİNDE...

                                 
                                                     (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)
                          
                                                             ŞEBİNKARAHİSAR NOTLARI...

        Babam Aziz Nesin, 1959 yılında  armatör Malik Yolaç'ın sahibi bulunduğu Akşam gazetesinde çalışırken, gazetesi adına bir yurt gezisine çıkar. Bu gezisinde, ata diyarı, baba ocağı Şebinkarahisar'a da uğrar. Aziz Nesin Şebinkarahisar'a gittiği zaman 44 yaşında şöhret basamaklarını hızla tırmanan genç bir gazeteci-yazardır.
        Ben ise utanarak söylüyorum, bugüne dek çok gitmeyi arzu etmeme rağmen Şebinkarahisar'a ilk kez, hemşehrilerimin isteği ve desteği, özellikle de eski adıyla Gölve, yeni adıyla da Ocaktaşı olan köyümüz derneğinin değerli başkanı Sayın Yakup Şeker'in davetiyle, ancak ilerlemiş bir yaşta, köyümüzün geleneksel olarak (Geçen yıl terör nedeniyle yapılamayan) 20 yıldır Luvat yaylasında gerçekleştirilen  festivaline eşimle  gidebildim.
        Bu arada  aynı günlerle çakışan ilçenin festivalini de görmek şansını yakaladım. Ben böyle bir gecikmenin geçerli bir mazereti olabileceğini kabul etmiyorum.. Ama yine de, "Geç olsun temiz olsun" sözünün arkasına sığınmaktan başka elimden başka bir şey gelmiyor. Bu konuda tek tesellim ve sevincim bu dünyadan göç etmeden önce oraları gidip görebilmiş olabilmem ve geleneklerine  bağlı olan babamın isabetli bir kararla aile kütüğümüzü Şebinkarahisar'da bırakmasıdır diyebilirim.

                                                   "YAŞAMIMIN EN HEYECANLI ANI"

       Yaşamımın en heyecanlı, duygusal ve anlamlı anlarından birini ben, şenliğe giderken uğradığım atalarımın köyü olan Ocaktaşı köyünde yaşadım. Dedemin (Abdülaziz) evinin bulunduğu bahçe kapısını itip içeriye adım attığımda, sanki buradan bir kaç gün önce bir iş için çıkıp gitmiş ve şimdi de geriye dönmüşüm gibi geldi bana. Altı hâlâ ahır olan köhne evin taş basamaklarını çıkıp, beni bekleyen tertemiz yatağıma uzanıp dinlenmek için sabırsızlanıyordum adeta. Heyecanım gerçekten doruğa ulaşmıştı. Duygularımın her bir yanımdan taşıp fışkırmasını  frenleyemiyordum.

                                         "HEMŞEHRİLERİMLE BİRLİKTE GÖZ YAŞI DÖKTÜM"

       Daha sonra İstek üzerine yaylada yapmış olduğum kısa konuşmamda ise neler dediğimi tam olarak anımsayamıyorum şimdi. Sadece bir ara ağladığımı, çevremde toplanmış hemşehrilerimin de benimle birlikte  göz yaşı döktüklerini ve ellerinde kağıt mendillerle sildiklerini gördüm. Bir ara içlerinden biri, o Anadolu insanının olanca saflığıyla bana dönüp, "Aynı konuşmayı bir kez daha yapabilir misin amca" dedi! Hemen anımsatayım; bu bölgenin insanları, hemşehriler birbirlerine sıkça amca diye hitap ediyorlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder