20 Kasım 2011 Pazar

BÂB-I ÂLİ'NİN ÇINARLARI ANLATIYOR...

                                
      Üst karedeki fotoğrafta usta gazeteci Ergin Konuksever'in Levent'teki evinde çalışma odasında, altındaki karede de emektar otomobiliyle beraberiz. En alttaki üçüncü karede ise şimdi Bodrum'da yaşayan gazeteci Yurdaer Acar görülüyor... (Fotoğraflar: Ali KILIÇ/Ergin KONUKSEVER)
                        
                                "ASPARAGAS"
              NASIL ORTAYA ÇIKTI USTA GAZETECİ
              ERGİN KONUKSEVER ANLATIYOR:

          Bu çocuklar Milli Birlik Komitesi üyesi hava albay Haydar Tunçkanat’ın çocukları. Olay Levent sırtlarında geçiyor. Tunçkanat, Amerika’da gemiyle bir araba getirmiş. O arabanın sandığını çocukları gecekonduya çeviriyorlar. Hürriyet’in foto muhabiri Yurdaer Acar ile muhabiri Yener Tuğrul, iki kardeşi konu mankeni olarak buraya sokuyorlar; “Milyoner kızı aşkı için Türkiye’ye geldi!”
         Kız şalvar giymiş, önünde pompalı gaz ocağı var. O pompalı gaz ocağında yemek yaparken (gaz ocağını pompalarken) Yurdaer fotoğraf çekiyor. Fakirliklerinin ifadesi “az para” bir de gazocağının “gaz”ını ekliyorlar. Gecekondu’nun giriş kapısının üzerine de “Azparagaz” yazıyorlar... Bu da aşklarının ifadesi oluyor...
         Bu haberi üç dört gün Hürriyet gazetesi manşetten verdi. Akşam’ın sahibi Malik Yolaç, Celalettin Çetin de gazetenin “Beyoğlu Muhabiri”. Malik Yolaç, “Bak millet neler yazıyor. Sen de bul şunları konuş” diyor.  Malik Yolaç, o sıralar rakip gazetenin yalanını ortaya çıkaran gazetecilere prim veriyordu. Celalettin Çetin de olay yerine gidiyor. Bakıyor o sırada bir kız balkondan halı silkeliyor. Celalettin Çetin, “Kardeşim burada bir milyoner kızı ile bir çocuk yaşıyormuş” diyor.
Kız da “Onu bana sorma içeride ağabeyime sor” diyor. Çetin, konu mankeni genç çocukla ve kızla konuşuyor. Dönüyor geliyor, yalan haber olduğunu Akşam’da yazıyor. 

          NECATİ ZİNCİRKIRAN'DAN İHTAR...
       Yurdaer Acar ile Yener Tuğrul o sıralar Hürriyet’in Yazı İşleri Müdürü Necati Zincirkıran’dan ihtar alıyorlar. Onlar da “Bizi kandırdılar” diyorlar, işi kurtarıyorlar. Ama daha sonra “Papazın kızı Müslüman oldu!” diye bir yalan haber daha yapıyorlar. Kanun kitabını da Kuran-ı Kerim diye kızın başının üzerine koyduruyorlar. Yine Celalettin Çetin araştırıyor, kızın papazın kızı olmadığını, kitabın da Kuran-ı Kerim olmadığını ortaya çıkarıyor. Bunun üzerine Hürriyet ikisini de çıkardı.
      Yurdaer Acar o sıralarda ABD’den İstanbul’a gelen bir kızla tanıştı. O kızın arkasından Londra’ya gitti. Kız oradan Avusturalya’ya ağabeylerinin yanına gitti. Sonra Türkiye’ye döndüler. İki kızları oldu. Birinin adı Filiz, diğerinin adı Suzan. Geldiğinde bu kez Akşam gazetesine girdi. Ben o sırada Günaydın’a geçtim. Yurdaer de Günaydın’a geldi. Sonra bu kadından ayrıldı. Yuardaer sonra İstanbul’da reklâm stüdyosu açtı. Bir kez daha evlendi. Karısı kanserden öldü. Levent’te evi vardı, o evini sattı. Bir ev Bostancı’da, bir ev de Bodrum’da aldı. Annesinden kalan evini de sattı.
      Yurdaer’in biri erkek, iki kardeşi vardı, ikisi de trafik kazasında öldü. Kız kardeşi Sarıyer dolmuşundayken bindiği araç denize uçtu. Kız araç içinde boğularak öldü. Yedek subay olan (asteğmen) erkek kardeşi de Kars’tan Erzurum’a ya da Erzurum’dan Kars’a giderken, binbaşı aracına alıyor. Onlar da trafik kazası geçiriyor, binbaşı da Yurdaer’in kardeşi de ölüyor.

                   TRAFİK KAZASI GEÇİRDİ
     Bir müddet sonra bu kez Yurdaer Acar, İstanbul’da trafik kazası geçirdi. Köprücük kemiği kırıldı. Samatya SSK’da Emil Galip Sandalcı’nın ortopedist doktor olan kardeşi Metin Galip Sandalcı ameliyat etti. Şimdi Bodrum’da yaşıyor.
     Ben onu çok öğrenci olaylarının içine sokup fotoğraf çekmesini sağladım. İstanbul’a geldiğinde hâlâ görüşürüz.
     Bu arada, Bodrum’da yaşayan Yurdaer Acar’ın izini Ergin Konuksever’in yardımıyla bulduk. Ergin Ağabey, TGC Basın Senatosu Odası'nda Yurdaer Acar'ı cep telefonuyla aradı. Kısa bir görüşmeden sonra Konuksever, "Yanımda Süleyman Boyoğlu var. Asparagas'ı bir de senin ağzından dinlemek istiyor" dedi ve telefonu bana uzattı. Yurdaer Acar, İstanbul'a geldiğinde buluşma ve olayı anlatma sözü verdi. Acar, telefonu kapatırken, “Yalnız şu kadarını söyleyebilirim, şimdiki Asparagas'ların yanında bizimki hiç bir şey değil” dedi. 
      Olayın bir diğer kahramanı Yener Tuğrul’un ise ABD’de yaşadığını öğrendik.
      Ergin Konuksever ustamıza yardımları ve katkıları için teşekkür ediyoruz...
SÜLEYMAN BOYOĞLU



Abdullah Avcı Milli Takımın başına getirildi.

FETTAH YAZAR'IN ANISINA...


           Yaklaşık iki yıl önce kaybettiğimiz Bâb-ı Âli'nin efendi gazetecisi Fettah Yazar (arka sırada solda), Ali Kılıç, Süleyman Boyoğlu ve Recep Yaşar TGC Basın Senatosu odasında...

YORUMSUZ...

                                                       Fototoğraf: Süleyman BOYOĞLU

YAZAR EMİN KARACA KİTAP FUARINDA...

                                                      Fotoğraf: Süleyman BOYOĞLU

GÜNÜN FOTOĞRAFI...

Fotoğraf: Süleyman BOYOĞLU

19 Kasım 2011 Cumartesi

ÇOCUKLARINI DOYURMAK İÇİN...

ADI ASLI, FATMA, ELIF OLSUN , AÇIK VEYA KAPALI OLSUN NE FARK EDER. EVDE COCUKLAR AÇ...  Fotoğraf: Ali KILIÇ

18 Kasım 2011 Cuma

NECMİ TANYOLAÇ USTAMIZIN SÜRPRİZ ZİYARETİ...



Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve TGC Basın Senatosu önceki başkanlarından Necmi Tanyolaç, bugün (18 Kasım Cuma) sürpriz bir ziyarette bulundu. Basın Senatosu Yazmanı Ahmet Çitoğlu ile "Bâb-ı Âli'nin Çınarları" ile ilgili sohbet ederken, kapıdan içeri uzun zamandır Cemiyet'e gelemeyen Necmi Tanyolaç'ın girdiğini gördük. Çitoğlu ile şaşkınlığımızı kısa sürede attık. Necmi Bey'le sarmaş-dolaş olduk. Daha önce bastonla dolaştığını bildiğimiz Necmi Tanyolaç'ı bastonsuz görünce biz sormadan o anlattı: "Bastonu-mastonu attım. Şimdi turp gibiyim. Bana müsade Sedat Simavi Ödülleri Seçici Kurul toplantısına geldim. Sonra görüşürüz" dedi, ama biz peşini bırakmadık. Önce Ahmet Çitoğlu, sonra spor yazarı Gürcan Bilgiç, daha sonra da ben fotoğraf çektirmek için sıraya girdik. Başkanımız Necmi Tanyolaç'ı mutlu ve huzurlu görünce ne yapacağımızı şaşırdık... (Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu-Ahmet Çitoğlu)

BÂB-I ÂLİ'NİN ÇINARLARI ANLATIYOR

TGC GENEL SEKRETER YARDIMCISI ZAFER ATAY ÜÇÜNCÜ PATRONU
SAFA KILIÇLIOĞLU İLE YENİ SABAH GAZETESİNİ ANLATTI:

            “Safa Bey’in garsonluktan geldiği söylenir. Sonra Florya’da nadide çiçekler yetiştirirdi. Bitmez tükenmez bir de Florya’da konak inşaatı vardı. Çalışanlarına ilk yemeği Babıâli’de Safa Bey verdi. Yeni Sabah, Babıâli’de ilk düzgün arşivi olan bir gazeteydi. Elektronik haberleşmenin öncülerinden olan bir gazeteydi. Ankara bürosuyla irtibatı için telefoto ve teleksi olan ilk gazeteydi. 
           Gazete patronlarıyla çalışanlar arasındaki çalışma ve çalıştırma koşullarını düzenleyen 5953 sayılı yasa 10 Ocak 1961’de değiştirildi, 212 sayılı yasa oldu. 1963’e kadar işverenlere bir geçiş dönemi tanındı. 1963’ten sonra gazetelerde toplu iş sözleşmeleri yavaş yavaş başladı. 100 binlerde olan gazetenin tirajında da büyük düşüşler başladı. Tirajın düşmesi gazetenin kapanmasını hızlandırdı. Yasanın çıkışıyla gazetenin kapanması arasında iki yıllık bir süre var. TGC Başkanı Orhan Erinç’te benden önce gazetede.”İktisat muhabiri” olarak çalışmış. Ben Son Havadis’ten Hür Vatan'a geçtim, vatani görevimden döndükten sonra da Yeni Sabah’ta işe başladığımda Orhan Bey yoktu.

                                       "BASIN" ADLI GAZETE
           Safa Bey, 212 sayılı yasaya itiraz eden ilk patron… Babıâli’deki diğer patronlar da bu yasaya itiraz etti ve üç gün gazete çıkarmadılar.  Gazeteciler Sendikası bunun üzerine “Basın” adında bir gazete çıkardı. Bir de yürüyüş yaptı. Cemiyet’in önünden vilayete kadar yüründü. Benim elimde de bir pankart vardı. Taşıdığım pankartta “Simidimiz ve ümidimiz” yazıyordu.
Ön sıralarda Yaşar Kemal başta olmak üzere Babıâli’nin o dönemki önemli yazar-çizerleri vardı. Yaşar Kemal, vilayetin önünde kısa bir konuşma yaptı, sonra dağıldık.
           Yeni Sabah’ın binası eski Cumhuriyet gazetesinin karşısındaydı. Üç katlı bir binaydı. Girişi mermerliydi. Çalışanlar o kapıdan girmezdi. O kapıdan ancak işveren ve misafirleri girerdi. Biz arka kapıdan girerdik. Çok düzgün bir arşivi vardı gazetenin ve arşivde görevliler vardı.
           Gazetenin mükemmel bir klişehanesi vardı. Birçok gazete o sıralar klişesini dışarıda yaptırırdı, klişehaneleri yoktu. Çünkü ayrı bir teknoloji gerektiren bir yerdi. Çoğu klişesini Vartan Usta’ya yaptırırdı. Bir iki tane daha Ermeni usta vardı.

                            KIRMIZI IŞIK YANINCA ODASINA KİMSE GİREMEZDİ
           Safa Kılıçlıoğlu’nun yanına herkes rahatlıkla giremezdi. Belki de Babıali’de ilk hanım sekreteri olan patrondu.. Kendi çalışma odasının üstünde kırmızı ve yeşil (mavi de olabilirdi) lamba vardı. Kırmızı yandığı zaman çok özel misafirleri olduğu anlaşılır ve kimse içeri sokulmazdı. Odasının mobilyaları maundan yapılıydı. Safa Bey çok şık giyinen bir adamdı. Avrupa’dan giyindiği söylenirdi. Özel yapım bir Amerikan arabası kullanırdı. İlk arabası olan patronlardan biriydi sanırım… Sağlıklı beslenmeye çok önem verirdi. Özel beyaz bir Rus aşçısı vardı. Çalışanların maaşlar, mesailer muntazam ödenirdi.
          İstanbul bürosunda Ahmet Vardar, Teoman Orberk (Yazı işlerinden), Nezih Demirkent vardı. Nezih Bey yazı işleri müdürüydü. İstihbarat Şefi İrfan Türksever’di… Ben gazeteciliğe Son Havadis’te muhabir olarak başladım. Yeni Sabah’a askerlik dönüşü geldiğimde (1963’te) iç sayfa sekreteri oldum. Rahmi Turan, Erol Kaner spor servisinin yöneticileriydi. İki üç dil bilen Salih Uygur dış haberlere bakardı. İngilizce, Fransızca ve Rumcayı anadili gibi konuşurdu. Foto muhabiri olarak Meftun Olgaç vardı.

                    HERKESİN TAZMİNATINI ÖDEDİ
         Babıâli’de gazeteler paldır küldür kapatılırdı. Çalışanlar işe gelirdi, bir bakarki gazete kapanmış. Yeni Sabah’ın kapanmasına gelince; Kılıçlıoğlu, sendikaya ve toplu sözleşme düzenini getiren yasaya karşıydı. Diğer patronlar da karşıydı. Bir kısmı uyguladı, bir kısmı uygulamadı.  Fakat en radikal kararı Sefa Bey aldı. Bir gün orada çalışırken patronun tüm çalışanları kendi katına beklediğini söylediler. Hepimiz toplu olarak odasına girdik. Kısa bir konuşma yaptı; ‘Beyler hanımlar’ dedi. ‘Üç ay sonra gazetemi kapatacağım. Aşağıya talimat verilmiştir. Herkesin hesabı yapılmaktadır’. Yani muhasebeye talimat vermiş. ‘Bugünden itibaren herkes bir saat iş arama iznine sahiptir. Duyabilirsiniz Safa Bey gazetesini kapatmaz derler ama inanmayın, kapatacağım ve kimseye de satmayacağım’ dedi. Üç ay sonra hakikaten kapattı. Bu Babıâli’de ender görülen bir durum… En büyük gazeteler bile bir gecede gazeteyi kapatma kararı alırlardı. İşe gelenler gazetenin kapatıldığını kapıcıdan duyarlardı, ama Sefa Bey açıkça üç ay öncesinden haber vererek gazetesini kapattığını açıklıyordu. Üç ay herkes maaşını aldı. Gazetenin kapandığı gün çekilmiş bir fotoğraf var. Kimsenin içeride bir kuruş parası kalmadı. Herkese ödemesi yapıldı.
         1960’ta tiraj açısından Hürriyet’le yarışan tek gazeteydi. 100 bin civarındaydı. Kapanacağı dönem 15 bine kadar düştüğü söylendi. “Anjelik” isimli romanın tefrikası o sıralar Yeni Sabah’ta yapılıyordu ve çok tutuluyordu. Kapanacağına yakın bazı okuyucular telefonla “Anjelik nasıl bitecek!” diye soruyordu. Ben şahidim.
        Yeni Sabah ne yaptı? Esat Mahmut Karakurt’u Moskova’ya gönderdi. Duvar ilanları yaptı; “Yeni Sabah Moskova”da. Bu ilanlar tepki aldı. Ne demek Moskova’da!.. Bu 1950’lerde oluyor. “Yeni Sabah Kutuplarda”. Buraya da o dönemin en çok okunan romancısı ve yazarı Esat Mahmut Karakurt’u yolladı ki bu kişi çok popüler bir yazardı.

                     KORE SAVAŞINA İLK MUHABİRİ GÖNDERDİ
        Fotoğraf servisi şefi Müeddet Erkmen. Köşe yazarı olarak Prof. Dr. Sabri Esat Siyavuşgil (Cirano’yu Fransızca aslından şiirselliğini bozmadan Türkçeye kazandıran adam), Nezihe Araz görev yapıyordu.
.       İlk kez uygar dini tefrikalar yayınladı. Tabi ben onlara da yetişemedim. Kore Savaş'ına ilk muhabir yollayan gazetelerdendir… Emekli bir asker olan ve sonradan gazetecilik yapan bir muhabir yollamış. Bu muhabir Kore’de kayboluyor.. Bir de bakıyorlar adam bir bataryanın başında ateş açma emri veriyor. Böyle anlatılırdı…
        İlk olimpiyatlara muhabir gönderen yine Yeni Sabah gazetesiydi… Güçlü bir radyodan yabancı radyo kanalları dinlenir, ilgi çekici haberler not alınıp yazılırdı. Teleksin bile lüks olduğu bir dönemdi… Teleksi olan gazete çok önemliydi. Parlamento haberleri daktilo ile alınırdı. Milli Piyango numaraları bile telefonla alınırdı. O dönem gazeteler Ankara’ya İstanbul’dan bir gün sonra ulaşırdı. Anadolu’nun diğer illerine ise ancak üç gün sonra ulaşırdı. Mesela Pazar gününün Hürriyet’i Antakya’ya ancak Salı günü gelirdi.
       Ankara’da bürosu olan ender gazetelerden biriydi. Çok modern baskı makineleri; güçlü rotatifi vardı. Yakın illere dağıtım yapan ulaşım teşkilatı vardı. Nitekim Ayhan Işık’ın gazete taşıyan bir şoförü oynadığı film Yeni Sabah gazetesinin ulaştırma servisinde çekilmişti. Çok yakın illere gazete çok geç saat olsa da ulaştırılırdı. Sonra şehir kalıplarını Ankara’ya taşıdılar. Orada baskı yapılsın diye… 60’lardan sonra…

                HAKKI DEVRİM TAKMA İSİMLE YAZIYORDU
       Gazetenin en önemli isimlerinden birisi de gazeteci arkadaşımız Ulvi Yanardağ’ın babası Reşat Yanardağ’dı. Yazı işlerinde küçücük bir masada otururdu. Safa Bey’in en güvendiği bir adam olarak bilinirdi. Akil bir adam konumundaydı. Gazeteye girecek olan ancak tereddüt edilen haberler kendisine danışılırdı. “Yeni Sabah” imzalı baş yazılar onun kaleminden çıktığı bilinirdi. Sessiz sedasız oturan biriydi.
       Siyasi, sosyal kulis haberlerini “Sabiha Deren” takma adıyla Hakkı Devrim hazırlıyordu. Köşenin adı da “Fısıltı”ydı…
       Babıâli’de ünlü kişilerin imzasıyla röportaj yayınlayan ilk gazeteydi. Sinema ve tiyatro (komedi) sanatçısı Halide Pişkin imzasıyla röportajlar yayınladılar. ‘Pişkin Teyze’ diye çıkardı. Tabii bu yazıları Halide Pişkin yazmazdı, ama muhabirle halkın arasına girerdi. Mahallelere, sokaklara giderdi… Velhasıl Yeni Sabah Babıâli’ye yenilikler getiren bir gazeteydi.”
SÜLEYMAN BOYOĞLU


          Topluca tazminatları ödenerek işten çıkarılan Yeni Sabah gazetesi çalışanları arasında kimler yoktu ki... Başta TGC'nin önceki başkanlarından Nezih Demirkent, TGC'nin şimdiki Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay, Hürriyet gazetesi yazarı Rahmi Turan, Yeni Sabah'ın dış haberler sorumlusu Salih Uygur, istihbarat şefi İrfan Türksever, spor yazarı Aydemir Akbaş, Ahmet Vardar, foto muhabiri Mehmet Luma ve Aynı zamanda Galatasaray'da hocalık yapan Zahir Güvemli olmak üzere bir çok usta gazeteci Yeni Sabah'ta kapı önüne konulmuştu...Bu arada Zafer Atay'ın ismini çıkaramadığı Cağaloğlu'nun meşhur trafik polisi de çıkarılan gazetecilerin arasında görülüyor. ( Fotoğraf: Zafer Atay'ın arşivinden)

17 Kasım 2011 Perşembe

“Gazetecilerin yıpranma hakkı iade edilmeli”

TGC Başkanı Orhan Erinç :
TGC Genel Başkanı Orhan Erinç , “Umuyoruz ki gazeteciler, ileri demokrasi olduğu belirtilen bir süreçte demokratik ülkelerdeki meslektaşları gibi rahatça, herhangi bir tehdide, baskıya uğramadan mesleklerini yerine getirirler” dedi
İSTANBUL-Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Yakup Akkaya’nın Cemiyete yaptığı taziye ziyaretinde iktidarın CHP ve MHP milletvekillerinin gazetecilerin yıpranma hakkının iade edilmesi yolundaki kanun tekliflerinin dikkate alınmasını istedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Yakup Akaya Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ne (TGC) Van'da yaşanan 5,6’lık depremde otel enkazı altında kalarak yaşamını yitiren Sebahattin Yılmaz ve Cem Emir için taziye ziyaretinde bulundu. Gazetecilerin yıpranma hakkı dahil olmak üzere çeşitli sorunların konuşulduğu toplantıya TGC adına Başkan Orhan Erinç , Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay katıldı.
ERİNÇ: ARKADAŞLARIMIZIN GÖREV ŞEHİDİ OLMASI BİZLERİ ÇOK ÜZDÜ
Baş sağlığı ziyareti için Akkaya’ya ve CHP’ye teşekkür eden TGC Başkanı Orhan Erinç , burada yaptığı konuşmada “Türkiye’de sorunların deneme yanılma yöntemiyle aşılacağına ilişkin yerleşmiş bir kanı olduğu anlaşılıyor. Oysa daha önceki olaylardan ders çıkarmak gerekirken bu konu nedense günlük önlemlerle geçiştirilmeye çalışılıyor. Tabii iki arkadaşımızın görev şehidi olması, bizleri son derece üzdü” dedi.
Erinç, şöyle devam etti:
  “Özellikle Türkiye’de gazetecilerin çalışma koşulları konusundaki vurdumduymazlık bizi, başından bu yana rahatsız etmişti. Yıpranma hakkı ellerinden alınırken TGC de diğer meslek örgütleri gibi üniversite öğretim üyelerine hazırlatılmış raporlarla o yaklaşımın gerçekle bağdaşmadığını tasarı sahiplerine ilettik. O konudaki uyarılarımızın dikkate alınmamış olmasını doğrusu yorumlamakta zorlanıyor idik. Hala da zorlanıyoruz.”
“İKTİDAR TEKLİFLERİ DİKKATE ALMALI”
CHP ve MHP milletvekillerinin gazetecilere yıpranma hakkının yeniden tanınmasıyla ilgili kanun teklifi vermelerinin olumlu bir adım olduğunu belirten Erinç, ''Tabii bunu iyi bir başlangıç olarak değerlendirmek durumundayız. İktidarın da bu yaklaşımı dikkate alması gerektiğini düşünüyoruz'' dedi.
Son dönemde ifade özgürlüğü önünde önemli yasal engeller bulunduğuna işaret eden Erinç,
“Türk Ceza Yasası’nda, Terörle Mücadele Yasası’nda çok sayıda madde, sadece ifade özgürlüğünü engellemekle kalmıyor mesleğini yapan gazetecilerin kimi zaman silahlı terör örgütü üyesi gibi yargılanması sonucunu doğuruyor. Tutukluluk süreleri neredeyse ceza infazı sınırlarını da aşmış durumda. Bu konuda biz, 2010’un Şubat ayında Adalet Bakanlığı’yla bir çalışma başlatmıştık. Bu çalışmaya daha sonra diğer meslek örgütleri de katıldılar. 2010 Şubat ayından bu yana ne yazık ki herhangi bir iyileştirme söz konusu olmadı” diye konuştu.
“KATKIDA BULUNMAYI SÜRDÜRECEĞİZ”
Erinç sözlerini şöyle devam etti:
“Son dönemde gazetecilerin örgütlenmesinde bana göre en önemli değişiklik 94 basın meslek kuruluşunun bir araya gelerek Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) oluşturmasıdır. Bu platform, hem tutuklu ve yargılanan meslektaşlarımızla ilgili destek ziyaretlerine devam ederken bir yandan da yasalarla ilgili görüşleri belirleyerek ilgili yerlere sunma görevini üstlendi. Bekliyoruz ki gazeteciler, ileri demokrasi olduğu belirtilen bir süreçte diğer demokratik ülkelerdeki meslektaşları gibi rahatça, herhangi bir tehdide, baskıya uğramadan mesleklerini yerine getirirler. Tabii umutsuz olma gibi bir lüksümüz yok. Bu sorunların aşılacağına inanmak durumundayız. Elimizden geldiği kadar katkıda bulunmayı sürdüreceğiz.”
TGC Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay ise  gazetecilerin her zaman aşırı stres altında çok yoğun çalışan insanlar olduğunu belirterek yıpranma hakkının daha geniş kapsamlı olması gerektiğini söyledi.  
Gazetecilerin  yıpranma haklarıyla ilgili çalışmaların yapıldığını söyleyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Yakup Akkaya da en kısa süre içinde yasa tasarılarını meclise sunacaklarını bildirdi. Bu konuda Cemiyetin yapacağı çalışmalara da katkı vermek istediklerini ifade eden Akkaya “Ben bir kez daha yaşamını yitiren gazetecilere Allah’tan rahmet diliyorum” dedi.

GÜRCAN ARITÜRK'ÜN YAZISI



                                GELİŞEN TÜRK SİNEMASININ KİTAPLIĞI DA OLUŞUYOR

Gürcan ARITÜRK
(Blog Muhabiri)

          Türk sineması 21'nci yüzyıla hızlı girdi. Sanki 1970'lerdeki seks filmi furyasından, daha sonraki yasakçı zihniyetlerden intikam alınıyor. Genç sinemacılar 2 binli yıllarda çok sayıda filme imza attı. Türk filmlerinden bazıları uluslararası arenada kendinden söz ettirmeyi başardı. Seyirciden de gerekli desteği buldu Türk filmleri, bazı bol ödüllü filmlere ilgisizliği saymazsak. Hatta ödül alan film ile çok seyredilen filmlerin ayrı ayrı olması kafaları da karıştırdı. Çok eskiden de insanlık üzerine konuşanların, popüler gösterilerden daha az ilgi gördüğü düşünülürse, çok izlenmenin iyi filme, az seyredilmenin de kötü filme tekabül etmediği bilinir.
         Geçenlerde Türk filmlerinin seyirci-izleyici sayısında yabancı filmleri geçtiği ama hasılatta geride olduğu haberleri vardı. Sadece nicelikte-hasılatta değil nitelikte de yarışa devam etmeli Türk sineması. Çeşitlenen Türk sinemasının daha da gelişmesi ve dünyada adından daha çok söz edilebilir olması biraz da yapılan filmlerden dersler çıkarmakla, onların üstüne çıkmakla mümkün. Bunun için de en az maddi ve teknolojik destek kadar akademik ve bilimsel katkıya, eğitime ihtiyaç var. İşte bu ihtiyaca cevap verebilecek bir derleme yayınlandı: "2000 Sonrası Türk Sineması'na Eleştirel Bakış" (Editör: Özgür Yılmazkol, Okur Kitaplığı, Ekim 2011, İstanbul )

TÜRK SİNEMASININ GELİŞTİĞİNİN KANITI: AKADEMİK İNCELEME

        Kitap, Türkiye'nin 4 farklı üniversitesinden 9 akademisyenin yazılarından oluşuyor. Son dönem Türk Sineması hakkında öne çıkan filmler ve yönetmenlerden yola çıkarak detaylı bir bakış ve analizi ortaya koyuyor.
       Türk sinemasının belki de en çok ihtiyaç duyduğu bilimsel eleştiriye dayanan kitap Özgür Yılmazkol'un yönetiminde 2 binli yıllardaki seçkin filmlere dikkat çekerken Türk sinemacılarının artık -bazılarına göre yeniden- akademik alanda detaylı inceleme ve analizi hak ettiğine de işaret ediyor.
Sinemaseverler, kitapseverler ve akademisyenlerin kitaplığında seçkin bir yer bulacağı inancıyla hazırlanan kitap "1990 sonrası Türk Sineması önceki yılların ağır, yeknesak ve sabit çizgide seyreden yolculuğunun yavaş yavaş kırılmaya başladığı önemli bir döneme işaret eder. Özellikle 2000'li yıllarda çekilen filmler, uluslar arası alanda da kabul görerek, bireysel sinema yapmanın çok dışında ülke sineması gerçeğini ortaya koymuştur. Böylelikle Türk Sineması, benzer ülke sinemaları arasında farkındalık yaratarak, ilgiyle, merakla takip edilen bir konuma gelmiştir" önkabulü ile gerçekleştirilmiş. Ne mutlu ki bu çıkış noktasının, gerçek olduğunu söylemek mümkün. Türk sinemasının "kalkındığını" gösterecek örnekler var ve bunlar artmalı. "2000 Sonrası Türk Sineması'na Eleştirel Bakış" adlı kitap gelişen sinemanın kanıtı ve yol göstericisi konumunda.

16 Kasım 2011 Çarşamba

NAZIM HİKMET KARİKATÜRLERİ SERGİSİ

              19 - 30 Kasım 2011 tarihlerinde İzmir Nazım Kültürevi’nde, 52 karikatüristin katıldığı “Nazım Hikmet Karikatürleri” sergisi görücüye çıkıyor. Karikatürcüler Derneği İzmir Temsilciliğinin düzenlediği sergi, 19 Kasım Cumartesi günü saat 18.00’de açılıyor. Yine ayni yerde saat 19.00’da ise “Nazım Şarkıları” dinletisi gerçekleştirilecek.

ESİN AFŞAR VE OKTAY SİNANOĞLU

            Blog muhabiri Ali Kılıç, dün (15 Kasım Salı) Kadıköy-Karaköy vapurunda bilim adamı-yazar Oktay Sinanoğlu ile karşılaştı. Kılıç, Oktay Sinanoğlu ile bir süre sohbet etti. Sohbet sırasında önceki gün yaşamını yitiren Esin Afşar’ın Sinanoğlu’nun kız kardeşi olduğunu öğrendi. Sinanoğlu, kız kardeşinin ölümünü bir televizyon muhabirinin kendisini aramasıyla öğrendiğini belirterek, kız kardeşinin eşine sitemde bulundu.
          (Fotoğraf: Ali KILIÇ)

GÜNÜN KARİKATÜRÜ...

FOTOĞRAF ÇEKİMİNE İTİRAZ...

                                  Fotoğrafının çekildiğini farkeden Basın Senatosu İkinci Başkanı Seraceddin Zıddıoğlu, hemen tepkisini gösterdi: "Dur şapkamı ve kabanımı çıkarayım bari..."  dedi.
                                  Fotoğraflar: Süleyman BOYOĞLU

BÂB-I ÂLİ'DE ÇARŞAMBA TOPLANTILARI...

                                 Bâb-ı Âli'nin ihtiyarları pardon gençleri! Her Çarşamba günü Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Lokâli'nde buluşuyorlar... Lokâle çıkmadan Cemiyet'in başkanlık katında gelenleri karşılayan gençler, her hafta hararetli tartışmaya daha merdiven başında başlarlar. Bu tartışmalarda en hareretlileri Balotaj Kurulu üyesi Şevket Uygun ile Basın Senatosu İkinci Başkanı Seraceddin Zıddıoğlu'dur. Bu haftaki (16 Kasım Çarşamba) tartışmanın galibi ise Şevket Uygun oldu...

ALPER İZBUL'UN ANNESİ VEFAT ETTİ

         Cumhuriyet gazetesi muhabirlerinden Alper İzbul, annesi Nadide Üstündağ'ı kaybetti. Nadide Üstündağ, Pazar günü rahatsızlanarak Çağlayan'daki Florence Nightingale Hastanesi'ne kaldırılmış, burada yaşamını yitirmişti. Beyoğlu Ağır Ceza Hâkimi Nadide Üstündağ, dün Şişli Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Silivri-Gümüşyaka Köyü'nde aile mezarlaığında toprağa verildi.
          Meslektaşımıza başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz...

NAZIM ALPMAN ANNESİNİ KAYBETTİ

 

 

           Bizim Gazete ve Birgün gazetesi yazarı Nazım Alpman annesi Seher Alpman'ı kaybetti. Seher Alpman bir süredir Adapazarı'nda bir hastanede tedavi görüyordu. Anne Alpman, Beykoz Merkez Camii'nde kılınan ikindi namazını takiben Gazi Yunus Mezarlığı’nda toprağa verildi. Necmi Tanyolaç'ın Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Basın Senatosu Başkanlığı döneminde Basın Senotusu Yazmanlığı görevinde de bulunan Nazım Alpman arkadaşımıza baş sağlığı dileklerimizi iletiyoruz.

14 Kasım 2011 Pazartesi

RAŞİT YAKALI

KEDİSEVER MİSİNİZ?

                                                             Fotoğraf: Süleyman BOYOĞLU


                               KEDİSEVER MİSİNİZ? KEDİSAVAR MISINIZ?


            Hazırlayan: Gürcan Arıtürk

            (Aşağıdaki cümleleri doğru bulup bulmadığınızla anlaşılacak. Yalnız "kağıtdan okuma-yazma ölüyor" diyenlere inat çıktı almalısınız! Ya da en azından kağıt kullanarak hesap yapmalısınız!)

           Bu test hazırlanırken Üstün Dökmen ve Kürşat Başar'ın kediler üzerine yazdıklarından yararlanılmıştır.
            ***Doğru bulduğunuz cümlenin sonundaki D'yi, yanlış diyorsanız Y'yi yuvarlak içine alın. (Bu testi sizden başkası da yapabilsin diye ya kurşunkalem kullanın, sonradan silinebilsin, ya da başka bir kağıda not alın!) Kedilere nasıl baktığınızın hesabı sonda.
            1-Kediler özgürlüğüne düşkündür. D-Y
            2-Kediler nankördür. D-Y
            3-Biz insanların hayvanlara sevgisi, merhameti karşılıksız kalmamalı, en azından sadakat görmeliyiz. D-Y
            4-İnsan, hayvanları karşılıksız sevdiği ve merhamet duyduğu oranda insandır. D-Y
            5-Kediler, istemedikleri bir şey yapıldığında tepki gösteren hassas canlılardır. D-Y
            6-Kediler, huysuzluk etmek için bahane ararlar. D-Y
            7-Kediler karakter sahibidir. D-Y
            8-Kediler, ne dendiğini anlamaz. D-Y
            9-Kediler, karnı tok olsa bile elinizde bir yiyecek gördü mü sırnaşır ve yağcılık yapar. D-Y
            10-Kediler sirkte olmaz, çünkü yeteneksizdirler. D-Y
            11-Kediler, tam evcilleşmemiş son canlılardır. D-Y
            12-Kediler torpillidir, köpekler sokakta çok dolaşsa belediye ekipleri yakalar, kedilere ses çıkarmazlar. D-Y
            13-Kediler, köpekler gibi olup olmadık yerde miyavlamazlar da ondan sokaklarda rahat gezerler. D-Y
            14- Kediler, yemek yerken gözlerini zevkten kapatırlar. D-Y
            15-Kediler, yemek yerken yemeği vereni görmemeyeyim de minnet de duymamayım diye gözlerini kapatır. D-Y
  ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------        
            Kedilere bakışınızın hesaplanması:
            1, 4, 5, 7, 11,13, 14 nolu sorularda D 1 puan Y 2 puan.
            2, 3, 6, 8, 9, 10, 12, 15 nolu sorularda D 2 puan, Y 1 puan.
            Eğer, toplam puanınız 15 ise tam bir kediseversiniz.
            15-22 arası ise-kedileri sevmeye yatkınsınız. (Puanının ne kadar düşükse o kadar yatkınsınız)
            23 ise-kararsızsınız.
            24-29 arası ise -kedileri sevmeme eğilimindesiniz.(Puanının ne kadar yüksek ise bu konuda o kadar katısınız)
            30 ise -kedileri hiç sevmiyorsunuz.

CEP TELEFONU İLE TAŞIN ÜSTÜNDE TEK BAŞINA...

                                                       Fotoğraf: Süleyman BOYOĞLU

MODA'DA KÜTÜK OLMAK BİLE GÜZEL...

                                                   Fotoğraf: Süleyman BOYOĞLU

MODA'DA SOĞUK VE GEÇİCİ ÇARE...

                                                      Fotoğraf: Süleyman BOYOĞLU
                                                         Fotoğraf: Ali KILIÇ

KALAMIŞ'TA YELKENLER VE KARABATAKLAR...

GÜNBATIMI KADIKÖY FENERİ...

                                                                    Fotoğraf: Ali KILIÇ

ZEYTİNBURNU'NDAKİ GÖKDELENLER, SULTANAHMET CAMİİ VE AYASOFYA...

                                                           Fotoğraf: Süleyman BOYOĞLU

12 Kasım 2011 Cumartesi

11 Kasım 2011 Cuma

MESLEKTAŞLARIMIZ EMİR VE YILMAZ KURTARILAMADI...




Van'da 9 Kasım Çarşamba akşamı meydana gelen 5.6 şiddetindeki depremde yıkılan Bayram Oteli'nin enkazında kalan Doğan Haber Ajansı (DHA) muhabirleri Cem Emir ile Sebahattin Yılmaz kurtarılamadı. Meslektaşlarımız Cem ile Sebahattin'in ailelerine baş sağlığı diliyoruz.

YAYIN KURULU TAKSİM'DE...

ALİ ER'İN KÖŞE YAZISI

Medyanın hali Yeşilçam’ın 70’li yıllarını çağrıştırıyor

Beyin sürekli aynı konuyla meşgul olunca, anlamlandırmakta zorlandığınız garip şeyler olabiliyor. Hafta başında gaipten sesler duydum. Biri kulağıma şunları fısıldadı: "Medyanın bugünkü hali Yeşilçam’ın seks furyası günleriyle büyük benzerlik gösteriyor."
O günleri iyi hatırlıyorum. 70’li yılların ikinci yarısıydı, üniversite öğrencisiydim. Düşündüm, kıyasladım, gaipten kulağıma fısıldayan çok haklı görünüyor.    
Evlerimize yeni giren televizyonun etkisi miydi, emin değilim… Her ne olduysa 70’li yılların ortasında Yeşilçam ciddi bir krizin içinde buldu kendini.  Bugün nostalji ile izlediğimiz 60’lı yıllarda çekilen o sevimli, sempatik siyah beyaz masum aşk filmleri dönemi kapandı. Fakirin zengini alt ettiği,  aile ve mahalle dayanışmasının mucizeler yarattığı pembe dizi kıvamındaki hikayeler sinemaya aktarılamaz oldu. Bugünkü deyimle, Yeşilçam yeni bir yapılanmaya gitti. Bir- iki haftada çekimi tamamlanan seks filmleri dönemi başladı. Sinema seyircisinin profili değişti.  Soft porno türündeki filmler yeni sinema izleyicisini kesmeyince, bir süre sonra araya harbi porno parçalar eklendi. Güzelim sinema salonları harabeye döndü.
Ya sinema emekçileri… Çoğu yevmiye ile geçinmeye çalışan insanlardı, ne yapsınlar!.. Hangi rol önerildiyse kabul ettiler. Sinemanın yıldızları arasında sayılan ama yeterli birikimleri olmayan kadın ve erkek oyuncular aynı şekilde yapımcılara teslim oldu. Masum aşk hikayelerinin yabancı erkek eli değmemiş kadın kahramanlarının, abazanlara mahsus çekilmiş çıplak fotoğraflarının ortalığı kaplaması kuşkusuz en başta kadın oyuncu için ama aynı zaman da gerçek sinema izleyicisi için de büyük bir travmaydı. Ama işte ne yaparsınız, dönem koşulları, yeniden yapılanma, krizden çıkış arayışları falan filan…
Türkan Şoray, Filiz Akın, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik film yıldızından öte efsane kahramanlarıydı.  Halk nezdinde büyük itibar sahibiydiler aynı zamanda. Bir anda işsiz kaldılar. Belli birikimleri vardı ama "hazıra dağ mı dayanır" diye de bir atasözümüz var. Gelecek kaygısıyla, o dönem revaçta olan gazinoların patronlarından gelen sahne teklifine "evet" dediler. Sanırım Türkan Şoray, son anda vazgecti. Diğerlerinin isimlerini sinema afişlerinin yerine gazinoların neonlarında görür olduk.
Travmalarla, trajik insan öyküleriyle dolu Türk sinema tarihinin utanç sayfalarıdır o günler…
Benzer bir dönemi medya yaşıyor bugün. Medyanın Türkan Şorayları, Ayhan Işıkları, Filiz Akınları, Hülya Koçyiğitleri, Ediz Hunları birbiri ardına yok oluyor. Kalabilenlerin eski havası yok. Belden aşağı vuruşlarla, küfürlerle, çığırtkanlıkla tutunmaya, yerlerini korumaya çalışan zavallıların sayısı giderek artıyor.
Bunlar da bir şey mi?.. Asıl önemlisi medya dediğimiz soru soramayan bir yapı artık!.. Nedim Şener, genç yaşına rağmen soru sorabilen son gazetecilerdendi. Adalet adına, kamu adına soru sorabildiği için IPI tarafından "Dünya Basın Kahramanı" seçilmişti!.. Nedim’in, Ahmet’in hikayesi bir dönem hikayesidir, aslında…  
Neyse ki, medyanın içinden geçtiği "Yeşilçam’ın seks furyalı günlerini" çağrıştıran dönemin nedenlerini hepimiz iyi biliyoruz. Defalarca yazdık. Sermaye gruplarının medyaya girmesiyle başladı, kendi içinde evrilip bugünkü şeklini aldı.
Ve neyse ki, böyle gitmeyeceğini biliyoruz.  Yeşilçam o rezil dönemi atlattı, medyada da bir gün geride bırakacak. Dünya dönmeye devam ettikçe, daha nice farklı dönemler gelip geçecek. Sinemada, medyada, siyasette ve daha başka alanlarda…


(Bizim Gazete-11.11.2011)

10 Kasım 2011 Perşembe

11-11-11 şerefine

MODA'DA GÜN BATIMI...


Fotoğraf: Ali KILIÇ

                                          

9 Kasım 2011 Çarşamba

ACAR MUHABİR...

                                          Bloğun acar muhabiri Raşit Yakalı Bodrum'da erken çapaya başladı...

8 Kasım 2011 Salı

CANER GÖREN'İN ANILARI...

Gürcan ARITÜRK                     Eski başbakanlardan Yıldırım Akbulut
(Blog muhabiri)

 AA'DAN EMEKLİ FOTOĞRAF SERVİSİ ŞEFİ CANER GÖREN'DEN ANILAR
       
           BUTTO'NUN NİKÂHI DÜŞTÜ MÜ?
          
Caner Gören, Benazir Butto'nun Ankara'ya yaptığı resmi ziyarette, Pakistan'daki geçerli kurallar gereği kadınlarla tokalaşır, erkeklerle baş hareketi ile selamlaşır. Caner, Butto'nun bir karşılama sırasında 4 tane kadınla tokalaşacağını-tokalaştığını görünce hemen arkasından Turgut Özal ile karşılaşacağını ve belki de refleks olarak onunla tokalaşacağını düşünür ve harekete geçer. Umduğu gibi olmuştur, 4 kadınla tokalaşmasının ardından aniden Turgut Özal'ı karşısında bulan Bayan Butto, gayri ihtiyari Özal ile tokalaşır, tek başına bu anı görüntüleyen Caner'in fotoğrafını görenler "nikâh düştü mü? derler. O zamanlar foto-shop falan yok ama bazıları bu fotoğrafı görseler bile inanmaz!

           SADDAM EĞİLDİ Mİ?

           Caner Gören, Başbakan Yıldırım Akbulut'un Irak seyahatine katılır. Saddam ile Akbulut'un görüşmesinde de salonda bulunan ender gazetecilerdendir. Akbulut, diplomatik bir kuralı ihlal ederek Saddam'dan önce oturur. Arkasından Saddam da otururken Caner deklanşöre basar. Fotoğrafta Saddam Akbulut'un önünde eğilir biçimdedir. Bir anlık görüntü Türkiye'ye geçildiğinde Irak tarafından tepkiyle karşılanır. O fotoğrafı çeken kişi Bağdat'da aranmaya başlanır. Caner, Türk makamlarının yardımıyla önceden uçağa alınarak tatsız bir olaydan kurtulur.

          ERSOY'A SAHNE YASAĞI

          Caner Gören, Kenan Evren'in bir yurtiçi seyahatini takip etmektedir. Bir ilde takım elbisesi ile çok şıktır, çünkü üzerinde yakında evlendiğinde giydiği damatlığı vardır. Biraz da "ye kürküm ye" misali orduevine sorgusuz sualsiz, Evren'in yanında girer. Burada gazetecilerin olmaması gereken bir ortamda Caner, Bülent Ersoy'a sahne yasağı konulmasının ilk hamlesini görür. Hürriyet gazetesinin manşetini gören Konsey üyesi 2 orgeneral de Kenan Evren'in yanında tepki gösterir. Manşette Bülent Ersoy'un İngiltere'de "kestirdiği" haberi vardır. Hatta haberin yanına "kesileni" bekleyen kediler karikatürü bile çizilmiştir. Komutanlar, milleti özendiriyor, olmaz böyle şey deyince, Kenan Evren de bakar gazeteye ve İstanbul valisi Nevzat Ayaz'ın telefonla aranması talimatını verir ve gerisi gelir yasağın.

         ECEVİT "KAÇIRILDI"

         Başbakan Bülent Ecevit'in hastanede olduğu sıralar. Durumu hiç de iyi değil. Caner Gören, böyle bir ortamda hastane başhekimi ile Ecevit'in eşi Rahşan hanım arasında tartışmaya tanık olur.  Mehmet Haberal, Ecevit'in sağlık durumunun hastaneden çıkmasına imkân vermediğini, taburcu olmasına izin veremeyeceğini bildirir, Rahşan hanım kocasını götürmeye kararlıdır. Koruma Müdürü Recai Birgün, Rahşan hanımdan yanadır, Haberal'i ittirerek, Ecevit'i çektirerek olaya müdahale eder ve Başbakan'ı hastaneden "zorla" götürürler.

         SARHOŞ "HACI"

         Meslek gereği Hacı olunur mu? Başkasının verdiği harcırah vb ile Hacı olunur mu? Caner olmamış ama gelin de annesine anlatın. Başbakan Özal'ın Hac ziyaretini foto muhabiri olarak izleyen Caner, dönüşte, annesinin oğlum hacıdan geliyor diye komşuları toplamasından habersiz. Eve gitmeden önce alışkanlıkla "2 tek atıyor". Eve gittiğinde kapıda 30-40 çift ayakkabı görüyor. Annesi ağız tadıyla bir "Hacı" karşılayamadım diye üzgün, oğul ise annesinin komşulara yapacağı gösteride rol alamadığından biraz buruk.

3 Kasım 2011 Perşembe

MALATYA'DA DONDURMA KEYFİ...



TGC'nin muhteşem dörtlüsü Malatya'da "Yalama Caddesi"nde Maraş dondurması yerken görülüyor...
Fotoğraf: Sevim ERTEMUR

GAZETECİLERE ÖZGÜRLÜK PLATFORMU

GAZETECİLİK İÇİN AYAĞA KALK

GAZETECİLERE ÖZGÜRLÜK PLATFORMU
İSTANBUL’DA BASIN AÇIKLAMASI YAPACAK

Gazeteci-yazar Ragıp Zarakolu’nun tutuklanmasıyla birlikte, Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’nun basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan hükümlerinden dolayı cezaevlerinde olan tutuklu ve hükümlü gazeteci sayısı 64’e ulaştı.
2009 yılının başından bu yana geçen 3 yıla yakın süre içinde cezaevlerine giren gazeteci sayısı 110’u geçti.
Halen çok sayıda gazeteci ve medya kuruluşu hakkında hapis veya para cezası talebiyle açılmış 10 bin dolayında soruşturma ve dava bulunmaktadır.
Ortaya çıkan bu vahim tablo karşısında, 94 gazeteci meslek örgütünün bir araya gelerek oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu tarafından bir yılı aşkın süredir “Gazetecilere Özgürlük” kampanyası yürütülmektedir.
Bu kampanyanın bir parçası olarak, cezaevlerindeki gazetecilerle dayanışmayı gösterebilmek ve onları cezaevlerinde unutturmamak amacıyla Kurban Bayramı öncesinde uluslararası düzeyde bayram kartı gönderme etkinliği başlatıldı.
Yine Avrupa’daki gazeteci örgütleri, 5 Kasım Gazetecilik İçin Ayağa Kalk günü dolayısıyla kendi ülkelerinde düzenleyecekleri etkinliklerde, Türkiye’deki basın ve ifade özgürlüğü mücadelesine ve cezaevlerindeki gazeteciler meselesine dikkati çekecekler.
Gazetecilere Özgürlük Platformu da, Gazetecilik İçin Ayağa Kalk Günü dolayısıyla, 4 Kasım’da İstanbul’da Galatasaray Lisesi önünde saat: 14.00'te kitlesel basın açıklaması yapılacak.
Tüm basın emekçilerini; herkes için basın özgürlüğü mücadelesine destek olmaya ve basın açıklamasına katılmaya çağırıyoruz.
Saygılarımızla

TÜRKİYE
GAZETECİLER SENDİKASI

ENERJİ BOŞALIMI (!)

BOĞAZİÇİİİİİİİ....

BOĞAZİÇİİİİ...Tıklayınız..
http://www.facebook.com/video/video.php?v=2477117534528&saved

2 Kasım 2011 Çarşamba

TANJU DEMİRCİ’NİN RESİM SERGİSİ AÇILDI

              
              Resim sanatçısı Tanju Demirci’nin “Çit”,  “Dogville”, “İnsan Lekesi” ve “Suyun Karanlık Yüzü” adlı resim sergisi Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi-Tekkube’de açıldı.
               25 Ekim Salı akşamı açılan sergide sanatçının 36 eseri yer alıyor. Sergi 13 Kasım tarihine kadar açık kalacak. Sergi üçü film, biri serbest dört ayrı projeden oluşuyor.  
              Tanju Demirci 1961 yılında Keşan’da doğdu. 1984’te Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Resim Bölümü’nü bitirdi. 1986’da Devrim Erbil Atölyesi’nde yüksek lisans öğrenimini tamamladı. Halen Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Simge ve işaretlerden oluşan biçim repertuarını, soyutçu bir renk ve kompozisyon anlayışı ile dengeleyen çalışmalar yapmaktadır.
             Tanju Demirci’nin kazandığı ödüller şunlar:
1985  "1. Tiglat Genç Ressamlar Yarışması", Birincilik Ödülü
1985  "İstanbul Üniversitesi Gençlik Yılı Resim Yarışması",  Birincilik Ödülü
1986  "6. Turgut Pura Vakfı Resim ve Heykel Yarışması", Yeni Asır Gazetesi Başarı Ödülü
1988 "Esbank Yunus Emre 5. Resim Yarısması", Başarı Ödülü
1990 "11. Günümüz Sanatçıları İstanbul Sergisi", Başarı Ödülü
1991 "52. Devlet Resim ve Heykel Sergisi" Resim Yarışması, Mansiyon..

HAKEM HATALARI

NEYZEN TEVFİK'E KARTAL'IN VEFASI...

                                        
                                          Bodrum'da doğup Kartal Mezarlığı'nda toprağa verilen
                                          Neyzen Tevfik için Kartal'da yapılan heykel..
                                         
                                          Bu fotoğrafı blogda yayınlarken, TGC Basın Senatosu odasına tarihçi-gazeteci Orhan Koloğlu geldi. Orhan Ağabey, Neyzen Tevfik'i 1945'te Beşiktaş'ta Barbaros Heykeli'nin açılış töreni sırasında bir kahvede ney çalar-söylerken gördüğünü ve hayranlıkla dinlediğini söyledi. Koloğlu, Neyzen Tevfik'le ilgili bir anekdotu da gülerek anlattı:
"Babası 12 yaşındaki Neyzen Tevfik'i limon almak için çarşıya gönderir, Neyzen elinde limonla 15 yıl sonra geri döner."
                                          Fotoğraf: Süleyman BOYOĞLU

BOĞAZ'DA BİR TANKER VE TARABYA OTELİ'NİN YENİ HALİ

                                                                                     Fotoğraf: Süleyman BOYOĞLU

BOĞAZ'DA DEV BİR TANKER VE TEHLİKE...

                                           Fotoğraf: Süleyman BOYOĞLU