Tarihte öyle olaylar vardır ki aradan yüz yıllar geçse bile güncelliğini korur ve zaman zaman tartışmalara neden olur. Bunlardan bir tanesi “Simavna Kadısı Şeyh Bedreddin Mahmud Olayı”dır. Osmanlı İmparatorluğu’nun “fetret” döneminde kendinden söz ettiren Şeyh Bedreddin, çeşitli suçlamalara maruz kalmasına rağmen çevresinde binlerce “mürit” toplamayı başaran bir şahsiyettir…
“Yarin yanağından gayrı her şey ortaktır”
diyen ve Osmanlı yönetimine karşı ayaklanan Şeyh Bedreddin’in Müslüman
olmadığı, hatta Yahudi olduğu bile iddia edilir. Doğru da olabilir, çünkü
etrafında topladığı insanların ırkına, dinine bakmadan onları kucaklamıştır. Büyük
bir zekâya sahip olduğu; hem fıkıh hem tasavvuf, hem de siyaset alanında önemli
bir kişilik olduğu bilinir. Ne olursa olsun, savunduğu fikirler yaşadığı
dönemde epeyce taraftar bulur. 1400’lü yıllarda “komünizm” nedir bilinmezken, günümüzde
kendisine “Osmanlı’da komünizmi ilk uygulamaya çalışan kişi” yakıştırmaları
yapılır.
Tarihçi ve Türkçü yazar İsmail Hami Danişmend, Osmanlı Padişahı Yıldırım Bâyezid’in yenilgisiyle sonuçlanan ve genellikle “Ankara Muhârabesi” diye anılan “Çubuk-Ova Bozgunu” üzerine 1402 yılından 1413 senesine kadar süren “Fetret” ya da “Fâsıla-i saltanat” devrinde Şehzâde Süleyman, İsa, Musa ve Mehmet Çelebi’lerin saltanat mücadelesine giriştikleri sırada “komünizm cereyânı”nın zuhur ettiğini belirtiyor; “Bu cereyan bir müddet sonra Çelebi-Sultan Mehmet devrinde hem Anadolu’da hem Rumeli’de bir komünist ihtilâli şeklini aldığı için tenkil edilmiştir” diyor..
Danişmend, Türk Yurdu dergisinin Nisan 1966 tarihli 322.
sayısında “Osmanlıların İlk Devrindeki Komünizm Hareketleri” başlığında bir
yazı kaleme alır. Danişmend, komünizmin yeni bir şey olmadığını vurgu yapıyor,
şöyle devam ediyor:
“Hem muhtelif asırlarda, hem muhtelif memleketlerde
görülmüş solak bir cereyandır.
Bu cereyânı ortaya atmış olmakla meşhur Osmanlı komünisti
(Simavna kadısı oğlu Şeyh Bedrüdin Mahmud) Osmanlı menbâlarında umumiytle (Şeyh
Bedrüddin-i Simavi) ismiyle anılır.
Bu adam, Anadolu Selçuklularından veyahut daha kuvvetli
bir rivayete göre Selçuki vezirlerinden birinin nesline mensup olduğu rivâyet
edilen (Kadı İsrail) isminde bir âlimin oğludur. Takriben 1368 tarihine doğru
Edirne civarındaki ‘Simavna’ veyahut daha zayıf bir rivâyete göre de Kütahya
vilayetindeki ‘Simav’ kasabasında dünyaya gelmiştir. Tahsili Konya, Mekke ve
Kahire gibi o devrin en mühim ilim merkezlerindendir. Mısır sultanı (Barkuk),
‘Timurleng) ve bazı Osmanlı hükümdarlarıyla münasebet ve temasta bulunduğundan
bahsedilir.”
ŞEYH BEDREDDİN’İN BÜYÜK ZEKÂSI
İsmail Hami Danişmend, Şeyh Bedreddin’in bilgisini küçümsemez, hakkını teslim eder:
“İlmi seviyesi ve büyük zekâsıyle beraber bir nevi
çılgınlığı da vardır. Bilhassa ilmi salahiyeti hem Tasavvuf, hem Fıkıh, hem
siyaset sahalarında şâmildir.
Muhtelif eserleri vardır: En mühümi, Fetret devrinde
şehzade (Musâ-Çelebi) Edirne’de saltanatını ilân edince Kazaskerlik makamına
tâyin edildiği zaman bir nevi ‘Mecelle’ veyahut ‘Medeni kanun’ mahiyetinde
yazdığı ve 1411 senesi 28 Haziran Pazar günü bitirdiği ‘Câmi-ül fusûleyn’
ismindeki Fıkha âit eseridir.
Tasavvuftaki telâkkilerini gösteren en meşhur eseri de
‘Vâridât’ ismindekidir.”
“Felsefesinin esası “Pentheisme=Vahdet-vücud’a dayanır!”
diyen Danişmend, şunları söyler:
“Madde âleminin mahlûk olmayıp ezeli ve ebedi olduğunu
müdafaa eder! İslâmiyetin ‘Mahşer’ ve ‘Âhiret’ esaslarını bile reddettikten
başka, ‘Melek’ ve ‘Şeytan’ mefhumlarını da ‘İyilik ve Fenalık’ kuvvetleri şeklinde
anlatır! Bu vaziyete göre Müslümen değil, şiddetli bir ‘Materialist=Maddeci’
demektir!..
Halk kütlesini alâkadar eden fikirler de bütün mevzuata
mugayirdir: Çünkü (Şeyh Bedrüddin Mahmud) bu cephesi itibariyle çok şiddetli
bir komünisttir. Bütün mallarla mülklerin ve arazinin taksimini yâni mülkiyetin
ılgasını, Müslümanlıkla Hıristiyanlık ve Yahudilik arasındaki farkların
kaldırılmasını ve bunlar arasında müsâvât olmasını ister ve üstelik İslâm
dininde ‘Muharremât’ ismi verilen memnûniyyetlerin ‘İstihlal’ini, yani helâl
sayılmasını tervic eder! Yalnız kadın meselesinde iştirâki tecviz edip etmediği
pek belli değildir; hattâ müritlerine izâfi edilen ‘Mum söndürme’ âdetinin
kendisiyle alâkadar olup olmadığı da şüpheli kalmış bir meseledir.”
BEDREDDİN’İN PROPAGANDAYA BAŞLAMASI
Şeyh Bedrettin’in yukarıda belirtilen esaslara dayanan umumi propaganda hareketinin Musa Çelebi’den sonra başlamış olmakla beraber, bu fikirlerin büyük bir siyasi hareket şeklini almadan evvel de halk arasında İntişâra başlamış olabileceğini vurgu yapan Danişmend, şunları kaydediyor:
“Hattâ (Musa-Çelebi)nin İstanbul ve Edirne civarlarındaki
ilk mağlubiyetlerinden sonra (Süleyman-Çelebi)’nin vaziyetini sarsmak için
yapılan siyasi propagandada Müslümanlarla beraber Hıristiyanları da kazanmak
için bu cazip safsatalardan istifade edilmiş olmak ihtimali de tahmin
edilmektedir!
Müslüman ve Hıristiyan köylü kütlelerine dayanarak iş
başına gelmiş olan (Musa-Çelebi)’nin eski Osmanlı aristokrasisini temsil eden
beylere karşı gösterdiği şiddetle onları kendisinden soğutup bazılarının
Bizans’la Sırbistan’a ve kimisinin (Mehmet-Çelebi)’ye ilticâsı, Bizans
imparatoruyla Sırp Kralının ve Rumeli hudutlarındaki Türk beylerinin bir müddet
sonra (Mehmet-Çelebi)’ye taraftar olması gibi vaziyetlerde de Garp
müelliflerinden bazıları hep bu komünizm fikirlerinin tesirlerini
sezmektedirler: Bazı Osmanlı menbâlarında (Musâ-Çelebi)’nin beylere fenâ
muamele ettiği ve hattâ bir çoklarını öldürüp yerlerine kendi adamlarını tâyin
ettikten başka mallarıyla mülklerini de zaptttiği için yüksek sınıfın
kendisinden yüz çevirdiği hakkında bir takım rivâyetler vardır; meselâ (Cevri)
tarihinin şu fıkrası bu bakımdan çok mühimdir:
“Taht-i hükmünde olan ümerâya bed-gümân olmağla ekserisini
katle meşgul olup kendi havâs-u huddâmını yerlerine nasb ve anların
emvâl-ü-emlâkini gasbedüp (Emir Süleyman)a ettikleri bivefâlığı bu hususa
bahâne emekle her biri kendinden rûgerdân olmuşlar idi; (Sultan Mehmed)in
Rumeli cânibine teşrifini dil-ü-cân ile khâhân olmuştur idi…”
ŞEYH BEDREDDİN’İN İZNİK’E SÜRÜLMESİ
Bu fıkrada görüldüğü gibi (Musa-Çelebi)nin beylere düşmanlığı Osmanlı menbâlarında kardeşine ihânet etmiş olan bu beylerin nihayet kendisine ihanet edeceklerinden şüphelenmiş olmasıyla izâh edilir: Fakat (Cevri) bunun bir bahâneden ibâret olduğuna kaani’dir. (Aşık Paşa-zade) ise tarihinde (Musa Çelebi)den bahsederken:
“Her sancağı kendinin bir kuluna verdi”
demek suretiyle eski beylerin mevkilerinden atılmış ve
yerlerine kullarla köleler getirilmiş olduğunu anlatır! (Lütfi Paşa) da:
“Musâ-Çelebi gayet yavuz idi ve hem Rumelini sevmezdi”
dedikten başka, sancaklarına hep kendi kullarını tâyin
eden (Musâ)nın fikirlerinde, gerekse bu gibi icraâtında komünist (Şeyh
Bedrüddin Mahmud)un çok büyük bir tesiri bulunduğu muhakkaktır. (Musa
Çelebi)nin cemiyet nizâmına uymayan icraâtı muhtelif devletlerin (Mehmet
Çelebi)ye yardım etmesiyle neticelenmiş ve nihayet 1413 tarihindeki
“Çamurlu-ova” zaferinde (Mehmet) Musâ’yı izâle ederek Anadolu ve Rumelinde
bütün Osmanlı ülkesine hâkim olunca hem “Fetret” devri nihâyet bulmuş, hem
(Şeyh Bedrüddin) oğlu, kızı ve sâir âile efrâdiyle beraber Edirne’den İznik
şehrine sürülmüştür. Bu itibarla (Çelebi-Sultan Mehmed)in cülûsu, o zamanki
Osmanlı komünizmine bir darbe teşkil etmiş demektir.”
ŞEYH BEDRETTİN’İN İZNİK’TEN KAÇMASI
“Komünist şeyhin fikirlerini neşreden bir çok müritleri
vardır: Bunların en meşhuru, (Şeyh)in kazaskerliği zamanında kethüdasi ve
sonradan halifesi olan (Börklüce-Mustafa)dır.Bu kuvvetli propagandacı İzmir
civarındaki Kara-burun’da etrafına binlerce taraftar toplayarak isyân bayrağını
açıp devletin başına büyük bir gaile çıkardığı sırada (Şeyh Bedrüddin Mahmud)
da İznik’den kaçıp Kastamonu hükümdarı (İsfendiyar Bey)in delâletiyle Sinop
limanından bir gemiye binerek Eflak sâhillerine çıkmış ve ondan sonra da Prens
(Mirçe)nin yardımıyla Silistre üzerinden “Deliorman”a geçip Rumelideki
taraftarlarının başında hükümeti zaptetmek üzere Edirne üzerine yürümeye
başlamıştır.”
Bu komünist ihtilâlinin aynı zamanda hem Anadolu’da, hem
Rumeli’nde olmasının çok esaslı bir surette tertip edildiğini gösterdiğine
dikkat çeken Danişmend, “Bilhassa (İsfendiyar Bey)le prens (Mirçe)nin bu
tertibâta dahil oldukları ve müşterek maksatlarının da “Fetret” devrinden henüz
kurtulmuş olan Osmanlı devletinin başına eskisinden daha büyük bir buhran
çıkarmaktan ibaret olduğu muhakkaktır” diyor.
BÖRKLÜCE MUSTAFA VE TORLAK KEMAL
Şeyh Bedreddin’in müritlerinden Börlüce Mustafa ile Torlak Kemal’in taraftarlarına da değinen İsmail Hami Danişmend, şöyle devam ediyor:
“Börklüce Mustafa’nın topladığı kuvvet hakkında üç binden
on bine kadar muhtelif rivâyetler vardır. Manisa taraflarında da gene bu
teşkilata mensup (Torlak-Kemal) isminde bir Yahudi binlerce taraftar bulmuş ve
bunlar da bazı menbâlarda “Kemal’ler” ismini almıştır: Bu harekete bir
yahudinin de iştirâk etmesi (Şeyh Bedrüddin)in din ve mezhep farklarına
bakmamasındandır.
Anadolu’taki Komünist hareketinin merkezleri Kara-burun ve
Manisa’dır: Birincisini (Börklüce Mustafa) ikincisini de (Torlak-Kemal) idare
etmiştir. Bu Anadolu isyanlarının tenkiline Amasya vâlisi şehzade (Murat Bey)le
vezir (Bâyezit Paşa)nın şehzade (Murat)la beraber olmayıp Rumeli tarafına (Şeyh
Bedrüddin Mahmud) üzerine giden kuvvetlere kumanda ettiği hakkında da bir
rivâyet vardır. Anadolu tarafında ilkönce Kara-burun hareketi bastırılıp
(Börlüce-Mustafa) 1420 târihinde idam edilmiş, ondan sonra da Manisa
taraflarındaki “Kemaller” tenkil edilip (Torlak-Kemal) gebertülmiştir.”
BEDREDDİN’İN İDAM FETVASINA İMZA ATMASI
“Bir rivayete göre de kuvvet sevkettiği anlaşılmaktadır.
(Şeyh Bedrüddin)in hile ile veyahut baskınla tutulduğu rivâyet edilir. Bir
rivayete göre de Kara-burun ve Manisa hareketlerinin tenkili Şeyh’in
etrafındaki taraftarlarının dağılmasına ve bu suretle (Bedrüddin)in kolayca
tenkil edilebilmesine sebep olmuştur. Baskın hareketini Kapucu-başı (Elvan
Bey)in yaptığı rivâyet edilir. (Şeyh Bedrüddin) yakalandıktan sonra şahsiyetinin
ehemmiyetinden dolayı (Çelebi-Sultan Mehmed)in emriyle ulemâdan mürekkep bir
hey’et tarafından sorguya çekilip muhâkeme edilmiş ve hattâ pek tuhaf bir
rivâyete göre idam fetvâsını kendisi de imza etmiştir!
(Şeyh Bedrüddin)in çıplak olarak idam edildiği hakkında da
bir rivâyet vardır: Bu mühlik adam takriben 1368-1369 tarihlerinde dünyaya
gelmiş olduğuna göre, idamında elli iki yaşlarında olması lâzımgelir.
Eski Osmanlı komünizmi, işte böyle çılgınca bir kanlı
harekettir ve zaten muhalif devirlerle muhtelif memleketlerdeki komünist
hareketlerinin hepsi böyledir.”
Şeyh Bedreddin’in 1359 yılında doğduğu, isyan sonrası Serez
çarşısında kimilerine göre 1417 kimilerine göre 1418 yılında idam edildiği
belirtilir. Ancak, Çemberlitaş’taki mezarının mezar taşının üzerinde doğum tarihi 1359, ölüm tarihi de 1418
olarak yazılıdır.
Serez, Yunanistan sınırları içinde kaldığı için Şeyh
Bedreddin’in cenazesi ancak 1924 yılında yapılan Lozan Mübadelesi sonrası
Türkiye’ye getirilir. Bir çinko kutu içerisinde Türkiye’ye getirilen Şeyh
Bedreddin’in kemikleri ve bir miktar toprak önce Sultanahmet Camii’nin
mahfilinde, sonra Topkapı Müzesi’nde uzun yıllar muhafaza edilir. 29 Kasım 1961
yılında ise Bakanlar Kurulu kararıyla 2. Mahmut Türbesi’nin de bulunduğu
mezarlıkta toprakla buluşturulur.
(Süleyman Boyoğlu)











