11 Şubat 2012 Cumartesi

ADALAR VAPURU'NUN RESSAMI...

                                               Dolmabahçe'deki turistlerin güneş keyfi...
                                                         Martıların Boğaz'daki dansı...                                     
                                      Vapurda Arap kızının resmini yapan bir ressam...
                                                    Büyükada'da vapurdan iniş...
                                               Büyükada'da hatıra fotoğrafı çekimi...
                                         Vapurdan inenleri bekleyen bir faytoncu...
                                        Sırasını bekleyen fayton sürücüleri ve atlar...
                                                   Bisiklet kiralayan turistler...
                                                   Büyükada'nın lokmacısı...
İstanbul'un Anadolu yakasının gökdelenleri...

İstanbul'da bir gün önceki yoğun kar yağışından eser kalmayınca insanlar bugün soğuk havaya aldırmadan kendilerini evlerinden dışarı attılar. Bu güzel havanın keyfini en çok Dolmabahçe Sarayı yakınındaki çay bahçesinde oturan turistler çıkardı. Bir başka turist grubu da (Arap turistler) güneşli havanın tadını Kabataş'tan bindikleri Adalar vapuru ile vardıkları Büyükada'da çıkardılar.  
(Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)

8 Şubat 2012 Çarşamba

TERRY MOORE FİZİĞİ İLE MADONNA MÜZİĞİ İLE...

                                               Terry Moore                                                                                 Madonna
        Madonna’nın 26 Mart’ta piyasaya sürülecek “MDNA” albümü için çıkacağı turneye Ortadoğu’dan başlayacağı ve 7 Haziran tarihinde İstanbul’da Türk Telekom Arena’da konser vereceği haberi daha şimdiden bizim gazetelerin manşetlerini süslemeye başladı.
        Dünya popunun önemli isimlerinden Madonna’nın ikinci kez ülkemize gelecek olması daha bugünden Türkiye’yi sallarken, asıl fiziği ile Türkiye’yi sallayan yine Amerikalı bir aktris Terry Moore olmuştu.   
        Terry Moore’nin deprem etkisiyle Türkiye’yi sarsmasının nedeni ise Madonna gibi çılgın dansları ve sesi değil de bir Türk gazetecinin çektiği fotoğraftı. O fotoğrafı çeken de şimdi aramızda olmayan Milliyet gazetesi foto muhabiri İlhan Demirel idi… 
                                                                             İzzet Sedes
        Bu fotoğrafın hikâyesini ve yarattığı sarsıntıyı o sıralar Milliyet gazetesi haber müdürü olan İzzet Sedes’ten aktaralım:
        İlhan Demirel 10 Haziran 1955 tarihinde Harbiye’deki Hilton Oteli’nin açılışına gitti. Otelin açılışına sahibi Conrad Hilton da gelmişti. İlhan akşamüstü gazeteye döndü. Ben o sıra haber müdürüydüm. İlhan bana çektiği resimleri getirdi gösterdi. Baktım aktris Terry Moore’nin fotoğrafları… Moore bacak bacak üstüne atmış, İlhan da eğilmiş çekmiş. Kadının külotu gözüküyordu.
        Bu resmi yayınlayıp yayınlamama konusunda gazetenin sahibi Ali Naci Karacan oğlu Ercüment Karacan, Hasan Yılmaer, Turhan Aytul, Halit Kıvanç, Sami Kohen ve ben bir saat müzakere ettik; yayınlayalım mı yayınlamayalım mı? Sonunda yayınlanmasına karar verdik.
        Ertesi gün fotoğraf Milliyet gazetesinde birinci sayfada üç sütün olarak çıktı. Ortalık karıştı. Herkes konuşuyor; “külot varmış, yokmuş, çıplakmış” falan...
       Fotoğrafın gazetede yayınlandığı gün çalışıyordum. Çankaya Köşkü’nden bana bir telefon geldi. Özel Kalem Müdürü idi arayan… Bana “İzzet Bey bu gazeteden bize beş tane gönderebilir misiniz?” dedi. Önce şaşırdım, sonra hay hay dedim. Aşağıda idareye telefon ettim Çankaya’ya bu gazeteden beş tane gönderin dedim. İdaredekiler “Tamam” dediler. Biraz sonra beni aradılar, “Abi bugünkü gazeteden hiç kalmadı!”  Gazete o gün kapış kapış satılmış, bundan dolayı Çankaya’ya gazete gönderemedik.
       Bir hafta sonra Roma’ya Milli Gençlik Teşkilatı adına bir toplantıya gitme hazırlığı yapıyordum. Benden başka o zamanlar asistan olan İsmet Giritli ve Mümtaz Soysal da toplantı için seçilmişti. Giderken Ali Naci Bey’e Allahaısmarladık demek için uğradım. Ali Naci Karacan “Nereye gidiyorsun oğlum?” dedi. Roma’ya gidiyorum efendim dedim. Ali Naci Bey, “Sen de git güzel bir kadının bacaklarının resmini çek yayınlayalım ve Terry Moore’de olduğu gibi gazeteyi çok satalım” diye espri yaptı.
(Süleyman BOYOĞLU)

7 Şubat 2012 Salı

BÂB-I ÂLİ'NİN ÇINARLARINDAN ALİ GEVGİLİLİ...

  
Süleyman BOYOĞLU

          6 Şubat Pazartesi akşamı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Yönetim Kurulu toplantısı vardı. Ardından da Cemiyet’e yeni üye olan meslektaşlarımıza rozet takma töreni yapılacaktı. Yönetim Kurulu toplantısı öncesi Basın Senatosu Odası’na önce TGC Başkan Yardımcısı ve Hürriyet Gazetesi Ekonomi Müdürü Vahap Munyar, ardından da TGC Yönetim Kurulu Üyesi ve Bugün Gazetesi Ekonomi Müdürü Celal Toprak geldi.
         Munyar ve Toprak gelmeden önce Hayat Mecmuası’nın eski yazı işleri müdürü Hikmet Andaç’la Basın Müzesi’nde 16 Ocak-3 Şubat 2012 tarihleri arasında açtığı “85. Yaş Empresyonist Resim Sergisi” hakkında konuşuyorduk. 85 yaşında böyle bir sergi açması için yüreklendirdiğim Hikmet Andaç, sık sık ziyaretime geliyordu. Bu gelişinde Vahap Munyar’la da karşılaştı. Andaç, sergiyi açmanın kendisine büyük bir heyecan verdiğini,  sergi boyunca yoğun kar yağışı hariç her gün Basın Müzesi’ne keyifle gidip geldiğini anlattı. Sergiye Türklerden çok başta Uzakdoğu olmak üzere dış ülke insanlarının ilgi göstermesine şaşırdığını ifade eden Andaç, aynı sergiyi oğlu Cem’in yaşadığı Amerika’da da açmayı düşündüğünü söyledi.
         Daha sonra TGC Denetim Kurulu üyesi ve TRT muhabiri Engin Başçı ile Anadolu Ajansı’ndan emekli spor muhabiri Naci Özer, yaptığımız bu sohbetlerin üzerine geldiler. Sohbet sırasında Celal Toprak sözü Amerika’da yaşayan ve şu an hasta yatağında kalkamayacak durumda olan Türkiye’nin ilk ekonomi sayfasını yapan Milliyet Gazetesi’nin eski yazı işleri müdürü Ali Gevgilili’ye getirdi. Toprak, bir grup ekonomi muhabiri ve yazarlarıyla geçtiğimiz yıl Kasım ayında Ali Gevgilili’yi yaşadığı Amerika’daki evinde ziyaret ettiklerini, hasta olan Gevgilili’nin yaptıkları ziyaretten büyük mutluluk duyduğunu anlattı. Toprak, Gevgilili’yi ziyaret etme fikrinin Vahap Munyar’dan çıktığını söyledi. (Vahap Munyar, geçtiğimiz ay “Bâb-ı Âli News”e Türk basınında ilk ekonomi sayfasını Abdi İpekçi’nin önerisiyle hazırlayan kişinin Ali Gevgilili olduğunu detaylı bir şekilde anlatmıştı.)
         Celal Toprak, daha sonra Ali Gevgilili’yi ziyaretleriyle ilgili meslektaşımız Hakan Güldağ’ın Ekonomi Gazetecileri Derneği’nin internet sitesinde 29 Kasım 2011 tarihinde enfes bir yazı kaleme aldığını söyledi.
        Şimdi sizi Hakan Güldağ’ın Ali Gevgilili’ye yaptıkları ziyaret sonrası kaleme aldığı yazıyla baş başa bırakıyorum… 
           Fotoğrafta hasta yatağındaki Ali Gevgilili, ziyaretçileri Hakan Güldağ, Celal Toprak ve Hasan Eriş'le görülüyor...
                
Size bugün Türkiye'de ilk ekonomi sayfasının yapılış öyküsünü anlatacağım...
Ve bu öykünün baş aktörü konumundaki ustamızdan bahsedeceğim...
Ali Gevgilili...
Şimdi muhtemelen bu ismi okuyan ve kendisini tanıyanlar bir dosttan haber almanın mutluluğunu ve belki de hayretini yaşıyor…
Tanımayanlar ise soruyor:
Kim bu Ali Gevgilili?..

Hemen söyleyelim:
Ali Gevgilili, Türk basınında ilk ekonomi sayfasını hazırlayan kişi…
1960’lı yıllarda…
Tabii, Türkiye’de ekonomi basını Gevgilili’den önce vardı…
Önceleri İstanbul’daki azınlık gazetelerinde…
Daha sonra Türkiye’nin dışa açılan kapısı İzmir’de…
1942 yılında Süha Sükuti Tükel tarafından kurulan İzmir Ticaret gibi…
İstanbul Postası’ndan İzmir Ticaret’e ekonomi yazılarıyla ünlenen ve daha sonra meslek yaşamını DÜNYA’da noktaladığı için çok şey öğrendiğimiz Fasih İnal…
1940’lı yılların ekonomi gazetecisi Turgut Fethi Erden…
1950’li yılların esnaf muhabiri Şemsi Sılkım…
Bu süreçte mutlaka anılması gereken isimler…
Ancak Ali Gevgilili ilk defa ulusal çapta etkin bir gazetede bağımsız ekonomi sayfasını düzenli olarak çıkaran ve yöneten gazeteciydi…

Gevgilili’yi ziyaret fikri Hürriyet Gazetesi Ekonomi Müdürü Vahap Munyar’dan çıktı…
Munyar aynı zamanda Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkan Vekili ve Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) İstişare Kurulu Üyesi…
Bir süredir, Ali Gevgilili’ye ekonomi basınındaki öncülüğü ve katkıları için bir şükran plâketi verilmesi konuşuluyordu.
Pek çok ekonomi gazetecisi aynı tarihte Turkcell’in, NYSE’ye kote oluşunun 10’uncu yılı ve Koç Ailesi’nin dünyanın en ünlü müzelerinden biri olarak nitelenen Metropolitan Müzesi’nde açtığı yeni galerilerin töreni için New York’ta olacaktı.
Vahap Munyar da fırsatı değerlendirilelim ve görevi hep birlikte yerine getirelim diye düşünmüş…

EGD Başkanı Celal Toprak’la konuşmuşlar…
O da uçağa binmeden hemen önce birkaç saat içinde hazırlıkları tamamlatınca iş New York’ta Ali Gevgilili’ye ulaşmaya kaldı…
O noktada devreye Gevgilili ile çalışmış gazeteci Mukaddes Orçun girdi…
Bir süre önce Ali Gevgilili’nin eşi Emel Gevgilili’nin vefatını bizlere duyuran da oydu.
Adresi alınca, EGD Başkanı ve Bugün Gazetesi Ekonomi Müdürü Celal Toprak, Fortune Türkiye Genel Yayın Yönetmeni Ali Ağaoğlu, Cumhuriyet Gazetesi Ekonomi Müdürü Hasan Eriş, Marketing Türkiye Genel Yayın Yönetmeni ve Zaman gazetesi yazarı Günseli Özen Ocakoğlu, Habertürk Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Doğan Satmış ve ben evin yolunu tuttuk.

New Jersey’deki eve gittiğimizde komşularının da katıldığı bir anma töreni vardı…
Ali Gevgilili’nin kaybettiği eşi için yas tutuluyordu…
Selamlaştıktan sonra meslek büyüğümüz Ali Gevgilili’nin odasına geçtik.
Hasta olduğunu biliyorduk…
Yine de kas hastalığı nedeniyle tamamen yatağa bağlı olduğunu görmek hepimizi üzdü… Gördük ki, hastalık konuşmasını da zorlaştırmış…
Ama ustamızın zihni pırıl pırıl…

Ziyaretimizden memnuniyetini belirttikten sonra hemen Türk basın tarihindeki ilk ekonomi sayfasının hikâyesini anlatmaya başladı:
“1961 Anayasası’ndan sonra Türkiye’de bazı adımlar atılıyordu.
Planlı kalkınma süreci başlamıştı…
O sırada, Vatan’da çalışıyorum…
Milliyet’in Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi çağırdı… ‘’
İpekçi özetle diyor ki;
“Türkiye sanayileşiyor…
Planlı kalkınma ile ekonomik yapıda köklü reformlar yapılacak…
Avrupa Ekonomik Topluluğu ile yeni ilişkiler gelişecek.
Biz ekonominin giderek önem kazanacağını düşünüyoruz.
Bağımsız bir ekonomi birimi oluşturacağız.
Bunu da sen yöneteceksin…”

 İpekçi, uzun uzun dil döküyor…
Fakat Gevgilili ikna olmuyor:
“Çünkü işin altyapısı yoktu.
Nasıl bir birim olacağı pek düşünülmemişti.
İkna edemeyince beni Ercüment Bey’e götürdü.
Onunla da bir saat konuştuk.
Yine ikna olmadım…
Bir de aklımda Vatan Gazetesi var.
Vatan’da içeride alacak maaşlar var.
Onu da düşünüyorum…
Pek bir şey demeden çıktım yanlarından…
Karikatürist Ali Ulvi arkadaşım.
Ne yapalım diye konuşuyoruz.
Ercüment Karacan yine haber gönderdi.
Ali dedi ki, “Bak yeni kızın oldu. Gitmen lazım…”
O tarihi hiç unutmam.
Elif’in doğumuydu.
15 Aralık 1962…”

Sevgilili, Milliyet’in kapısında Turhan Aytul ile karşılaşır:
“Bu sefer patronlar çok kararlı” der Aytul, “Seni illa istiyorlar…” Ve ekler:
‘’Sen de reddetme be kardeşim!”
Gerçekten de beni Ercüment Bey’in odasında kuşatmaya aldılar.
“Sen bu iktisat sayfasını hazırlamayı kabul edene kadar buradan çıkıp gitmene müsaade etmeyeceğiz” dediler.  
Bir an, ustamızın bunları ne kadar zorlukla anlattığını unutup, “Ne dediniz Karacan’a”diye heyecanla soruyoruz…
“Çok ısrar etti.
Aslında beni çağırmasına çok şaşırmıştım…
Çünkü ben dış politika ve genel idare ile ilgili yazılar yazıyordum.
Sosyal konularla daha ilgiliydim.
O dönemde ekonomi ile ilgili önemli isimler de vardı.
Besim Üstünel, Memduh Yaşa, Şükrü Baban…
Ama Ercüment Bey, “Abdi sana güveniyor. Yaparsa Gevgilili yapar” diyor. Öyle diyorsa yaparsın” diyerek ısrar ediyor…
En sonunda Ercüment Bey sordu:
İktisadı seviyor musun?
“Eh, seviyorum” dedim…
“O zaman gel bize iktisat sayfası nasıl çıkar göster” dedi…

Türkiye’de ilk düzenli ekonomi sayfası bu konuşmayla çıkmaya başlamış…
Önce yarım sayfa olarak…
Gevgilili anlatıyor:
‘’O dönemde, Milliyet’in spor sayfası çok değerliydi.
Sadece onun için alanlar vardı.
Abdi Bey’in aklında yeni bir Milliyet yapmak var.
Batı tarzı gazetecilik istiyor.
Aslında başından beri aklında var ama başladığında daha 24-25 yaşında…
Karacan ile konuşmuş, ekonomi sayfası için ikna etmiş…
Başlangıçta yarım sayfa olarak çıktı.
İktisat-Ticaret bölümü diye başladık.
1963’ün ilk günleriydi; 7 Ocak…
İki sene sonra çok önemli değişiklikler yaptı İpekçi…
Dış haberlere bir sayfa verdi.
Kültür sayfası yaptı…
Ama Milliyet ekonomi sayfası bir simge oldu.
 Haftada 5 gün ekonomi sayfası yapıyordum.
Pazar günleri ise Düşünenler Forumu…
Tam sayfa olarak…
O haftanın en güncel konusunu, kişisini yansıtıyorduk sayfaya…
Milliyet’ten ayrıldığım güne kadar sürdürdüm o tartışmaları….’’

Gerçekten de öyle…
Ali Gevgilili’nin entelektüel yazıları…
Ve de açık oturumları…
Bir dönemin efsanesiydi…
Milliyet’in Babıâli’de saygın ve etkili bir gazete konumuna taşınmasında çok önemli katkısı vardı.
Gerçi entelektüel dili zaman zaman başına dert oluyordu Gevgilili’nin…
Günlük gazete yazısından çok, kavramsal açıdan çok yoğun, adeta akademik nitelikteki yazıların yer aldığı ekonomi sayfası, “halktan kopuk” olmakla eleştiriliyordu…

 Gevgilili daha sonra bir söyleşide, (*) Ercüment Karacan’ın bile "Niye ben seni anlamıyorum… Bana da seni anlama hakkı tanı” diye espriyle karışık serzenişte bulunduğu bu teorik dili şöyle savunacaktı:
‘’Ben 68 kuşağının dolgun araştırma, inceleme türü bilgi edinme beklentisinden hareketle ekonomi sayfasını hazırlıyordum. Bu sayfalarda genel birikimi oluşmuş, kendi içinde bölünmüş aydın kuşağın düşünsel beklentilerini yanıtlamak istiyordum.”
  
1969’da ekonomi bölümü tam sayfa olarak yayınlanmaya başladı.
Bir servis oluştu…
Ekonomi servisine önce Gevgilili’nin asistanlığını yapmak üzere Yalman Özgüner, ardından da Mukaddes Orçun katıldı…
Devam etti Gevgilili:
“1969’da köşe yazarlığı yapmaya başladım.
Daha doğrusu zaten ekonomi sayfasına bir yazı yazıyordum.
Ama imzasızdı…
Mürettip atmış imzayı…
Bir baktık imzalı çıkmış yazı…
Öyle de devam etti.
Haftada 5 gün “Ekonomik Analizler” adıyla…
Tabii, aslında Abdi İpekçi’nin talimatı ile…”

Biz ekonomi gazetecilerine açtığı kapı unutulmayacak ustamız Ali Gevgilili’nin bir dönemin başlangıcına ilişkin anlattıkları kısaca böyle…
Sizlerle de paylaşmak  istedim…
Sağ olsun, var olsun…

Cumhuriyet’in Yayın Yönetmenliği teklif edildi

Bir anısını da paylaştı bizimle Ali Gevgilili:
Eşim vefat edince Abdi Bey’in eşi aradı…
Kendisine de Abdi Bey ile yeni Milliyet’i nasıl el ele yarattığımızı anlattım.
Birinci sayfasından son sayfasına kadar nasıl tartışa tartışa hazırladığımızı anlattım.
Çok sevdim işimi…
Değerli teklifler geldi ama bırakmadım gazeteyi.
Ecvet Güresin, Cumhuriyet’in yayın yönetmeniydi…
İsmail Cem’in yerine bana yazı işleri müdürlüğü önerdi…
Teşekkür ettim.
“Ben Milliyet’ten ayrılamam” dedim.
Bu defa Nadir Nadi aradı.
“Lütfen Cumhuriyet’in Yayın Yönetmeni olun” dedi.
Yapmadım…
Milliyet’in Yazı İşleri Müdürü titriyle ayrıldığım güne kadar, gazetemden kopamadım.
Abdi İpekçi’ye yapılan suikast sonrasında başyazıları da bir süre ben yazdım.
Ama her zaman bir ekonomi editörü olarak, işini iyi yapmaya çalışan bir gazeteci, dürüst bir insan olarak kalmayı önemsedim…

Her gün gazetelerini okuyor
FT ve The Economist’i izliyor

Ali Gevgilili ile birlikte kurucumuz Nezih Demirkent’i de andık. Odasındaki komidinin üzerinde bir süre önce kendisine verilen Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin ödülü bulunuyor. Demirkent’in hem gazeteciler hem de gazetecilik için çok emek verdiğini söyledi. “Çok çalışkan, çok başarılıydı. Babıâli’nin yıldızıydı” dedi. Eseri DÜNYA’nın devam etmesinden çok memnun olduğunu belirtti. Hepimize ayrı ayrı başarılar diledi. “Türkiye sizlerle aydınlanacak. Hepinizi dostlukla kucaklıyorum” dedi. Türkiye’deki dostlara da selamlarını iletti…
Yanından ayrılırken, “Nasıl izleyebiliyor musunuz Türkiye’yi?” diye sorduk:
Yanıtı kızları Elif ve Aslı ile oğlu Halil Gevgilili’den aldık:
“Ooo, her gün…
Sadece Türkiye’yi değil dünyayı da…”
Bize, her basamağı gazete ve dergilerle dolmuş merdiveni işaret ederek:
“Düzenli olarak Financial Times okuyoruz kendisine. Birinci sayfadan sonuna kadar…  Bir de The Economist Dergisi… Onu da hiç kaçırmıyoruz… Sonuna kadar okuyoruz!”  dediler…

Ali Gevgilili 1938, İzmir doğumlu. İzmir Özel Türk Koleji ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. Gazeteciliğe Ege Ekspres’te başladı. Milliyet Gazetesi’ndeki efsanevi ekonomi sayfasını hazırlamaya başlamadan önce Yeni İstanbul ve Vatan gazetelerinde çalıştı. Abdi İpekçi’nin ölümünün ardından bir süre Milliyet Gazetesi’nin başyazarlığını yaptı. İletişim Fakültesi’nde öğretim üyesi oldu. Gevgilili, ekonomi ve dış politika üzerine pek çok kitabın da yazarı…

(*)İstanbul Ticaret Odası’nın katkılarıyla hazırlanan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yayını Ekonomi Basın Tarihi sayfa 52



6 Şubat 2012 Pazartesi

RAŞİT YAKALI...

ATEŞ NESİN...

                                             

                                                                 HAFTADA BİR
                                                                        NaNiK

                                                           Değişim rüzgarları

                                                           Gençliğe Hitabe kalkıyormuş
                                                           Kalkmıyor, günün koşullarına göre aşağıdaki
                                                           gibi güncelleniyor:
                                                           "Ey Türk Gençliği!  Birinci vazifen, bir din
                                                           devleti oluşturulmasına yardımcı olmaktır!"
                                                                         ***
                                                           Hep ayakta kalsın

                                                           "SON" dizisinde rol alan oyuncu Yiğit Özşener,
                                                           "Sokakta kadınların hoşuna gidiyorum" demiş
                                                           Vah vah, demek ki  durumu yatakta  vahim!

5 Şubat 2012 Pazar

ABANT'TA KAR KEYFİ...







              5 Şubat Pazar günü saat 07.00'de Abant'a gitmek için tur firmasının kalkış yeri olan Bakırköy-İncirli'de bir midibüse bindik. Midibüs şoförü ben de dahil beş yolcusuyla birlikte Boğaziçi Köprüsü'nden geçerek, İstanbul'un Anadolu yakasına vardı. Şoför Kadıköy Belediyesi Evlendirme Dairesi'nin önünde bekleyen diğer 18 yolcuyu da alarak bu kez İzmit'e doğru hareket etti. Yol boyunca midibüsün içerisinde Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nden iki öğrenci klarnet ve gitar eşliğinde güzel bir fasıla başladı. Bu fasıl Derince'ye kadar devam etti.
            Derince'de verilen mükellef sabah kahvaltısından sonra buradan da dört yolcu alındı. Şoför toplam 27 yolcusuyla Abant'ın yolunu tuttu. Yolda TinTin Tur'un sahibi Serkan Süslü, Abant'ta kar keyfinin çıkarırken ve yürüyüş yaparken uymamız gereken kuralları anlattı. Keyifli bir şekilde yolculuğumuza devam ettik. Abant'a kadar yüksek tepeler ve dağlar haricinde pek kara rastlamadık. Günlük-güneşlik bir gündü.
         Yaklaşık dört saat süren keyifli yolculuktan sonra Abant'a vardık. Gölün üzerini kaplayan buz tabakası ve üzerindeki kar, bizleri adeta büyüledi. Vakit kaybetmeden midibüsten kendimizi dışarı attık. Kimileri kar topu savaşına tutuşurken, kimileri de eşsiz göl ve orman manzarasını arkalarına alarak bolca fotoğraf çektirdiler. Kısa bir göl turunun ardından öğlen yemeği olarak mangalda pişirilen sucuk ve köfteleri büyük bir iştahla yedik. Yediklerimizi eritmek ve yarım kalan turumuzu tamamlamak için tekrar yürüyüşe başladık. Daha sonra yüksek tepelere tırmandık. Kaymayı sevenler tepelerden aşağı kaymanın keyfini çıkardı...
(Fotoğraflar: Süleyman BOYOĞLU)

4 Şubat 2012 Cumartesi

MODA'DA KAR SONRASI GÜNEŞİN KEYFİNİ ÇIKARANLAR...

                                          Kaldırımda mesleğini icra eden kalaycı ve eşi...
                                                       Tabanca ve tüfekle atış talimi...
                                                         Kedilerin güneş keyfi...
                                                             Kedilere çekilen ziyafet...
                                                            Köpeklerin güneş keyfi...
                                         Banklarda günlük yazan ve kitap okuyan...
                                       Eşinin ve çocuğunun fotoğrafını çeken bir anne...
                                             (Fotoğraflar: Süleyman BOYOĞLU)

1 Şubat 2012 Çarşamba

BÂB-I ÂLİ'NİN ÇINARLARI ANLATIYOR....

                                            (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

           İZZET SEDES GALATASARAY’DAN ARKADAŞI İPEKÇİ’Yİ ANLATTI:

           Abdi İpekçi’nin Galatasaray Lisesi Orta Mektep’te (1942) altıncı sınıfta sıra arkadaşıydım. Abdi İpekçi daha Orta Mektep’teyken “Ben gazeteci olacağım” derdi.
1948 senesinde ikimizde liseyi bitirdik.
          Babam (Selami İzzet Sedes) o sıra Son Posta gazetesinin yazı işleri müdürüydü. Eniştem Murat Sertoğlu da Yeni Sabah gazetesinin yazı işleri müdürüydü. Bir gün babama “Abdi gazeteci olmak istiyor” dedim. Babam Abdi’yi arkadaşım olarak biliyor o kadar. Babam “Enişten Murat Sertoğlu’na söyle” dedi.
          Yeni Sabah’ı o sıralar Safa Kılıçlıoğlu almış hamle yapmak istiyor. Eniştem’e Abdi’nin gazetecilik yapmak istediğini söyledim. Eniştem “Peki gelsin çalışsın” dedi. Abdi İpekçi Fransızca biliyordu. İngilizceyi sonradan ikimizde öğrendik. Ve Abdi Yeni Sabah’a gitti, çalışmaya başladı; “Beyoğlu Muhabiri” olarak...
          Abdi Yeni Sabah’ta sonra istifa etti. Neden istifa etti? O zaman daha bekâr. Yazları Büyükada’da oturuyordu. Bütün İpekçiler Büyükada’daydı. Sonradan eşi olan Sibel de o zaman Büyükada’da oturuyordu. O zaman flört ediyorlardı, daha evlenmemişlerdi.
           Abdi bir gün bir şey yok diye Ada’ya erken dönüyor. Saat iki ya da üç vapuru ile… Akşam saat beşe doğru da İstanbul’a büyük bir yat geliyor. İçinde artistlerin, ünlülerin olduğu bir yat.. Bu yat haberi gazetelerde çıktı, Yeni Sabah bu haberi atladı. O zaman İzzet Aykol Yeni Sabah’ın istihbarat şefiydi. Aykol, istihbarat defterine şunu yazmış: Abdi Bey siz Ada’dan gelmeden Ada’ya dönmeyi düşünüyorsunuz”. Abdi bu yazı üzerine çok alındı ve istifa etti. 
           Yıllar sonra İzzet Aykol işsiz kaldı ve Milliyet gazetesine geldi Abdi İpekçi’den iş istedi.  O zaman Abdi İpekçi yazı işleri müdürüydü. Ve Abdi Bey İzzet Aykol’a “evet” dedi ve işe aldı. Aykol’u “Memleket haberleri Servisi” şefi yaptı. Böyle bir adamdı Abdi…
            Abdi sonra Mithat Perin’in çıkardığı İstanbul Ekspres gazetesinin yazı işleri müdürü oldu. Burada birkaç yıl çalıştı, sonra askere gitti. Askerliğini Kore’de yaptı. İngilizce bildiği için oraya gönderdiler. Abdi, askerliğini yedek subay olarak yaptı Türkiye’ye döndü.
           Bir gün bana “ Milliyet gazetesinin sahibi Ali Naci Karacan benimle görüşmek istiyormuş” dedi. O zaman Ali Naci Bey Molla Fenari Sokak’ta yeni bir bina yaptırmıştı. Oraya gitti. Bir saat kadar konuşmuşlar. Ben de o zaman Vatan gazetesindeydim, binalarımız karşılıklı sayılırdı. Çıkışta beni dışarı çağırdı. Bana “Ali Naci Bey bana yazı işleri müdürlüğü teklif etti. Sen de gel istihbarat şefi ol” dedi. Ben de kabul ettim.

                YALMAN: O ADAM ONDAN FAZLA GAZETE BATIRDI”

          Vatan gazetesinin sahibi Ahmet Emin Yalman’a istifa ediyorum dedim. “Neden istifa ediyorsun” dedi. Milliyet’e gidiyorum dedim. “Yahu o adam ondan fazla gazete batırdı, oraya gidilir mi” dedi. Gideceğim dedim ve gittim.  Ve Abdi ile birlikte 15 sene çalıştık. Bunun altı senesi İstanbul, dokuz senesi de Ankara.. (1960-69). Ankara’da Milliyet’in temsilcisiydim.
           Abdi İpekçi en yakın arkadaşımdı. Abdi Bey yaşasaydı bugün Türk basını farklı bir noktada olurdu. Abdi Türkiye’de basını değiştiren, dönüştüren, medenileştiren, ileri adımlar atmasını sağlayan bir kişiydi. Son derece dürüst bir adamdı.
         Milliyet çok etkili bir gazeteydi. Abdi, bu gazetedeki başyazılarında daima dengeli olmayı, ölçülü olmayı öne süren bir yazardı. Bence bu yüzden Abdi öldürüldü. Çünkü o zaman Türkiye çok sallanıyordu.
     
                LEYLA UMAR'I İŞE BEN ALDIRDIM

        Abdi İpekçi yazı işleri müdürü, ben de Faruk Demirtaş’tan sonra istihbarat şefi oldum. Vasfiye Özkoçak, Necmi Onur, Nedret Selçuker, Metin Doğanalp, Oğuz Öngen, Hasan Pulur,  Seraceddin Zıddıoğlu ve Leyla Umar’a istihbarat şefliği yaptım.
        Bu muhabirlerin hepsi çok iyiydi, iyi bir ekipti. Herkes görevini yapardı. Leyla Umar’ı işe ben aldım. Bir gün Ercüment Karacan beni çağırdı. “Leyla Umar’ı tanıyor musun?” dedi. Ben de evet tanıyorum dedim. “Gazeteci olmak istiyormuş. Ne dersin” dedi. Abdi’ye sormuş Abdi Bey de ‘İzzet’e sor, İzzet tanıyor” demiş. Ben de Ercüment Bey’e al dedim. Bir gün  Leyla’yı çağırdı, Leyla gazeteye geldi, ondan sonra başladı çalışmaya…
        Yaman bir muhabirdi Leyla. İlk defa Milliyet’te işe başladı. Leyla Umar, dedikodu ve cemiyet haberleri yapardı. Toplantılara gider, gördüklerini yazardı. Bu alanda çok muvaffak oldu. Yalnız daha sonra tatsız olaylar oldu, ona rağmen Leyla yazmaya devam etti. Müthiş bir tarafı vardı; her şeyi görürdü…
         Leyla Umar, Refik Erduran’la Milliyet’teyken evlendi.  Refik Erduran da benim arkadaşımdı. Erduran’a “Gel bizim gazetede yaz” dedim. Geldi, o da yazmaya başladı. Refik Erduran’ın uslubu çok güzeldi. Ve yazıları hakikaten tutuldu. Ercümen Bey de beğendi, sonra Ercüment Bey’le arkadaş oldu.     
(Süleyman BOYOĞLU)

RAŞİT YAKALI...