YAYIN KURULU: Süleyman Boyoğlu, Raşit Yakalı, Ali Kılıç, Gürcan Arıtürk, Rüya Özkalkan. /Bu blog Basın Ahlâk Yasası'na tamamen uyar ve amatör bir ruhla hazırlanır. Yazı ve fotoğraflar izinsiz kullanılamaz. Kullananlar hakkında yasal işlem başlatılır../
4 Ekim 2015 Pazar
GAZİANTEP FOTOĞRAFLARI...
Güneydoğu'nun en önemli sanayi kentlerinden biri olan Gaziantep, böyle giderse İstanbul'u aratmayacak. Her geçen gün artan nüfus ve çarpık kentleşme kirliliği de beraberinde getiriyor. Alleben Deresi'nin iki yakasında korunan tarihi ağaçlar ve yapılan parklar kente nefes aldırıyor. Ancak Şehit Kamil Stadı'nın yakınındaki köprüden sonra arıtılmadan bırakılan kanalizasyon suları Alleban Deresi'ni mahvediyor. Kokusu adeta İstanbul Kadıköy'deki Kurbağalıdere'yi aratmıyor... Buraya kadar berrak bir görünüm sergileyen dere, çevreye pis kokular salarak yoluna devam ediyor. Yemek kültürü ete dayalı olan kentin insanları sıcak, ancak konuştukça ırkçı tavra büründükleri de gözden kaçmıyor.
(Yazı ve Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)
Etiketler:
Alleben Deresi,
Cevdet Günebakan,
Gaziantep Bakırcılar Çarşısı,
Gaziantep Fotoğrafları,
Gaziantep Şehit Kamil
2 Ekim 2015 Cuma
TGF'DEN GÜNEYDOĞU DEKLARASYONU...
TGF: “GAZETECİLER TEHDİT ALTINDA”
Türkiye Gazeteciler Federasyonu (TGF) Yönetim Kurulu yazılı bir açıklama yaptı. TGF açıklamasında şunlar kaydedildi:
"Zor günlerden geçen ve artan terör olayları nedeniyle bir anlamda olağanüstü bir dönem yaşayan ülkemizde gazetecilik mesleğini icra etmek giderek zorlaşmakta, gazeteciler çok yönlü tehdit, baskı ve gözdağı girişimlerine maruz kalmaktadırlar.
"Zor günlerden geçen ve artan terör olayları nedeniyle bir anlamda olağanüstü bir dönem yaşayan ülkemizde gazetecilik mesleğini icra etmek giderek zorlaşmakta, gazeteciler çok yönlü tehdit, baskı ve gözdağı girişimlerine maruz kalmaktadırlar.
Üzüntüyle vurgulamak gerekiyor ki, tüm bunlara son zamanlarda keyfi gözaltı uygulamaları, hakaret ve darp gibi, meslektaşlarımızı sindirmeye ve görevlerini yapamaz hale getirmeye yönelik, asla kabul edilemez tavırlar eklenmiştir.
Son olarak ABD uçaklarının Diyarbakır’a inmesiyle ilgili gelişmeleri haberleştirme amacıyla bu sabah Diyarbakır Havaalanı’na giden Habertürk Diyarbakır Temsilcisi Mehmet Veysi İpek ile gazeteci Mehmet Çakan gözaltına alınmışlar, başlarına silah doğrultulup, “Göstereceğiz size” türünden sözlerle tehdit edilerek kötü muameleye tabi tutulmuşlardır. Her iki meslektaşımız bir süre sonra “Yanlış anlamayın, bizler de insanız ve bugünlerde psikolojimiz farklı” denilerek serbest bırakılmışlardır.
İki ay önce Nusaybin’de başlayan saldırılara benzer olaylar ne yazık ki Güneydoğu’nun diğer il ve ilçelerinde de gün be gün yaşanmakta gazeteciler hakaret, gözaltı ve darp uygulamalarıyla karşı karşıya kalmaktadırlar. Son 1 hafta içerisinde Siirt, Batman, Hakkari ve Diyarbakır’da aralarında DİHA ve Azadiya Welat Gazetesi, A Haber ile Silvan ilçesinde görev yapan gazetecilere karşı güvenlik görevlilerin takındığı hasmane tavır manidardır. Bu tutum doğrudan halkın haber alma özgürlüğüne yönelik saldırıdır. Sabah Gazetesi Şırnak Muhabiri Sekban Kuden, DHA Muhabiri Ebubekir Toprak, yerel gazete haber müdürlerinden Cafer Balık hakaret, dipçikle darp ve gözaltı girişimlerine maruz kalan meslektaşlarımızdan sadece bazılarıdır.
Kabul etmek gerekiyor ki; terör saldırılarının yoğunlaştığı dönemler en hassas süreçleri de beraberinde getirir. Adeta iki arada bir derede kalan ve zaten terör odaklarının baskısı altında bulunan gazetecilerin de böylesi dönemlerde elbette ki görevlerini daha bir dikkatle yapması gerekir.
Ancak bilinmesi gereken bir gerçek daha var. Devlet asla hukuk dışına çıkamaz ve güvenlik görevlilerinin “duygusallık” gibi bir mazereti olamaz. Psikolojik gerekçelerle gazetecilerin gözaltına alınması, hakaretlere maruz bırakılmaları, daha da ötesi darp edilmelerinin ise hiçbir açıklaması olamaz.
TGF olarak bölgede görev yapan devlet yetkililerine sesleniyoruz. En acımasız savaşlarda dahi gazetecilerin olabildiğince sağlıklı ve güvenlikli bir şekilde görev yapabilmelerine olanak tanınır, onların can ve mal güvenliği sadece ve sadece resmi görevlilerinin sorumluluğundadır.
Güneydoğu’da terör örgütünün bilinen baskı yöntemleriyle zaten korkutulup sindirilmeye çalışılan meslektaşlarımızın, buna ilave olarak bir de insan onuruna aykırı yöntemlerle devlet kıskacına alınmak istenmesi kesinlikle kabul edilemez.
Vurgulamak isteriz ki;
Ülkemizde ve yurt dışında üyemiz olan 82 meslek örgütümüz adına; her türlü riski göze alarak, ailelerinden, çoluk çocuklarından günlerce uzakta kalma pahasına ve hayatlarının her an tehlike altında olduğunu bilerek Güneydoğu’da görev yapmaya gayret eden meslektaşlarımızın sesi olmayı ısrarla sürdürecek, onların yaşadıkları sıkıntı ve sorunların takipçisi olmaya da devam edeceğiz."
26 Eylül 2015 Cumartesi
DEVLETİ ARAYAN KADIN!..
(Yazı ve Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)
23 Eylül 2015 Çarşamba
KURBANLIKLARLA SOHBET!..
İstanbul-Merter'de bir apartmanın bahçesine getirilen üç adet kurbanlık, çocuklar için eğlence oldu. Çocuklardan bazıları kopardıkları söğüt dallarını kurbanlıklara yedirmeye çalışırken, kimileri de sohbet etmeyi yeğledi. Çocukların ilgisinden mi yoksa sıkıldığından mı bir kurbanlık "mölemeye" başladı. Kurbanlığın bağırmasını kendince yorumlayan bir çocuk arkadaşlarına, "Yarın kesileceksin dedim, korktu! Mölemeye başladı" deyince, bu tercümeye kahkahalarla gülmemek için kendimi zor tuttum.
Kesim anı!
Yasağa uyan yok!
(Yazı ve Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)
Kesim anı!
Yasağa uyan yok!
(Yazı ve Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)
19 Eylül 2015 Cumartesi
GAZİANTEPLİ SANATÇI CEVDET GÜNEBAKAN...
Cevdet Günebakan
Ailece Gaziantep
Çarşısı’nı ziyaret edip dönerken, Bey Mahallesi’nde müzik aletleri satan bir
dükkânın kapısında çakılıp kaldım. Müzik aletlerini incelerken; “Buyurun bir
çayımızı için” daveti üzerine küçük kızımla dükkândan içeri giriverdik. Müzik
aletlerini yakından incelerken, bizi içeri buyur eden kişi kendisini tanıttı, sohbet
etmeye başladım.
Cevdet Günebakan, dükkânın
üst katında oturduğunu, iki katlı binanın yaklaşık 200 yıllık bir bina olduğunu
söyledi. “Binanın Ermeniler mi yoksa Yahudi’lerden mi kalma” olduğunu sordum. “O
kadarını bilmiyorum” dedi. Sormamın sebebi; tarihi evlerin bulunduğu daracık
sokakları ile dikkat çeken Bey Mahallesi’nde eskiden Ermeni ve Yahudi’lerin
oturduğuna dair bilgi edinmiş, bolca fotoğraf çekmiştim.
Çaylarımızı
yudumlarken, Günebakan duvara asılı bağlamasını indirdi, eline aldı; “Size bir türkü söyleyeyim
mi?” dedi. Bağlama çalması ve sesinin nasıl olduğunu bilmediğim halde, bir halk
müziği sevdalısı olarak; “Tabii buyurun, memnuniyetle dinleriz” dedim. Başladı
söylemeye:
Verem ettin sen beni
Nasıl verem olmayım
Eller saracak seni
Ben sana yandım gelin
Yanağı allı gelin
Gaziantep yolunda
Öldürdün beni gelin
Bahçalarda meleme
Yar göğsün düğmeleme
Ölürsem kanlım sensin
Gözlerin sürmeleme
Ben sana yandım gelin
Yanağı allı gelin
Gaziantep yolunda
Öldürdün beni gelin
Bahçalarda saz olur
Gül açılır yaz olur
Ben yarime gül demem
Gülün ömrü az olur
Ben sana yandım gelin
Yanağı allı gelin
Gaziantep yolunda
Öldürdün beni gelin.
Cevdet
Günebakan, çok sevdiğim anonim bir türkü olan bu türküyü kendisinin derlediğini
söyleyince daha da mutlu oldum. Ardından "Ela gözlüm ben bu elden gidersem", "Çarşamba'yı sel aldı" adlı türküleri de söyledi. Söylediği
türkülere ben de eşlik ettim. Küçük kızım da bizi hem fotoğrafladı, hem de
kayda aldı. Günebakan'ın türkü yorumlarını ikimiz de çok beğendik.
Günebakan,
TRT’nin çektiği bir belgeselde yer aldığını da belirterek, “Artık eski dostluklar
ve özlü sözlerle türkü yakan sanatçı
yok. Bu beni çok üzüyor. Tabii bir de unutulmak!” diyerek bizi hüzünlü bir
şekilde uğurladı.
Prof. Dr.
Ahmet Rasim Küçükusta, internet sitesinde: “Verem, türkülerimizde çok kullanılan
bir temadır. ‘Bahçalarda Mor Meni Türküsü’ bir Ermeni kıza âşık olan genci
anlatır. Genç hem aşkından verem olmuştur ve hem de sevdiğine ulaşamamıştır.
Aralarında bir de din sorunu vardır. Çare de ya Ermeni kızın Müslüman olması,
ya da gencin Ermeni olmasıdır. Ne güzel, ne dertli türküdür bu” der ve türkünün
doğru sözlerinin şöyle olduğunu yazar:
Verem ettin sen beni,
Ya sen İslam ol Ahcik,
Ya ben olam Ermeni…(Yazı ve Fotoğraflar: Ayça-Süleyman Boyoğlu)
18 Eylül 2015 Cuma
MUTLULUĞUN FOTOĞRAFI...
Büyük şair Nâzım Hikmet, ünlü ressam Abidin Dino'ya "Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?" demiş. Mutluluğun resmini yapmak zordur, ama fotoğrafını çekmek hiç de zor değilmiş! Suriye'deki savaştan kaçıp Türkiye'ye sığınan insanlar her yerde olduğu gibi Gaziantep'te de çok zor şartlar altında yaşamlarını sürdürüyorlar. Büyükleriyle beraber zorlu yaşama katlanan küçük çocuklar, fırsat buldukça eğlenmeyi kaçırmıyorlar. Fotoğrafta biri kız üç çocuk Şehitkamil ile Şahinbey ilçelerini birbirinden ayıran Alleben Deresi'nin kenarındaki bir parkta eğleniyorlar. Hele oyun aletinin üzerine sırtüstü uzanan ve yaşıtı olan bir erkek çocuğunun oyun aletini döndürmesiyle kendinden geçen minik kızın keyfine ise diyecek yok...
(Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)
(Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)
7 Ağustos 2015 Cuma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

