12 Mart 2026 Perşembe

OSMANLI'DA KOMÜNİZM VE ŞEYH BEDREDDİN...

 

 Tarihte öyle olaylar vardır ki aradan yüz yıllar geçse bile güncelliğini korur ve zaman zaman tartışmalara neden olur. Bunlardan bir tanesi “Simavna Kadısı Şeyh Bedreddin Mahmud Olayı”dır. Osmanlı İmparatorluğu’nun “fetret” döneminde kendinden söz ettiren Şeyh Bedreddin, çeşitli suçlamalara maruz kalmasına rağmen çevresinde binlerce “mürit” toplamayı başaran bir şahsiyettir…

       Yarin yanağından gayrı her şey ortaktır” diyen ve Osmanlı yönetimine karşı ayaklanan Şeyh Bedreddin’in Müslüman olmadığı, hatta Yahudi olduğu bile iddia edilir. Doğru da olabilir, çünkü etrafında topladığı insanların ırkına, dinine bakmadan onları kucaklamıştır. Büyük bir zekâya sahip olduğu; hem fıkıh hem tasavvuf, hem de siyaset alanında önemli bir kişilik olduğu bilinir. Ne olursa olsun, savunduğu fikirler yaşadığı dönemde epeyce taraftar bulur. 1400’lü yıllarda  “komünizm” nedir bilinmezken, günümüzde kendisine “Osmanlı’da komünizmi ilk uygulamaya çalışan kişi” yakıştırmaları yapılır.

  

          Tarihçi ve Türkçü yazar İsmail Hami Danişmend, Osmanlı Padişahı Yıldırım Bâyezid’in yenilgisiyle sonuçlanan ve genellikle “Ankara Muhârabesi” diye anılan “Çubuk-Ova Bozgunu” üzerine 1402 yılından 1413 senesine kadar süren “Fetret” ya da “Fâsıla-i saltanat” devrinde Şehzâde Süleyman, İsa, Musa ve Mehmet Çelebi’lerin saltanat mücadelesine giriştikleri sırada “komünizm cereyânı”nın zuhur ettiğini belirtiyor; “Bu cereyan bir müddet sonra Çelebi-Sultan Mehmet devrinde hem Anadolu’da hem Rumeli’de bir komünist ihtilâli şeklini aldığı için tenkil edilmiştir” diyor..

Danişmend, Türk Yurdu dergisinin Nisan 1966 tarihli 322. sayısında “Osmanlıların İlk Devrindeki Komünizm Hareketleri” başlığında bir yazı kaleme alır. Danişmend, komünizmin yeni bir şey olmadığını vurgu yapıyor, şöyle devam ediyor:

“Hem muhtelif asırlarda, hem muhtelif memleketlerde görülmüş solak bir cereyandır.

Bu cereyânı ortaya atmış olmakla meşhur Osmanlı komünisti (Simavna kadısı oğlu Şeyh Bedrüdin Mahmud) Osmanlı menbâlarında umumiytle (Şeyh Bedrüddin-i Simavi) ismiyle anılır.

Bu adam, Anadolu Selçuklularından veyahut daha kuvvetli bir rivayete göre Selçuki vezirlerinden birinin nesline mensup olduğu rivâyet edilen (Kadı İsrail) isminde bir âlimin oğludur. Takriben 1368 tarihine doğru Edirne civarındaki ‘Simavna’ veyahut daha zayıf bir rivâyete göre de Kütahya vilayetindeki ‘Simav’ kasabasında dünyaya gelmiştir. Tahsili Konya, Mekke ve Kahire gibi o devrin en mühim ilim merkezlerindendir. Mısır sultanı (Barkuk), ‘Timurleng) ve bazı Osmanlı hükümdarlarıyla münasebet ve temasta bulunduğundan bahsedilir.”

ŞEYH BEDREDDİN’İN BÜYÜK ZEKÂSI

İsmail Hami Danişmend, Şeyh Bedreddin’in bilgisini küçümsemez, hakkını teslim eder:

“İlmi seviyesi ve büyük zekâsıyle beraber bir nevi çılgınlığı da vardır. Bilhassa ilmi salahiyeti hem Tasavvuf, hem Fıkıh, hem siyaset sahalarında şâmildir.

Muhtelif eserleri vardır: En mühümi, Fetret devrinde şehzade (Musâ-Çelebi) Edirne’de saltanatını ilân edince Kazaskerlik makamına tâyin edildiği zaman bir nevi ‘Mecelle’ veyahut ‘Medeni kanun’ mahiyetinde yazdığı ve 1411 senesi 28 Haziran Pazar günü bitirdiği ‘Câmi-ül fusûleyn’ ismindeki Fıkha âit eseridir.

Tasavvuftaki telâkkilerini gösteren en meşhur eseri de ‘Vâridât’ ismindekidir.”

“Felsefesinin esası “Pentheisme=Vahdet-vücud’a dayanır!” diyen Danişmend, şunları söyler:

“Madde âleminin mahlûk olmayıp ezeli ve ebedi olduğunu müdafaa eder! İslâmiyetin ‘Mahşer’ ve ‘Âhiret’ esaslarını bile reddettikten başka, ‘Melek’ ve ‘Şeytan’ mefhumlarını da ‘İyilik ve Fenalık’ kuvvetleri şeklinde anlatır! Bu vaziyete göre Müslümen değil, şiddetli bir ‘Materialist=Maddeci’ demektir!..

Halk kütlesini alâkadar eden fikirler de bütün mevzuata mugayirdir: Çünkü (Şeyh Bedrüddin Mahmud) bu cephesi itibariyle çok şiddetli bir komünisttir. Bütün mallarla mülklerin ve arazinin taksimini yâni mülkiyetin ılgasını, Müslümanlıkla Hıristiyanlık ve Yahudilik arasındaki farkların kaldırılmasını ve bunlar arasında müsâvât olmasını ister ve üstelik İslâm dininde ‘Muharremât’ ismi verilen memnûniyyetlerin ‘İstihlal’ini, yani helâl sayılmasını tervic eder! Yalnız kadın meselesinde iştirâki tecviz edip etmediği pek belli değildir; hattâ müritlerine izâfi edilen ‘Mum söndürme’ âdetinin kendisiyle alâkadar olup olmadığı da şüpheli kalmış bir meseledir.”

BEDREDDİN’İN PROPAGANDAYA BAŞLAMASI

Şeyh Bedrettin’in yukarıda belirtilen esaslara dayanan umumi propaganda hareketinin Musa Çelebi’den sonra başlamış olmakla beraber, bu fikirlerin büyük bir siyasi hareket şeklini almadan evvel de halk arasında İntişâra başlamış olabileceğini vurgu yapan Danişmend, şunları kaydediyor:

“Hattâ (Musa-Çelebi)nin İstanbul ve Edirne civarlarındaki ilk mağlubiyetlerinden sonra (Süleyman-Çelebi)’nin vaziyetini sarsmak için yapılan siyasi propagandada Müslümanlarla beraber Hıristiyanları da kazanmak için bu cazip safsatalardan istifade edilmiş olmak ihtimali de tahmin edilmektedir!

Müslüman ve Hıristiyan köylü kütlelerine dayanarak iş başına gelmiş olan (Musa-Çelebi)’nin eski Osmanlı aristokrasisini temsil eden beylere karşı gösterdiği şiddetle onları kendisinden soğutup bazılarının Bizans’la Sırbistan’a ve kimisinin (Mehmet-Çelebi)’ye ilticâsı, Bizans imparatoruyla Sırp Kralının ve Rumeli hudutlarındaki Türk beylerinin bir müddet sonra (Mehmet-Çelebi)’ye taraftar olması gibi vaziyetlerde de Garp müelliflerinden bazıları hep bu komünizm fikirlerinin tesirlerini sezmektedirler: Bazı Osmanlı menbâlarında (Musâ-Çelebi)’nin beylere fenâ muamele ettiği ve hattâ bir çoklarını öldürüp yerlerine kendi adamlarını tâyin ettikten başka mallarıyla mülklerini de zaptttiği için yüksek sınıfın kendisinden yüz çevirdiği hakkında bir takım rivâyetler vardır; meselâ (Cevri) tarihinin şu fıkrası bu bakımdan çok mühimdir:

“Taht-i hükmünde olan ümerâya bed-gümân olmağla ekserisini katle meşgul olup kendi havâs-u huddâmını yerlerine nasb ve anların emvâl-ü-emlâkini gasbedüp (Emir Süleyman)a ettikleri bivefâlığı bu hususa bahâne emekle her biri kendinden rûgerdân olmuşlar idi; (Sultan Mehmed)in Rumeli cânibine teşrifini dil-ü-cân ile khâhân olmuştur idi…”

ŞEYH BEDREDDİN’İN İZNİK’E SÜRÜLMESİ

Bu fıkrada görüldüğü gibi (Musa-Çelebi)nin beylere düşmanlığı Osmanlı menbâlarında kardeşine ihânet etmiş olan bu beylerin nihayet kendisine ihanet edeceklerinden şüphelenmiş olmasıyla izâh edilir: Fakat (Cevri) bunun bir bahâneden ibâret olduğuna kaani’dir. (Aşık Paşa-zade) ise tarihinde (Musa Çelebi)den bahsederken:

“Her sancağı kendinin bir kuluna verdi”

demek suretiyle eski beylerin mevkilerinden atılmış ve yerlerine kullarla köleler getirilmiş olduğunu anlatır! (Lütfi Paşa) da:

“Musâ-Çelebi gayet yavuz idi ve hem Rumelini sevmezdi”

dedikten başka, sancaklarına hep kendi kullarını tâyin eden (Musâ)nın fikirlerinde, gerekse bu gibi icraâtında komünist (Şeyh Bedrüddin Mahmud)un çok büyük bir tesiri bulunduğu muhakkaktır. (Musa Çelebi)nin cemiyet nizâmına uymayan icraâtı muhtelif devletlerin (Mehmet Çelebi)ye yardım etmesiyle neticelenmiş ve nihayet 1413 tarihindeki “Çamurlu-ova” zaferinde (Mehmet) Musâ’yı izâle ederek Anadolu ve Rumelinde bütün Osmanlı ülkesine hâkim olunca hem “Fetret” devri nihâyet bulmuş, hem (Şeyh Bedrüddin) oğlu, kızı ve sâir âile efrâdiyle beraber Edirne’den İznik şehrine sürülmüştür. Bu itibarla (Çelebi-Sultan Mehmed)in cülûsu, o zamanki Osmanlı komünizmine bir darbe teşkil etmiş demektir.”

ŞEYH BEDRETTİN’İN İZNİK’TEN KAÇMASI

 İsmail Hami Danişmend, Şeyh Bedreddin’in sürgüne gönderilmesinin “Komünizm cereyanını” durduramadığın, bilâkis büsbütün alevlendirip Anadolu ve Rumeli’nde birer ihtilâl şeklini almasına sebep olduğuna vurgu yaparak, şöyle devam ediyor:

“Komünist şeyhin fikirlerini neşreden bir çok müritleri vardır: Bunların en meşhuru, (Şeyh)in kazaskerliği zamanında kethüdasi ve sonradan halifesi olan (Börklüce-Mustafa)dır.Bu kuvvetli propagandacı İzmir civarındaki Kara-burun’da etrafına binlerce taraftar toplayarak isyân bayrağını açıp devletin başına büyük bir gaile çıkardığı sırada (Şeyh Bedrüddin Mahmud) da İznik’den kaçıp Kastamonu hükümdarı (İsfendiyar Bey)in delâletiyle Sinop limanından bir gemiye binerek Eflak sâhillerine çıkmış ve ondan sonra da Prens (Mirçe)nin yardımıyla Silistre üzerinden “Deliorman”a geçip Rumelideki taraftarlarının başında hükümeti zaptetmek üzere Edirne üzerine yürümeye başlamıştır.”

Bu komünist ihtilâlinin aynı zamanda hem Anadolu’da, hem Rumeli’nde olmasının çok esaslı bir surette tertip edildiğini gösterdiğine dikkat çeken Danişmend, “Bilhassa (İsfendiyar Bey)le prens (Mirçe)nin bu tertibâta dahil oldukları ve müşterek maksatlarının da “Fetret” devrinden henüz kurtulmuş olan Osmanlı devletinin başına eskisinden daha büyük bir buhran çıkarmaktan ibaret olduğu muhakkaktır” diyor.

BÖRKLÜCE MUSTAFA VE TORLAK KEMAL

Şeyh Bedreddin’in müritlerinden Börlüce Mustafa ile Torlak Kemal’in taraftarlarına da değinen İsmail Hami Danişmend, şöyle devam ediyor:

“Börklüce Mustafa’nın topladığı kuvvet hakkında üç binden on bine kadar muhtelif rivâyetler vardır. Manisa taraflarında da gene bu teşkilata mensup (Torlak-Kemal) isminde bir Yahudi binlerce taraftar bulmuş ve bunlar da bazı menbâlarda “Kemal’ler” ismini almıştır: Bu harekete bir yahudinin de iştirâk etmesi (Şeyh Bedrüddin)in din ve mezhep farklarına bakmamasındandır.

Anadolu’taki Komünist hareketinin merkezleri Kara-burun ve Manisa’dır: Birincisini (Börklüce Mustafa) ikincisini de (Torlak-Kemal) idare etmiştir. Bu Anadolu isyanlarının tenkiline Amasya vâlisi şehzade (Murat Bey)le vezir (Bâyezit Paşa)nın şehzade (Murat)la beraber olmayıp Rumeli tarafına (Şeyh Bedrüddin Mahmud) üzerine giden kuvvetlere kumanda ettiği hakkında da bir rivâyet vardır. Anadolu tarafında ilkönce Kara-burun hareketi bastırılıp (Börlüce-Mustafa) 1420 târihinde idam edilmiş, ondan sonra da Manisa taraflarındaki “Kemaller” tenkil edilip (Torlak-Kemal) gebertülmiştir.”

BEDREDDİN’İN İDAM FETVASINA İMZA ATMASI

 Danişmend, Rumeli tarafında da Çelebi Sultan Mehmed’in Deliorman üzerine bizzat yürüdüğüne dikkat çekerek, şunları söyler:

“Bir rivayete göre de kuvvet sevkettiği anlaşılmaktadır. (Şeyh Bedrüddin)in hile ile veyahut baskınla tutulduğu rivâyet edilir. Bir rivayete göre de Kara-burun ve Manisa hareketlerinin tenkili Şeyh’in etrafındaki taraftarlarının dağılmasına ve bu suretle (Bedrüddin)in kolayca tenkil edilebilmesine sebep olmuştur. Baskın hareketini Kapucu-başı (Elvan Bey)in yaptığı rivâyet edilir. (Şeyh Bedrüddin) yakalandıktan sonra şahsiyetinin ehemmiyetinden dolayı (Çelebi-Sultan Mehmed)in emriyle ulemâdan mürekkep bir hey’et tarafından sorguya çekilip muhâkeme edilmiş ve hattâ pek tuhaf bir rivâyete göre idam fetvâsını kendisi de imza etmiştir!

(Şeyh Bedrüddin)in çıplak olarak idam edildiği hakkında da bir rivâyet vardır: Bu mühlik adam takriben 1368-1369 tarihlerinde dünyaya gelmiş olduğuna göre, idamında elli iki yaşlarında olması lâzımgelir.

Eski Osmanlı komünizmi, işte böyle çılgınca bir kanlı harekettir ve zaten muhalif devirlerle muhtelif memleketlerdeki komünist hareketlerinin hepsi böyledir.”

Şeyh Bedreddin’in 1359 yılında doğduğu, isyan sonrası Serez çarşısında kimilerine göre 1417 kimilerine göre 1418 yılında idam edildiği belirtilir. Ancak, Çemberlitaş’taki mezarının mezar taşının üzerinde doğum tarihi 1359, ölüm tarihi de 1418 olarak yazılıdır.

Serez, Yunanistan sınırları içinde kaldığı için Şeyh Bedreddin’in cenazesi ancak 1924 yılında yapılan Lozan Mübadelesi sonrası Türkiye’ye getirilir. Bir çinko kutu içerisinde Türkiye’ye getirilen Şeyh Bedreddin’in kemikleri ve bir miktar toprak önce Sultanahmet Camii’nin mahfilinde, sonra Topkapı Müzesi’nde uzun yıllar muhafaza edilir. 29 Kasım 1961 yılında ise Bakanlar Kurulu kararıyla 2. Mahmut Türbesi’nin de bulunduğu mezarlıkta toprakla buluşturulur.

(Süleyman Boyoğlu)