2 Eylül 2012 Pazar

FANATİK FENERLİ HAKAN TRAFİK KAZASI GEÇİRDİ..


       Bu Pazar Kartal’da engelli arabasıyla (1 Eylül Cumartesi günü) kuzeninin nikâhına giderken, kapısı açık bir minibüsün çarpmasıyla yere düşen ve ayak bileğinde iki kırıkla kazayı ucuz atlatan akrabam Hakan Boyoğlu’nu Rahmanlar’daki evinde ziyarete gittim.
                           
                                             Trafik kazası geçiren Hakan Boyoğlu
       Kartal’a gitmek için evden yine öğleden sonra ayrıldım. Metrobüsle Uzunçayır durağına kadar gittim. Burada Rahmanlar’dan geçen ve Kartal’a giden 21/A İETT otobüsüne bindim. Hakan’ların benim daha önce gittiğim adresteki daireden başka bir yere taşındıklarını öğrenmiştim, ama yeni evlerine hiç gitmemiştim.
        Otobüsten indikten sonra cep telefonuyla bir süre önce kalp krizi geçirerek Koşuyolu Kalp Hastanesi’ne kaldırılan ve birkaç gün önce taburcu edilen Hakan’ın babasını (Mahmut) aradım. Oturdukları sokağı ve binayı tarif etti. Rahmanlar’da geçtiğim sokaklar çok ferahtı. Binalar insanların üstüne üstüne gelmiyordu.
                                                     El emeği göz nuru işi satıcı tezgahları...
        Apartmana yaklaştığımda babası pencereden bana el salladı. Apartmanın kapısından içeri girip asansöre yöneldiğimde, yıllar öncesine gittim. Sanırım bir bayramdı, ailece Hakan’ları ziyarete gitmiştik. Asansöre bindik, daha bir kat çıkmadan dört kişilik aile arızalanan asansörün içinde kaldık. O zaman çok küçük olan kızlarım çok korkmuşlardı, bugün o kötü anımızı anımsadım. Aradan çok yıllar geçtiği için korku hissetmeden asansöre bindim; dördüncü katın düğmesine bastım…
                                                       Kartal sahili ve çocuklar...
       Daireye girdiğimde benden başka ziyaretçileri yoktu; Hakan’la bolca sohbet ettik. Hakan kaza sonrası olayın şokundan olsa gerek minibüs şoförüne bir şeyinin olmadığını söylüyor, minibüs şoförü de gaza basıp gidiyor. Bir müddet sonra şiddetli ağrı hissedince çevredeki vatandaşlar tarafından Hakan yakın olan devlet hastanesine kaldırılıyor. Polis ifadesinde de minibüs şoförüne bir zarar gelmemesi için:
      - Ben ters yoldan ilerliyordum, minibüsün açık kapısı bana çarptı!, diye ifade veriyor.
       Hakan koyu bir Fenerbahçeli… Fenerbahçe’de top koşturmuş bütün ünlü futbolcuların hemen hepsiyle fotoğrafları var. Takımının İstanbul’daki hiçbir maçını kaçırmaz. Unutuyordum, sadece Hakan fanatik değil annesi (Meliha)-babası da öyle; ailece Fenerliler… Annesi de Fener’in hiçbir maçını Hakan’a eşlik ettiği için kaçırmaz…
                                             Kayalıklar ve açıkta demir atan gemiler...
       Kendimin de eski bir Fenerbahçeli olduğumu söyleyince üzüldüler… İknaya çalıştılar, ama başaramadılar. Çaylarımızı içerken, Hakan’ın ünlü Fenerbahçeli futbolcularla çektirdiği fotoğrafları birlikte gözden geçirdik. Sonra annesine (Meliha) pozlar verdik. Ben de onların fotoğrafını çekiyordum ki, kapı zili çaldı. İlk konukları Hakan’ın iki teyzesi ve kızları idi. İkinci zilin ardından gelenler ise halası, kocası ve çocuklarıydı. Onların ardından büyük teyzesinin kızı ve kocası kapıdan içeri girdi. Kalkıp gitmeye yeltendim, “Olmaz… Daha yeni geldin…” deyip oturttular. Oysa yeni değildi, bir saatten fazla olmuştu. Derken kapı zili bir daha çaldı, bu kez kapıdan içeri girenlerin hiç birini tanımıyordum; “Hadi bana eyvallah” deyip, Hakan’la ve ailesiyle vedalaşıp apartmandan çıktım.
       Ara sokaklardan yürüyerek Toprak Yol’a vardım. Toprak Yol’dan Kartal Meydanı’na doğru yürüdüm. Tren alt geçidinin altından meydana çıktım. Hemşerilerin ve akrabaların bol olduğu Kartal’da hiç kimseye rastlamadım. Birkaç tur attım. Ortaköy, Kadıköy, Bakırköy’de olduğu gibi meydanda çoğunluk kadınlardan oluşan insanlar, el işi göz nuru bir şeyler satıyorlardı. Meydanı biraz bakımsız buldum. Sonra sahile yöneldim.
        Sahilde bir ara denize değil de 1980’li yıllara dalıp gittim. İki yıl kadar hem acı, hem hüzün, hem de mutluluk yaşadığım Rahmanlar’daki bir diğer akrabamın evinde geçirdiğim günler bir film şeridi gibi gözümün önünde akıp gitti… Sanki o yaşadıklarım bir rüyaydı ve de hiç yaşanmamıştı. Filmlerde öğle değil miydi? Bazılarının senaryosu iyi yazılıyor, bazılarının kötü… Filmlerin çoğunda iyiler kazanıyordu, ama gerçek hayatta bizim ülkemizde iyilerin kazandığına hiç şahit olmadım, olan varsa bana da anlatsın…
                                            Neyzen Tevfik heykelindeki yazıyı okuyan bir adam...
       Rüyadan erken çıktım; çay bahçelerinin arasından geçtim. İkinci alt geçitten geçtim.  Neyzen Tevfik’in heykeli ile bir kez daha (birkaç ay önce bir akşam heykelin fotoğrafını çekmiştim) karşılaştım. Bir adam heykelin altında yazan yazıyı okuyordu, dikkatimi çekti; deklanşöre bir kez daha dokundum. Durağa geçtim, yine homurtulu bir şekilde Kartal-Kadıköy hattında çalışan eski bir otobüse bindim. Camdan sağa sola bakındım; hemen hemen bütün ilçelerde yükselen gökdelenlere rastlamadım. Belki de göremedim, ancak bu durum beni sevindirdi.        
       (Yazı ve Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)
         

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder