YAYIN KURULU: Süleyman Boyoğlu, Raşit Yakalı, Ali Kılıç, Gürcan Arıtürk, Rüya Özkalkan. /Bu blog Basın Ahlâk Yasası'na tamamen uyar ve amatör bir ruhla hazırlanır. Yazı ve fotoğraflar izinsiz kullanılamaz. Kullananlar hakkında yasal işlem başlatılır../
14 Kasım 2011 Pazartesi
ZEYTİNBURNU'NDAKİ GÖKDELENLER, SULTANAHMET CAMİİ VE AYASOFYA...
13 Kasım 2011 Pazar
KADIKÖY-MODA'DA SUYUNU TAŞTAN ÇIKARAN KEDİ İLE MODA BURNU'NDA GÜNBATIMININ KEYFİNİ ÇIKARAN BİR KADIN
KADIKÖY-KALAMIŞ'TA İKİ SEVGİLİ İKİ YELKEN...
12 Kasım 2011 Cumartesi
11 Kasım 2011 Cuma
MESLEKTAŞLARIMIZ EMİR VE YILMAZ KURTARILAMADI...
Van'da 9 Kasım Çarşamba akşamı meydana gelen 5.6 şiddetindeki depremde yıkılan Bayram Oteli'nin enkazında kalan Doğan Haber Ajansı (DHA) muhabirleri Cem Emir ile Sebahattin Yılmaz kurtarılamadı. Meslektaşlarımız Cem ile Sebahattin'in ailelerine baş sağlığı diliyoruz.
ALİ ER'İN KÖŞE YAZISI
Medyanın hali Yeşilçam’ın 70’li yıllarını çağrıştırıyor
Beyin sürekli aynı konuyla meşgul olunca, anlamlandırmakta zorlandığınız garip şeyler olabiliyor. Hafta başında gaipten sesler duydum. Biri kulağıma şunları fısıldadı: "Medyanın bugünkü hali Yeşilçam’ın seks furyası günleriyle büyük benzerlik gösteriyor."
O günleri iyi hatırlıyorum. 70’li yılların ikinci yarısıydı, üniversite öğrencisiydim. Düşündüm, kıyasladım, gaipten kulağıma fısıldayan çok haklı görünüyor.
Evlerimize yeni giren televizyonun etkisi miydi, emin değilim… Her ne olduysa 70’li yılların ortasında Yeşilçam ciddi bir krizin içinde buldu kendini. Bugün nostalji ile izlediğimiz 60’lı yıllarda çekilen o sevimli, sempatik siyah beyaz masum aşk filmleri dönemi kapandı. Fakirin zengini alt ettiği, aile ve mahalle dayanışmasının mucizeler yarattığı pembe dizi kıvamındaki hikayeler sinemaya aktarılamaz oldu. Bugünkü deyimle, Yeşilçam yeni bir yapılanmaya gitti. Bir- iki haftada çekimi tamamlanan seks filmleri dönemi başladı. Sinema seyircisinin profili değişti. Soft porno türündeki filmler yeni sinema izleyicisini kesmeyince, bir süre sonra araya harbi porno parçalar eklendi. Güzelim sinema salonları harabeye döndü.
Ya sinema emekçileri… Çoğu yevmiye ile geçinmeye çalışan insanlardı, ne yapsınlar!.. Hangi rol önerildiyse kabul ettiler. Sinemanın yıldızları arasında sayılan ama yeterli birikimleri olmayan kadın ve erkek oyuncular aynı şekilde yapımcılara teslim oldu. Masum aşk hikayelerinin yabancı erkek eli değmemiş kadın kahramanlarının, abazanlara mahsus çekilmiş çıplak fotoğraflarının ortalığı kaplaması kuşkusuz en başta kadın oyuncu için ama aynı zaman da gerçek sinema izleyicisi için de büyük bir travmaydı. Ama işte ne yaparsınız, dönem koşulları, yeniden yapılanma, krizden çıkış arayışları falan filan…
Türkan Şoray, Filiz Akın, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik film yıldızından öte efsane kahramanlarıydı. Halk nezdinde büyük itibar sahibiydiler aynı zamanda. Bir anda işsiz kaldılar. Belli birikimleri vardı ama "hazıra dağ mı dayanır" diye de bir atasözümüz var. Gelecek kaygısıyla, o dönem revaçta olan gazinoların patronlarından gelen sahne teklifine "evet" dediler. Sanırım Türkan Şoray, son anda vazgecti. Diğerlerinin isimlerini sinema afişlerinin yerine gazinoların neonlarında görür olduk.
Travmalarla, trajik insan öyküleriyle dolu Türk sinema tarihinin utanç sayfalarıdır o günler…
Benzer bir dönemi medya yaşıyor bugün. Medyanın Türkan Şorayları, Ayhan Işıkları, Filiz Akınları, Hülya Koçyiğitleri, Ediz Hunları birbiri ardına yok oluyor. Kalabilenlerin eski havası yok. Belden aşağı vuruşlarla, küfürlerle, çığırtkanlıkla tutunmaya, yerlerini korumaya çalışan zavallıların sayısı giderek artıyor.
Bunlar da bir şey mi?.. Asıl önemlisi medya dediğimiz soru soramayan bir yapı artık!.. Nedim Şener, genç yaşına rağmen soru sorabilen son gazetecilerdendi. Adalet adına, kamu adına soru sorabildiği için IPI tarafından "Dünya Basın Kahramanı" seçilmişti!.. Nedim’in, Ahmet’in hikayesi bir dönem hikayesidir, aslında…
Neyse ki, medyanın içinden geçtiği "Yeşilçam’ın seks furyalı günlerini" çağrıştıran dönemin nedenlerini hepimiz iyi biliyoruz. Defalarca yazdık. Sermaye gruplarının medyaya girmesiyle başladı, kendi içinde evrilip bugünkü şeklini aldı.
Ve neyse ki, böyle gitmeyeceğini biliyoruz. Yeşilçam o rezil dönemi atlattı, medyada da bir gün geride bırakacak. Dünya dönmeye devam ettikçe, daha nice farklı dönemler gelip geçecek. Sinemada, medyada, siyasette ve daha başka alanlarda…
(Bizim Gazete-11.11.2011)
10 Kasım 2011 Perşembe
9 Kasım 2011 Çarşamba
8 Kasım 2011 Salı
CANER GÖREN'İN ANILARI...
(Blog muhabiri)
AA'DAN EMEKLİ FOTOĞRAF SERVİSİ ŞEFİ CANER GÖREN'DEN ANILAR
BUTTO'NUN NİKÂHI DÜŞTÜ MÜ?
Caner Gören, Benazir Butto'nun Ankara'ya yaptığı resmi ziyarette, Pakistan'daki geçerli kurallar gereği kadınlarla tokalaşır, erkeklerle baş hareketi ile selamlaşır. Caner, Butto'nun bir karşılama sırasında 4 tane kadınla tokalaşacağını-tokalaştığını görünce hemen arkasından Turgut Özal ile karşılaşacağını ve belki de refleks olarak onunla tokalaşacağını düşünür ve harekete geçer. Umduğu gibi olmuştur, 4 kadınla tokalaşmasının ardından aniden Turgut Özal'ı karşısında bulan Bayan Butto, gayri ihtiyari Özal ile tokalaşır, tek başına bu anı görüntüleyen Caner'in fotoğrafını görenler "nikâh düştü mü? derler. O zamanlar foto-shop falan yok ama bazıları bu fotoğrafı görseler bile inanmaz!
SADDAM EĞİLDİ Mİ?
Caner Gören, Başbakan Yıldırım Akbulut'un Irak seyahatine katılır. Saddam ile Akbulut'un görüşmesinde de salonda bulunan ender gazetecilerdendir. Akbulut, diplomatik bir kuralı ihlal ederek Saddam'dan önce oturur. Arkasından Saddam da otururken Caner deklanşöre basar. Fotoğrafta Saddam Akbulut'un önünde eğilir biçimdedir. Bir anlık görüntü Türkiye'ye geçildiğinde Irak tarafından tepkiyle karşılanır. O fotoğrafı çeken kişi Bağdat'da aranmaya başlanır. Caner, Türk makamlarının yardımıyla önceden uçağa alınarak tatsız bir olaydan kurtulur.
ERSOY'A SAHNE YASAĞI
Caner Gören, Kenan Evren'in bir yurtiçi seyahatini takip etmektedir. Bir ilde takım elbisesi ile çok şıktır, çünkü üzerinde yakında evlendiğinde giydiği damatlığı vardır. Biraz da "ye kürküm ye" misali orduevine sorgusuz sualsiz, Evren'in yanında girer. Burada gazetecilerin olmaması gereken bir ortamda Caner, Bülent Ersoy'a sahne yasağı konulmasının ilk hamlesini görür. Hürriyet gazetesinin manşetini gören Konsey üyesi 2 orgeneral de Kenan Evren'in yanında tepki gösterir. Manşette Bülent Ersoy'un İngiltere'de "kestirdiği" haberi vardır. Hatta haberin yanına "kesileni" bekleyen kediler karikatürü bile çizilmiştir. Komutanlar, milleti özendiriyor, olmaz böyle şey deyince, Kenan Evren de bakar gazeteye ve İstanbul valisi Nevzat Ayaz'ın telefonla aranması talimatını verir ve gerisi gelir yasağın.
ECEVİT "KAÇIRILDI"
Başbakan Bülent Ecevit'in hastanede olduğu sıralar. Durumu hiç de iyi değil. Caner Gören, böyle bir ortamda hastane başhekimi ile Ecevit'in eşi Rahşan hanım arasında tartışmaya tanık olur. Mehmet Haberal, Ecevit'in sağlık durumunun hastaneden çıkmasına imkân vermediğini, taburcu olmasına izin veremeyeceğini bildirir, Rahşan hanım kocasını götürmeye kararlıdır. Koruma Müdürü Recai Birgün, Rahşan hanımdan yanadır, Haberal'i ittirerek, Ecevit'i çektirerek olaya müdahale eder ve Başbakan'ı hastaneden "zorla" götürürler.
SARHOŞ "HACI"
Meslek gereği Hacı olunur mu? Başkasının verdiği harcırah vb ile Hacı olunur mu? Caner olmamış ama gelin de annesine anlatın. Başbakan Özal'ın Hac ziyaretini foto muhabiri olarak izleyen Caner, dönüşte, annesinin oğlum hacıdan geliyor diye komşuları toplamasından habersiz. Eve gitmeden önce alışkanlıkla "2 tek atıyor". Eve gittiğinde kapıda 30-40 çift ayakkabı görüyor. Annesi ağız tadıyla bir "Hacı" karşılayamadım diye üzgün, oğul ise annesinin komşulara yapacağı gösteride rol alamadığından biraz buruk.
3 Kasım 2011 Perşembe
MALATYA'DA DONDURMA KEYFİ...
TGC'nin muhteşem dörtlüsü Malatya'da "Yalama Caddesi"nde Maraş dondurması yerken görülüyor...
Fotoğraf: Sevim ERTEMUR
GAZETECİLERE ÖZGÜRLÜK PLATFORMU
GAZETECİLİK İÇİN AYAĞA KALK
GAZETECİLERE ÖZGÜRLÜK PLATFORMU
İSTANBUL’DA BASIN AÇIKLAMASI YAPACAK
Gazeteci-yazar Ragıp Zarakolu’nun tutuklanmasıyla birlikte, Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’nun basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan hükümlerinden dolayı cezaevlerinde olan tutuklu ve hükümlü gazeteci sayısı 64’e ulaştı.
2009 yılının başından bu yana geçen 3 yıla yakın süre içinde cezaevlerine giren gazeteci sayısı 110’u geçti.
Halen çok sayıda gazeteci ve medya kuruluşu hakkında hapis veya para cezası talebiyle açılmış 10 bin dolayında soruşturma ve dava bulunmaktadır.
Ortaya çıkan bu vahim tablo karşısında, 94 gazeteci meslek örgütünün bir araya gelerek oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu tarafından bir yılı aşkın süredir “Gazetecilere Özgürlük” kampanyası yürütülmektedir.
Bu kampanyanın bir parçası olarak, cezaevlerindeki gazetecilerle dayanışmayı gösterebilmek ve onları cezaevlerinde unutturmamak amacıyla Kurban Bayramı öncesinde uluslararası düzeyde bayram kartı gönderme etkinliği başlatıldı.
Yine Avrupa’daki gazeteci örgütleri, 5 Kasım Gazetecilik İçin Ayağa Kalk günü dolayısıyla kendi ülkelerinde düzenleyecekleri etkinliklerde, Türkiye’deki basın ve ifade özgürlüğü mücadelesine ve cezaevlerindeki gazeteciler meselesine dikkati çekecekler.
Gazetecilere Özgürlük Platformu da, Gazetecilik İçin Ayağa Kalk Günü dolayısıyla, 4 Kasım’da İstanbul’da Galatasaray Lisesi önünde saat: 14.00'te kitlesel basın açıklaması yapılacak.
Tüm basın emekçilerini; herkes için basın özgürlüğü mücadelesine destek olmaya ve basın açıklamasına katılmaya çağırıyoruz.
Saygılarımızla
TÜRKİYE
GAZETECİLER SENDİKASI
2 Kasım 2011 Çarşamba
TANJU DEMİRCİ’NİN RESİM SERGİSİ AÇILDI
Resim sanatçısı Tanju Demirci’nin “Çit”, “Dogville”, “İnsan Lekesi” ve “Suyun Karanlık Yüzü” adlı resim sergisi Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi-Tekkube’de açıldı.
25 Ekim Salı akşamı açılan sergide sanatçının 36 eseri yer alıyor. Sergi 13 Kasım tarihine kadar açık kalacak. Sergi üçü film, biri serbest dört ayrı projeden oluşuyor.
Tanju Demirci 1961 yılında Keşan’da doğdu. 1984’te Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Resim Bölümü’nü bitirdi. 1986’da Devrim Erbil Atölyesi’nde yüksek lisans öğrenimini tamamladı. Halen Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Simge ve işaretlerden oluşan biçim repertuarını, soyutçu bir renk ve kompozisyon anlayışı ile dengeleyen çalışmalar yapmaktadır.
Tanju Demirci’nin kazandığı ödüller şunlar:
1985 "1. Tiglat Genç Ressamlar Yarışması", Birincilik Ödülü
1985 "İstanbul Üniversitesi Gençlik Yılı Resim Yarışması", Birincilik Ödülü
1986 "6. Turgut Pura Vakfı Resim ve Heykel Yarışması", Yeni Asır Gazetesi Başarı Ödülü
1988 "Esbank Yunus Emre 5. Resim Yarısması", Başarı Ödülü
1990 "11. Günümüz Sanatçıları İstanbul Sergisi", Başarı Ödülü
1991 "52. Devlet Resim ve Heykel Sergisi" Resim Yarışması, Mansiyon..
1985 "1. Tiglat Genç Ressamlar Yarışması", Birincilik Ödülü
1985 "İstanbul Üniversitesi Gençlik Yılı Resim Yarışması", Birincilik Ödülü
1986 "6. Turgut Pura Vakfı Resim ve Heykel Yarışması", Yeni Asır Gazetesi Başarı Ödülü
1988 "Esbank Yunus Emre 5. Resim Yarısması", Başarı Ödülü
1990 "11. Günümüz Sanatçıları İstanbul Sergisi", Başarı Ödülü
1991 "52. Devlet Resim ve Heykel Sergisi" Resim Yarışması, Mansiyon..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




