15 Nisan 2020 Çarşamba

GEÇMİŞ ZAMAN SİYAH-BEYAZ FOTOĞRAFLARI...

        Ne zaman hüzünlensem aklıma çakılan görüntüler siyah-beyaz fotoğraflar oluyor. Başka bir renk algılayamıyorum (sanırım bana özgü bir durum değil…) ve ne zaman siyah-beyaz fotoğraf görsem hüzünleniyorum. Beynimden çıkardığım ilk çivi hüzün oluyor…
        Gariptir ama bu hüzün duygusu beni mutlu ediyor.
        Gönderdiğin fotoğraflara baktıkça beynimdeki tokmak sesleri geriye çekiliyor şu an savaşı kaybetmek üzereler.
        Aristo mantığında yalnızca siyah-beyaz vardır-Belki de büyük düşünür Beşiktaşlıydı. Kim bilir!
        Bulanık yani gri mantık yüzyıllar sonra (elli yıl kadar önce) belirsizliklerle çalışabilme, çözebilme yöntemi olarak ortaya çıktı, çıkarıldı. Bu beni mutlu ediyor işte…
        Fotoğraf salt fotoğraf değildir.
Yayınlanan ikinci kitabının ilk sayfalarındaki “içindekiler” bölümünün ne kadar önemli olduğunu tartıştığımızı ve “önemli” olmasında mutabık kaldığımızı anımsarsın.
       Siyah-beyaz fotoğrafların tek tek hazin öyküleri olduğuna inanırım.  Önemli olan onları konuşturmak… Bak göreceksin sana anlatacakları o kadar çok şey var ki…
       “İçindekiler” bölümü ile yetinmemek gerek, içine dalmak, biraz kazımak çok fazla eşelemek gerek. Biraz kurcaladığında önce isimleri bulacaksın belli belirsiz, sonra o isimlere maske takacaksın. O maskeler sen resmi eşeledikçe şekil alacaklar; bir elinde ıspatula diğerinde fırça dünyanın en yaratıcı heykeltıraşı, en iyi portre yapanı sen olacaksın ve her şey illa siyah-beyaz olacak.
        Sonra şekil verdiğin o maskelerin ne kadar tanıdık veya ne kadar tanımadık olduklarını gözlüğünün üzerinden bakarak küçük kızına anlatacaksın. Kırpıştırdığın gözündeki bir damla yaşı parmağınla silerken iliklerine işleyen o tatlı hüznü yudumlayacaksın. Şakağında pıt pıt atan o incecik damarın maskelerden en arkada kalanının geçmişten gelen ve beyninin bir kıvrımında kireçlenmeye yüz tutmuş o masum kini nasıl da eritip ter ile birlikte akıttığına tanık olacaksın-tarih bunları yazacak…
         Fotoğraf… İlla siyah-beyaz olanı…
        Adamı konuşturuyor…

Yazı: Sakip BAYHAN
Fotoğraflar: Saadet Berköz Canoğlu'nun arşivinden...

17 Mart 2020 Salı

TÜRKİYE İLE İLGİLİ İKİ ARAŞTIRMA...


              Gürcan ARITÜRK

            Gözden kaçmasın, aşağıdaki ''Babalık Araştırması'' normal diyebileceğimiz ama kanıksamamamız gereken bir durumu ortaya koyuyor. ''Okuma Süresi Araştırması'' ise AB bağlantılı olmasa ''kendi kendimize gaz mı?'' diyebileceğimiz türden sonuç veriyor. Ne olur bu ikinci araştırmadan yine de ''okuyoruz işte'' sonucu çıkarmayalım. Ne okuduğumuza da bakalım. Aşağıda biri yerli öteki uluslararası 2 bilimsel araştırmayı özetledim. Birinci araştırma sonucunu yapan Vakfın adında anne ve çocuğun yanında babanın olmaması da araştırma sonuçları hakkında ipucu veriyor sanki!  İkinci araştırma sonuçlarını okurken, yıllar önce üniversitede istatistik dersi hocamız rahmetli Profesör Erden Öney'in ''2 tür yalan vardır, birinin mumu yatsıya yanar. Ama istatiki yalanın sönmez'' deyişini akılda tutmanızı da isterim. G.A   

                    TÜRKİYE'DE BABALIK ARAŞTIRMASI
             (AÇEV'in araştırmasına 51 ilden 3 bin 235 baba katıldı.)

           Türkiye'de babaların yüzde 91'i çocuk bakımında birincil sorumlunun anne olduğunu söylüyor.              
           Türkiye'de babalık araştırmasına göre babalar en çok çocuklarının zihinsel gelişimi konusunda desteğe ihtiyaç duyuyor.
           Anne Çocuk Eğitim Vakfı'nın 51 ilden 3 bin 235 baba ile gerçekleştirdiği araştırmada, babaların yarısının, çocuğunu hiçbir zaman tuvalete götürmediği belirlendi.
           Babaların yüzde 36'sı  çocuğunun altını hiç değiştirmemiş, çocuğunun tırnaklarını hiç kesmeyen baba oranı da üçte biri buluyor.
           Araştırma, çocukları hastalandığında babaların yüzde 84'ünün onların yanında olduğunu ortaya koyarken bu oran ve ilgi, eğitim söz konusu olunca yüzde 35'e düşüyor.
           Babalar çocukların okul etkinliklerine de daha az katılıyor.
           Babaların ev dışında çocuklarıyla daha çok akraba ziyaretine ve alışveriş merkezlerine gittikleri görülüyor. 
           Çocuğunu uygun sinema ve tiyatroya götüren baba oranı yüzde 30'da kalıyor.

           Günde ortalama 9 saat 20 dakikalarını işte geçiren babaların çocuklarına  2 saat 20 dakika ayırabildikleri ama bu zamanın da onların gelişimlerini destekleyici nitelikte olmadığı araştırmanın bir diğer sonucu.
           Babaların yalnızca yarısı çocuklarına masal ve hikâyeler anlatıyor.                       
           Yüzde 57 oranında baba çocuklarıyla birlikte kurmaca oyunlar oynamıyor.
           Araştırmaya katılan babaların yüzde 38'i babalık eğitim almak istiyor, yüzde 43 oranında baba ise babalık eğitimi için vakit bulamadığını söylüyor.

                          OKUMAYA AYRILAN SÜRE

(Türkiye, günde ortalama 7 dakika ile Avrupa'da 6. oldu-Türkiye'nin geçtikleri arasında İngiltere ve Fransa da var)

        Avrupa İstatistik Ofisi'nden Türkiye ile ilgili ''iyi haber''...
        Türkiye, Avrupa'da okumaya ayrılan süre bakımından 15 ülke arasında altıncı oldu.
        Hep yakınılır, Türkiye'de kitap okuma oranının az olmasından.
        Avrupa Birliği'nin resmi kurumlarından Avrupa İstatistik Ofisi'nin araştırma sonuçları durumun ''hiç de vahim'' olmadığını ortaya koydu. 
        15 Avrupa ülkesinde 2008-2015 yılları arasında kitap okumaya ayrılan süre bakımından yapılan araştırmada Türkiye altıncı sırada.
        Yayımlanan araştırma sonucuna göre günde ortalama 7 dakika  kitap okunan Türkiye, Almanya ve Lüksemburg ile aynı düzeyde.
        Estonya'nın günde 13 dakika ortalama okuma süresiyle birinci olduğu araştırmada Türkiye, Finlandiya, Polonya, Macaristan ve Yunanistan'ın ardından altıncı sırada yer aldı.
       Türkiye okumaya ayrılan süre bakımından İngiltere, Fransa, İtalya, Avusturya, İspanya, Hollanda ve Romanya'yı geride bıraktı. 
                                           
                                                    (Fotoğraflar: S.Boyoğlu)

8 Mart 2020 Pazar

DATÇA'DA KADINLAR YÜRÜDÜ...

              Datça'da “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” etkinliği Pir Sultan Abdal Kültür ve Dayanışma Derneği (PSAKD) binasında yapılan sabah kahvaltısıyla başladı. Kadınlar, daha sonra Atatürk Caddesi’nden Cumhuriyet Meydanı’na kadar “Susma Korkma İtaat Etme”, “Kadınlara Özgürlük”, "Ar Benim Namus Benim Kahyam mısın Sen Benim?”, "Aş mı Verdin? İş mi Verdin? Üç Çocuğu Ne İstersin?", "Kadın Kadındır Çiçek Babandır" şeklinde sloganlar atarak ve çeşitli dövizler taşıyarak yürüdüler.
              Meydanda basın açıklaması yapan Datça Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı avukat Gülhan Keleş, “Biz kadınlar hayatın her alanında eşit olmak ve eşit söz sahibi olmanın yanı sıra, en temel hak olan; yaşam hakkımızı savunmak için tüm dünyada mücadele etmeye devam ediyoruz” dedi.
              Avukat Keleş, Türkiye’de her gün en az üç kadının öldürülmesi gerçeğinin içlerini yaktığını, buna neden olan şiddetin kaynağının, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve o yönde uygulanan politikalar olduğunu vurguladı.
             Muğla ilinde kadına yönelik şiddetin ülke genelinde ilk beş il arasında yer aldığına dikkat çeken Gülhan Keleş, şunları kaydetti:
           “Uluslararası alanda imzalanan başta İstanbul Sözleşmesi olmak üzere, iç hukuktaki ana mevzuat olan 6284 sayılı kanun hükümleri, istisnasız keyfi muameleye tabi olmadan uygulanmak zorundadır.
            İstanbul Sözleşmesi gereği imzacı devletler, devlet kurumları ve yerel yönetimler toplumsal cinsiyete duyarlı, kapsayıcı ve eş güdümlü politikalar uygulayarak, kadın erkek eşitliğini sağlayabilir.
          Bu nedenle Datça Kent Konseyi Kadın Meclisi olarak, yerel yönetimlere diyoruz ki; Muğla ilinin her ilçesinde Kent Konseyi Kadın Meclisleri kurulsun. Her ilçesinde cinsel taciz ve saldırıya karşı destek birim merkezleri, 7/24 saat faaliyet gösteren Alo Şiddet Hattı kurulsun.
          6284 sayılı Kanun ve İstanbul Sözleşmesi her ilçede yerel yönetimler tarafından etkin bir şekilde uygulansın.”
          Etkinlik daha sonra söz alan kadınların şiir okumaları ve konuşmalarıyla sona erdi. 
          Bu arada, Muğla Büyükşehir Belediyesi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle PTT binası önünde iki kamyonla getirdiği çiçek saksılarını kadınlara ve yurttaşlara ücretsiz dağıttı.






                         (Yazı ve Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)
     


          

6 Mart 2020 Cuma

RAŞİT YAKALI...

                                              MECLİS'TE YUMRUKLAŞMA (!)

26 Şubat 2020 Çarşamba

22 Şubat 2020 Cumartesi

"BİRACI ÇAKIL!"...






Gazeteler Bâbıâli'deyken istihbarat şefleri, muhabirlerin miskin miskin oturmalarına dayanamaz; "Kalkın dışarı çıkın bir haber bulun getirin. Eğer bir haber bulamazsanız taşları konuşturun gelin" derlermiş. Ben de bugün öyle yaptım; ama taşları değil de Datça'nın "Çakıl"ını buldum. Hemen aklınıza denizden çıkarılan çakıldan bahsedeceğimi sanmayın. Bahsedeceğim Çakıl, Datça'nın sevilen maskot köpeklerinden... Yalnız Datçalı değilseniz, ilçe dışından gelip sahilde bir bankta ya da kumların üzerinde sakın bir su ya da bir bira yudumlamaya kalkmayın. Zira, yudumladığınız, yanınıza bıraktığınız suyu veya biraya yerinde bulamazsınız. Bilin ki sizin dalgınlığınızdan faydalanan Datça'nın ayyaş "Çakıl"ı yürütmüş, kalanını afiyetle içiyordur... Siz siz olun böyle bir hata yapmayın derim... 
(Yazı ve Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)

16 Şubat 2020 Pazar

RAŞİT YAKALI'DAN...

                                                         İŞLER YOLUNDA (!)

15 Şubat 2020 Cumartesi

"TOSPAA" DATÇA'DAN YOLA ÇIKTI...

             
              Datça Milli Eğitim Müdürlüğü adına çıkan çocuk karikatür dergisi “TOSPAA”nın ilk sayısı Ocak ayında yayımlandı.
             Çocukların sosyal, eğitsel becerilerinin izlenmesi, değerlendirilmesi, iyileştirilmesi hedefini baz alarak yola çıkan TOSPAA’nın duyuru afişi çizer Yılmaz Aslantürk tarafından hazırlamış ve “Karikatür Çizenler Parmak Kaldırsın” sloganıyla sunulmuş…
             Ardından 26 Nisan 2019 tarihinde ilkokul, ortaokul ve lise öğrencileri üç farklı grup olarak Yılmazlar Ortaokulu’nda çizer Yılmaz Aslantürk ile buluşur. Birçok öğrenci için yeni bir şey olan karikatür çizme hikâyesi böylece başlar. Sonra 35 öğrenci ile Reşadiye Kazım Yılmaz Ortaokulu ve ilkokulunda atölye çalışmaları yapılır.
            TOSPAA’nın çizerleri kimler mi? İşte geleceğin karikatüristleri:   
           “Açelya Karataş, Ali Özgür Sirek, Zeynep Kaya, Ata Erçelik, Atakan Efe Perçin, Batuğ Baran Çelimli, Bedirhan Beşkaya, Beray Yurtman, Defne Güzel, Duru Güzel, Ege Koçak, Ege Pir, Ezgi Özdemir, Burcu Terlik, Habibe Sanem, İdil Gül, Zeynepgül Ay, Kevser Avcı, Kıvılcım Ecrin Taş, Yağmur Sönmez, Mert Şener, Nazlı Uysal, Nefes Canbey, Öykü Çetin, Parla Dukali, Selin Gargın, Sinem Merdan, Tamara Kutay, Toprak Aydın, Uğur Ege Başar, Aygül Şanlı, Efe Deniz Gökkaya, Hira Nur Kaya, Pırıl Unat, Mercan Canbey.."
(Yazı: Süleyman Boyoğlu)

12 Şubat 2020 Çarşamba

YORUMSUZ...

                                             (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

7 Şubat 2020 Cuma

DATÇA BADEM ÇİÇEĞİ FESTİVALİ...


















Muğla-Datça’da bu yıl üçüncüsü düzenlenen “Datça Badem Çiçeği Festivali” bugün başladı. Muğla Büyükşehir Belediyesi ile Datça Belediyesi’nin ortaklaşa düzenlediği festival, 9 Şubat Pazar günü sona erecek. Festivalin ilk gününde en dikkat çeken Hızırşah köyünden gelen kadınların sunduğu semah gösterisinin ardından sergiledikleri;  “Kadına Şiddete Hayır”, “Kadın Cinayetlerine Son”, “Çocuk Gelin Yoktur! Çocuk Vardır”, “Çocuk Bedenime Dokunma!” oyunu oldu. (Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)