"Taksim Dayanışması" adı altında bir araya gelen meslek örgütleri, sendikalar, mahalle dernekleri, çevre örgütleri ve sanatçılar "Yeni Taksim Meydanı" düzenlemesine karşı yürüdüler.
Taksim Dayanışması Bileşenleri bugün saat 13.30'da Tünel'den ellerinde çeşitli pankart ve dövizlerle İstiklâl Caddesi'nden yürüyerek Atatürk Kültür Merkezi'nin önüne geldiler. Meydanda "Taksim hepimizin" yazan balonları gökyüzüne bıraktılar.
Sanatçı Orhan Aydın'nın ortak deklerasyonu açıklamasının ardından TMMOB Başkanı Eyüp Muhçu, DİSK Genel Sekreteri Adnan Serdaroğlu, Sanatçılar Girişimi adına Bedri Baykam ile Beyoğlu Semt Dernekleri adına Cem Tüzün kısa birer konuşma yaptılar.
Eyüp Muhçu, "Taksim meydanı ve Gezi Parkı sözde yayalaştırma ve Topçu Kışlası'nın ihyası projeleri adı altında yok edilme sürecine girmiştir. Bu proje iktidarın rant ve yağma girişiminin bir parçasıdır" dedi.
Adnan Serdaroğlu da "Taksim'de can veren 37 arkadaşımızın kemiklerini sızlatmayacağız, demokrasi mücadelesiyle özdeşleşmiş olan Taksim Meydanı'nı yıktırmayacağız" diye konuştu.
Cem Tüzün ise "Taksim Meydanı AKP'nin hırsına kurban gitmek üzere, buna izin vermeyeceğiz" dedi.
(Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)
YAYIN KURULU: Süleyman Boyoğlu, Raşit Yakalı, Ali Kılıç, Gürcan Arıtürk, Rüya Özkalkan. /Bu blog Basın Ahlâk Yasası'na tamamen uyar ve amatör bir ruhla hazırlanır. Yazı ve fotoğraflar izinsiz kullanılamaz. Kullananlar hakkında yasal işlem başlatılır../
17 Mart 2012 Cumartesi
16 Mart 2012 Cuma
BAB-I ALİ'NİN ÇINARLARI ANLATIYOR...
RAHMETULLAH KARAKAYA:
"TGS'Yİ MİLLİ GAZETE'DE BİZ ÖRGÜTLEDİK"
Ben Babıali’yi 1968-69 yıllarından bilirim. Sarıyer Lisesi’nde öğrenciyken Milli Türk Talebe Birliği’nin (MTTB) Ortaöğrenim Komitesi yönetimindeydim. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı Milli Türk Talebe Birliği’nden tanıyorum.
Basın hayatına Türkiye Yeşilay Cemiyeti’nin çıkardığı Mavi Kırlangıç çocuk dergisinde karikatür çizerek, yazıları resimleyerek adım atmış oldum. Yani yıl 1970’ti… Şimdi Sabah gazetesinin çizeri olan Salih Memecan da Mavi Kırlangıç’ta yetişmedir.
12 Ocak 1973’te yayın hayatına başlayan Milli Gazete’de profesyonel olarak gazetecilik mesleğine başladım. Babıali’de ilk defa bir İslamcı gazeteye Türkiye Gazeteciler Sendikası’nı (TGS) soktuk. Sendikayı bu gazetede örgütleyen üç kişiden biriyim. Diğer arkadaşlar da rahmetli Malatyalı Bekir Kopar ile Çankırılı ressam Şadan Memişoğlu idi. Dönem CHP-MSP koalisyonu dönemiydi. Bu gazetede grev oylamasını kazanarak, toplu sözleşme yapılmasını sağladık. Sonradan beni ‘Komünist Che Guevaracı’ olduğum gerekçesiyle işten attılar. O güne kadar Ernesto Che Guevara’yı okumamıştım. Merak ettim Che Guevara ile ilgili bir kitap bulup okudum. Baktım Che yiğit bir adammış. Beni de ona benzettikleri için hoşuma gitti. Bu konuyla ilgili geniş bilgiyi 1998 yılında Skala yayınlarından çıkan 'İkitelli'de Biten Babıali'de bulabilirsiniz.
Milli Gazete’den sonra 1975 yılında askere gittim. Dönüşte İstanbul Gazetesi’nde bir yıl çalıştım. Sonra da 1977’de Abdi İpekçi’nin yönetimindeki Milliyet’e geçtim. Milliyet’te 8,5 yıl çalıştım. Benim için orası bir üniversite oldu. Milliyet’ten de kovuldum, sonra Güneş, Tercüman, Hürriyet, Akşam, Yeni Şafak ve Son Çağrı gazetelerinde haber müdürü, redaktör, düzeltmen olarak mesleğimi sürdürdüm. Milliyet, Tercüman ve Hürriyet'te gururla TGS işyeri temsilciliği yaptım.
Türkiye Gazeteciler Sendikası basın emekçilerinin güvencesiydi. Bugün Türkiye Gazeteciler Sendikası'nın son kalesi Anadolu Ajansı'ndan kapı dışarı edilmek istenmesinden son derece ıstırap duyuyorum.
(Süleyman Boyoğlu)
HANUTÇU GİREMEZ...
Cağaloğlu'ndan Kapalıçarşı'ya giderken Nuruosmaniye Caddesi'nde belediyenin astığı bir bez pankart ve girilmez levhası... (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)
15 Mart 2012 Perşembe
SURİYE'DE KAYBOLAN GAZETECİLER...
TGC: Suriye’de kaybolan gazetecilerin
Türkiye’ye getirilmeleri sağlanmalı
Suriye’ye belgesel çekmek için giden ve günlerdir kendilerinden haber alınamayan gazeteci Adem Özköse ve kameraman Hamit Coşkun için Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu bir açıklama yaptı.
TGC açıklamasında şöyle denildi:
“Son dönemde yaşanan gelişmeler hakkında belgesel hazırlamak üzere Suriye’de bulunan, gazeteci Adem Özköse ve kameraman Hamit Coşkun'dan günlerdir haber alınamıyor. Arkadaşlarımızın can güvenliğinden endişeliyiz. Suriyeli yöneticilerin ve askeri birliklerin, çatışma bölgesindeki gazetecilerin sivil statülerine saygı göstermeleri ve onların güvenliğini sağlamaları büyük önem taşıyor. Gazetecilere saldırı, Suriye'nin de onayladığı Cenevre Sözleşmesi'ne ve tehlikeli bölgelerdeki gazetecilerin korunmasıyla ilgili BM Güvenlik Konseyi kararına aykırı bir durumdur. En kısa zamanda Türk Dışişleri Bakanlığı ve hükümet yetkililerinden gazeteci arkadaşlarımız için girişimlerini hızlandırmalarını, Türkiye’ye getirilmeleri için gerekli hassasiyeti göstermelerini bekliyoruz. Suriyeli yetkililerin de meslektaşlarımızın Türkiye’ye getirilmelerini sağlamalarını istiyoruz.”
Suriye'de kaybolan Hamit Coşkun ve Adem Özköse
14 Mart 2012 Çarşamba
TGS'DEN AÇIKLAMA...
TGS YÖNETİM KURULU:
"TGS AA’DA ÇOĞUNLUKTA, YENİ SENDİKA KANUNA AYKIRI"
İşverenin, üyelerimizi baskı ve tehditle sendikadan istifaya zorlamasına rağmen, Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın Anadolu Ajansı’ndaki çoğunluğu devam ediyor. Sendikamıza ulaşan istifa sayısı 13 Mart 2012 tarihi itibariyle 93’tür. AA yöneticilerinin, çalışanları istifaya zorlarken spekülasyon amacıyla kullandıkları rakamların ne kadar abartılı olduğu böylece ortaya çıktı.
Sendikamıza gönderilen istifa formlarının noterden onay tarihlerine göre dağılımı şöyledir:
5 Mart 2012 istifa sayısı: 22
6 Mart 2012 istifa sayısı: 65
7 Mart 2012 istifa sayısı: 6
AA YÖNETİCİLERİ HAKKINDA SUÇ DUYURUSU
Bu tabloya rağmen, AA yönetimi işyerlerinde üyelerimiz üzerindeki baskılarına hâlâ devam ediyor. AA Genel Müdürü'nün 13 Mart günü İstanbul Bölge Müdürlüğü’ne gelerek, üyelerimizi istifa ettirmek için bizzat mesai harcadığını öğrendik.
Üyelerimiz üzerinde 5 Mart 2012 tarihinden bu yana uygulanan yoğun baskılar nedeniyle, Türkiye Gazeteciler Sendikası olarak, Anadolu Ajansı Genel Müdürü Kemal Öztürk, Genel Müdür Yardımcısı Ebubekir Şahin ve Yurt Haberleri Müdürü Fatih Ferhat Sürmeli hakkında, 12 Mart 2012 tarihinde, “çalışma hürriyeti” ve “sendikal hakların ihlali” suçlarından dolayı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunduk.
Öte yandan, AA Genel Müdürlüğü’nün önünde yapılan bir basın açıklamasıyla kuruluşu ilan edilen yeni sendika yasa dışıdır.
Sendikalar Yasası’nın “Üyeliğin kazanılması” başlıklı 22’nci maddesine göre, “Sendikaya üye olmak serbesttir. Hiç kimse sendikaya üye olmaya veya olmamaya zorlanamaz. İşçi veya işverenler aynı zamanda ve aynı işkolunda birden çok sendikaya üye olamazlar. Birden çok sendikaya üye olunması halinde, sonraki üyelikler geçersizdir.”
Bu hüküm gereğince yeni sendikanın kurucuları halen TGS üyesidirler. Kanuna aykırı bu durum, ilgili makamlara bildirilecektir. Kuruluşu sakat olan sözde bir sendikanın, ne işkolu barajını aşabilmesi ne de Anadolu Ajansı işyerlerinde yetki alarak toplu iş sözleşmesi yapabilmesi mümkündür.
Sendikadan istifa eden AA çalışanlarının, TGS’ye yeniden üye olmaları sendikal haklarının korunması bakımından kendi çıkarlarına olacaktır.
Üyelerimizin bilgilerine sunarız.
Saygılarımızla.
TÜRKİYE
GAZETECİLER SENDİKASI
YÖNETİM KURULU
13 Mart 2012 Salı
GAZETECİLERİN TAHLİYE EDİLMESİ...
TGC: BURUK BİR MUTLULUK YAŞIYORUZ
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Yönetim Kurulu, Oda TV davasında tutuklu yargılanan gazetecilerden Nedim Şener, Ahmet Şık, Coşkun Musluk ve Sait Çakır’ın tahliyeleri ile buruk bir mutluluk yaşandığını belirtti.
TGC açıklamasında şöyle denildi.
“Meslektaşlarımız Şener, Şık, Musluk ile Çakır’ın özgürlüklerine mesleklerini yapma olanağına kavuşmalarından mutluluk duyuyoruz. Ancak bu mutluluğumuz, görevlerini yapmaktan alıkonulmuş öteki meslektaşlarımız nedeniyle bir burukluğu da içeriyor. Ceza Muhakemesi Yasası hazırlanırken 'Artık sanıktan delile değil, delilden sanığa gidilecek' açıklamalarının aradan geçen 8 yılda yaşama geçirilememiş olması adalet sistemimizin durumunu da gözler önüne sermektedir. Meslektaşlarımıza 'hoş geldin' diyor, tutukluluklarının ceza infazına ve meslektaşlarımızı mesleklerini yapmaktan men etme uygulamasına dönüşmüş olmasından duyduğumuz tedirginliği kamuoyunun bilgilerine bir kez daha sunuyoruz.”
İPEKÇİ'NİN AÇLIK GREVİ 5. GÜNÜNDE...
TGS: AA ÇALIŞANLARIYLA DAYANIŞMAYA ÇAĞIRIYORUZ
Anadolu Ajansı işvereninin, kurumda çalışan Türkiye Gazeteciler Sendikası üyelerinin sendikadan istifa etmesine yönelik baskılarını protesto etmek amacıyla TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi’nin başlattığı açlık grevi 5. gününe girdi.
Ercan İpekçi, 9 Mart’ta başladığı açlık grevi sırasında, 3 gün Ankara’daki AA Genel Müdürlüğü önünde oturma eylemi yaptıktan sonra, basın özgürlüğü mücadelesini de sürdürmek amacıyla, açlık grevini kesmeden, İstanbul’a geçerek 12 Mart’ta Odatv duruşmasını izledi.
Açlık grevinin 6. günü olan 14 Mart 2012 tarihinde sendikalar, meslek kuruluşları ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri ve üyeleri, AA çalışanlarını sendikal mücadelelerinde desteklemek ve dayanışmalarını göstermek amacıyla, TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi’yi AA Genel Müdürlüğü önünde ziyaret edecekler.
TGS’nin bugüne kadar sürdürdüğü mücadele; sadece AA çalışanlarının sendikal hak ve özgürlük mücadelesi değildir. TGS, her türlü baskı ve saldırılara direnerek, halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkı adına, basın ve ifade özgürlüğü için ciddi bir mücadele vermektedir.
Bu bilinçle, tüm gazetecileri ve basın emekçilerini, basın meslek örgütlerini, işçi ve memur sendikalarını ve konfederasyonlarını, demokratik kitle örgütlerini, işçileri, öğrencileri, kadınları, tüm yurttaşlarımızı, siyasi parti temsilcilerini ve milletvekillerini bu mücadelemizde dayanışma içinde olmaya, birlikte sesimizi yükseltmeye çağırıyoruz.
Saygılarımızla.
TÜRKİYE
GAZETECİLER SENDİKASI
YÖNETİM KURULU
EDEBİYAT AJANSI GİRİŞİMİ SONUÇSUZ KALDI...
Halil İbrahim Balkaş
Gürcan ARITÜRK
İzmir'den bir edebiyatçı Halil İbrahim Balkaş, pek çok özveriyle bir girişim başlattı. Bu girişimin sonucunda kâr değil ama popüler kültüre yenilmeyen edebiyattı amacı: Açgözlü düzende de iyi şeyler yapılabileceğini kanıtlamaktı, insanlığın ölmediğini göstermekti. Ama olmadı. Cebinden gazeteye ilan vererek edebiyat ajansı adını verdiği siteyi-girişimi tanıtmak da yetmedi edebiyatın sulandığı bir ortamda iyiyi-gerçeği ayırarak hakettiği yere koymaya. Halil İbrahim Balkaş, hiçbir çıkar gözetmeden çıktığı bu yolda "Her Kitap Kitap Olmasa da Yapacak Bir Şey Yok-Edebiyat Ajansı düşüncesi tutmadı" demek zorunda kaldı. Balkaş'a edebiyat ve çocukların geleceği için kurduğu www.edebiyatajansi.com sitesinde "Bizden Ne Köy Olur Ne Kasaba" diye yazdıran "girişimci" edebiyatçı çok olmasına karşın bu işe kalkışacak 50 yetkin edebiyatçının bulunmaması oldu.
Aşağıda Halil İbrahim Balkaş'ın edebiyatçılara, "Edebiyatta çözüm için-Edebiyat Ajansı" diyerek sitesinde görüntülü ve sesli olarak yaptığı çağrının tam metnini bulacaksınız. Tarihe bir edebiyatçının sonuçsuz ama onurlu bir girişimi diye not düşmek için, çağrıyı deşifre ettim:
"Merhaba, edebiyat ajansı nedir kısaca anlatmaya çalışacağım, edebiyat ajansının 2 işi olacak, biri şu: Önüne gelenin yazar olduğu bir ülkede bu nedenle edebiyatının sulandığı, suyunun çıktığı bir ülkede şayet siz de yazıyorsanız yazdıklarınızın düzeyini merak edeceksiniz, işte burada size bir edebiyat ajansı gerekiyor demektir. Yazdıklarınızı değerlendirilmesi amacıyla edebiyat ajansına göndereceksiniz. Orada olur alırsa en bu az 50 yetkin edebiyatçının oylarının çokluğu demektir, oluru demektir. Buradan çıkışta diyoruz ki edebiyat ajansının 2 işinden biri yeni eserlerin değerlendirilmesidir. Yeni eserlerin değerlendirilmesi.
Diğeri de şu: Diyelim siz bir roman okumak istiyorsunuz ya da size önerilen bir kitap var, ya da çocuğunuzun okumasını istediğiniz bir kitabı arıyorsunuz ve bu kitabı güven duygusu ile satın almak istiyorsunuz. Hem zamanınızın hem paranızın boşa gitmesini istemiyorsunuz. İşte böylesi bir durumda da edebiyat ajansının hazırlamış olduğu, ortaya koyduğu listeden yararlanacaksınız. Edebiyat ajansı o malum kadrosuyla Türk ve dünya edebiyatının seçkin eserlerinin listesini çıkaracak. Siz yaşamınız boyunca o listeye bakarak yanlışa düşmeksizin güvenle kitaplarınızı alacaksınız.
Olay bu. Demek ki Edebiyat Ajansı'nın 2 işinden biri yeni eserlerin değerlendirilmesi, diğeri de Türk ve dünya edebiyatının seçkin eserlerinin listesinin çıkarılması.
Bu 2 işi gerçekleştirecek olan ajansın yapısı da şöyle: 50 kişiden oluşacak, 50 yetkin,onurlu, dürüst edebiyatçıdan oluşacak. Hiçbir çıkar gözetmeyen 50 edebiyatçıdan oluşacak. Bu sayı elbette benim takdirimdir, istenirse daha da arttırılabilir ve arttırılması işlerin yoğunluğu bakımından daha da iyi olabilir. Bu edebiyatçılar ilk toplantılarında bir kişiyi yönetici olarak seceçekler, 9 kişi üst kurul üyesi olarak atanacak, geri kalan 40 kişi alt kurul üyesi olarak atandırılacak. Yapı bu. Bir yönetici, 9 üst kurul üyesi, 40 alt kurul üyesi. Böylesi bir yapılanma içinde bu edebiyatçıların sözünü ettiğimiz 2 işi nasıl kotaracaklarını buradaki yazımızda ayrıntılarıyla anlattık lütfen okuyun.
Edebiyat ajansı, bu yapı içinde bu işlevleri ile iyiyi kötüden, gerçeği yalandan dolandan aldatmacalardan ayırarak popüler kültürün dümenini bozacaktır. Ajans şu anda sıfır noktasındadır, bir düşünce olarak vardır, onun hayata geçirilmesi gerekmektedir. İşte bu nedenle şimdi burada bir çağrıda bulunuyorum. Türk ve dünya edebiyatı için bir ilki gerçekleştirmek üzere tüm yetkin edebiyatçılara sesleniyorum, gelin bu düşünceyi birlikte hayata geçirelim. Kuruluşu birlikte gerçekleştirelim. Nasıl olsa bir gün bu iş kaçınılmaz olarak gerçekleşecek. Çünkü bunun başka yolu yok, başka çözümü yok, Öyleyse gelin işin öncüsü biz olalım, bu onur bizim olsun. Türk ve dünya edebiyatının geleceği için bunu yapalım. Geleceğimiz ve çocuklarımız için bunu yapalım, hiçbir çıkar gözetmeksizin bunu yapalım. Her işin çözümünü başkalarında ya da başka yerlerde arama yanılgısından artık kurtulalım. Böylesi bir açgözlülük düzeninde bile doğru bir şeyler yapılabileceğini kanıtlayalım. Ve insanlığın daha ölmediğini,ölmeyeceğini gösterelim. Lütfen bana yazın, yazışma adresim burada.
Son sözlerim şunlar: Gelin bu işi bitirelim, akla kara, sap ile saman birbirinden ayrılsın iyi-kötü ortaya çıksın, kötü olan ayağımıza dolanmasın. Bu işi bitirelim . Popüler kültürün çarkları tuzu kurular için dönmesin, burjuavalar için dönmesin, koyunun bulunmadığı yerde keçiye abdurrahman çelebi denmesin. Sağlıcakla kalın."
12 Mart 2012 Pazartesi
ŞENER, ŞIK, ÇAKIR VE MUSLUK TAHLİYE OLDU...
Milliyet gazetesi muhabiri, Posta gazetesi köşe yazarı Nedim Şener, gazeteciler Ahmet Şık, Sait Çakır ve Coşkun Musluk tahliye oldu. İstanbul 16 Ağır Ceza Mahkemesi Odatv davası kapsamında tutuklu yargılanan gazeteciler, bir yılı aşkın bir süredik tutuklu bulunuyordu. Mahkeme heyeti, Şener, Şık, Çakır ve Musluk'un tahliyeleri yönündeki karara gerekçe olarak, “suç vasfının değişme ihtimali” ve “tutuklu kaldıkları süre”yi gösterdi. Mahkeme aralarında Yalçın Küçük ve Soner Yalçın'ın da bulunduğu 6 tutuklu sanığın ise tutukluluk halinin devamına hükmetti.
Silivri Cezaevi çıkışında gazetecilerin sorularına yanıtlayan Nedim Şener, "Cezaevine girerken de Hrant için, adalet için demiştim, Hrant için adelet için diyerek çıkıyorum. İlk haberim Hrant Dink'le ilgili olacak" dedi. Şener, en çok neyi özlediğinin sorulması üzerine ise "En çok kızımı okula götürmeyi özledim" dedi.
Ahmet Şık da "Eksik kalmış adalet huzur getirmeyecek. Sadece benim yargılandığım davada beş tutuklu daha var. 600 civarı öğrenci, 6000 civarı KCK tutuklusu var. Bunun mücadelesine devam edeceğiz" diye konuştu.
ATEŞ NESİN...
HAFTADA BİR
NaNiK
Er ve geç
Başbakan Erdoğan, "Cumhuriyet Hayal Partisi"
demiş
Başbakanımızın söylediği söz kısmen de olsa
doğrudur.
İlk seçimlerde iktidar olması arzu edilen
hayallerdeki partidir!
***
Zeka küpleri
8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde, yarıçıplak
gösteri yapan FEMEN üyelerine bazı erkekler,
"Aptal kadın soyunur" yazılı pankart açmışlar
Demek ki, insanoğlunun sürekli çoğalmasının
sebebi hikmeti, aptal kadınlarmış!
10 Mart 2012 Cumartesi
MAVİ KARANLIĞA KANAT ÇIRPMAK...
Herkesin ya memleketinden gelip-giderken ya da Gebze-İstanbul banliyo treninden yararlanırken mutlaka uğradığı Haydarpaşa akşamları büyüleyicidir. Hele vapurla önünden geçiyorsanız ve çayınızı simit eşliğinde yudumluyorsanız daha da doyumsuzdur. Haydarpaşa martılar için de öyle... Yalnız Haydarpaşa semalarındaki bir martı yuvasına geç kalmış olacak ki büyüleyici güzelliğe kanmadan mavi karanlığa kanat çırparken görülüyor... (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)
KADIKÖY-MODA DA BİR GÜN...
Tomurcuklanmış bir dal ve Moda İskelesi...
Moda'nın müzisyen kurbağaları...
Moda burnunda yaşlı bir ağaç sanki çevreyi gözetliyor...
Eskiciler de örgütlendi... Kadıköy Eskiciler
Derneği'nin bir üyesi sırtında dernek önlüğü ve
"plakalı!" el arabasıyla Moda'da ilerlerken...
Moda'da bir kedi elini uzatan bir
hayvansevere patisini veriyor...

Kadıköy de Beyoğlu, Beşiktaş ve Bakırköy gibi İstanbul'un her zaman hareketli ilçelerindendir... Bu ilçeleri her ziyaret ettiğinizde mutlaka bir haber konusu bulursunuz. Gördükleriniz sizi bir mıknatıs gibi çeker, hemen peş peşe deklanşöre basarsınız. Ben de bugün can sıkıntısını azaltmak için Moda'dan başlayarak Kadıköy'ü bir baştan başa dolaşmaya çalıştım. Dolaşırken bolca fotoğraf çektim. (Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)
Moda'nın müzisyen kurbağaları...
Moda burnunda yaşlı bir ağaç sanki çevreyi gözetliyor...
Eskiciler de örgütlendi... Kadıköy Eskiciler
Derneği'nin bir üyesi sırtında dernek önlüğü ve
"plakalı!" el arabasıyla Moda'da ilerlerken...
Moda'da bir kedi elini uzatan bir
hayvansevere patisini veriyor...
Moda'da nostaljik tramvay bekleyen yaşlı bir yurttaş...
Nostaljik tramvay Moda İlköğretim Okulu'nun önünde...
Kadıköy de Beyoğlu, Beşiktaş ve Bakırköy gibi İstanbul'un her zaman hareketli ilçelerindendir... Bu ilçeleri her ziyaret ettiğinizde mutlaka bir haber konusu bulursunuz. Gördükleriniz sizi bir mıknatıs gibi çeker, hemen peş peşe deklanşöre basarsınız. Ben de bugün can sıkıntısını azaltmak için Moda'dan başlayarak Kadıköy'ü bir baştan başa dolaşmaya çalıştım. Dolaşırken bolca fotoğraf çektim. (Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)
TRT ANILARI (5)...
Gürcan ARITÜRK
İnsan bazen, yaşadı mı, duydu mu, filmde mi seyretti, okudu mu, hayalini mi gördü, karıştırıyor. Yaşam biraz da bu karmadan ibaret… O yüzden anılara güven olmaz ama anılarsız da olmaz. Anılar olmadan insanlar ot gibi olur. Umarım bu anılar hoşunuza gider, kimi zaman anlatacak kimse olmasa bile hatırlamak yeterince güzel!
Aşağıdaki kimilerini benim yaşadığım kimilerini gördüğüm ya da duyduğum TRT anılarını eski bir toplu fotoğrafa bakarak anında-bir çırpıda yazdım, aklıma gelenleri kalın delikli bir süzgeçten geçirdim, eminim siz okurken daha ince eleyip sık dokuyacaksınızdır!
Zehir yüklü gemi Petersberg
Bir zamanlar Türkiye'nin gündemindeydi, zehirli atık taşıyan ve istenmeyen gemi ilan edilen Petersberg. Ali Kırca'nın Haber Dairesi’nin başında olduğu dönem, gemi Türkiye'den gitsin diye giriş-çıkışların yasaklandığı dönem, ZDF televizyon ekibiyle ne akla hizmetse gemiye içki ve yiyecek götürdük. Dönüşte sahil güvenlik bizi bir süre alıkoydu tabii, Eurovision'a görüntü satacağız falan dedik. ZDF ekibi sayesinde zehirli yükü de çekmiş, Alman Kaptanla röportaj da yapmıştık. Röportajı seslendiren Oğuz Haksever'e müdürümüzün demesinden de ilk kez öğreniyordum ki, bize öğretildiği gibi Türkçe okunduğu gibi yazılan bir dil değildi. Yapacağım yazardı ama yapacaam diye okunurdu.
Neyse, gelelim esas konuya, bir gün sonra Alman kaptanın bizim -daha doğrusu bizimle birlikte giden ve bizden kamera kiralayan ZDF temsilcisi kızın aldığı- rakılarla alkol komasına girip Cerrahpaşa'ya kaldırıldığını öğrendik, onun da haberini yaptık. Yoksa bu son haberi biz mi oluşturduk?
Aşağıdaki kimilerini benim yaşadığım kimilerini gördüğüm ya da duyduğum TRT anılarını eski bir toplu fotoğrafa bakarak anında-bir çırpıda yazdım, aklıma gelenleri kalın delikli bir süzgeçten geçirdim, eminim siz okurken daha ince eleyip sık dokuyacaksınızdır!
Çok cesur değilim ama
Anavatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Doğancan Akyürek, İstanbul il başkanlığında seçim beyannamesini açıklarken ANAP İzmir il başkanlığına bomba atıldığı 1 kişinin öldüğü bilgisi geldi. Akyürek'in tepkisini 13 radyo bültenine yetiştirmeye çalışırken bulunduğumuz binanın da "İzmir'deki bomba patladı, biraz sonra İstanbul il binasındaki bomba da patlayacak" ihbarı üzerine boşaltıldığından habersizdim. Haberim olduğunda da ya inanmadığım da ya da habercilik şevkinden kulak asmadım. Çıktığımda içeride özel giysili bomba imha ekipleri vardı sadece. Kameraman Mehmet Başak ise korku ve telaş içindeydi.
Zehir yüklü gemi Petersberg
Bir zamanlar Türkiye'nin gündemindeydi, zehirli atık taşıyan ve istenmeyen gemi ilan edilen Petersberg. Ali Kırca'nın Haber Dairesi’nin başında olduğu dönem, gemi Türkiye'den gitsin diye giriş-çıkışların yasaklandığı dönem, ZDF televizyon ekibiyle ne akla hizmetse gemiye içki ve yiyecek götürdük. Dönüşte sahil güvenlik bizi bir süre alıkoydu tabii, Eurovision'a görüntü satacağız falan dedik. ZDF ekibi sayesinde zehirli yükü de çekmiş, Alman Kaptanla röportaj da yapmıştık. Röportajı seslendiren Oğuz Haksever'e müdürümüzün demesinden de ilk kez öğreniyordum ki, bize öğretildiği gibi Türkçe okunduğu gibi yazılan bir dil değildi. Yapacağım yazardı ama yapacaam diye okunurdu.
Neyse, gelelim esas konuya, bir gün sonra Alman kaptanın bizim -daha doğrusu bizimle birlikte giden ve bizden kamera kiralayan ZDF temsilcisi kızın aldığı- rakılarla alkol komasına girip Cerrahpaşa'ya kaldırıldığını öğrendik, onun da haberini yaptık. Yoksa bu son haberi biz mi oluşturduk?
9 Mart 2012 Cuma
MEHMET AKSOY'UN "UCUBELERİ"...
Heykeltıraş Mehmet Aksoy'un "50. Yıl Mehmet Aksoy Zamanın ve Mekanının Suretleri" sergisi, bu akşam (9 Mart Cuma) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi-Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi'nde açıldı.
Aksoy, Sümerolog M. İlmiye Çığ'a sergisini gezdirdi
Sergiyi el ele tutuşarak gezdiler...
"Türkiye" adlı gebe kadın heykeli
Sergiyi gezdikten sonra tatlı sohbete başladılar
Aksoy'un, Çığ'a; "Hayrettin Karaca el ele tutuştuğumuzu
görmesin kıskanır" demesi ikisini de kahkahalara boğdu...
Serginin açılışına sanatçı Rutkay Aziz de katıldı.
Mehmet Aksoy'un 75 eserinin yer aldığı sergi 20 Mayıs tarihine kadar açık kalacak. Serginin açılışına Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ, tiyatro ve sinema sanatçısı Rutkay Aziz ile çok sayıda davetli katıldı.
(Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)
TARİHİ SARIYER BÖREKÇİSİ'NDEKİ MARTI...
8 Mart Perşembe günü ben, usta gazeteci Ahmet Çitoğlu, usta karikatürist Raşit Yakalı, Tarihi Sarıyer Börekçisi'ne börek yemeye gittik. Börek yerken ördek büyüklüğünde iki martı geldi. Biri pencere camının önüne bir diğeri de yakındaki bacanın üzerine kondu. Ne yazık ki her halinden börek istediği anlaşılan cam kenarındaki martıya Çitoğlu, sırtını döndü. Çitoğlu, geçtiğimiz yıl da aynı börekçide börek yerken, pencere camına kadar gelen aynı büyüklükteki bir martıya da börek vermemişti. (Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)
BİR ZAMANLAR BAB-I ALİ'NİN MANAVIYDI...
Cağaloğlu'nun sembollerinden manav Hamdi Öncan... Neredeyse 50 yıl Çatalçeşme Sokağı’yla Molla Fenari Sokağı’nın kesiştiği noktada manavlık eyledi. Tezgahının kaldırılmasına yakın sohbet ettiğim Öncan geçmişi, “Cağaloğlu benim geldiğim ilk yıllarda aile semtiydi. Güzel insanlar, iyi aileler oturuyordu buralarda. Eski tanıdıklarım, o güzel insanlar hep öldü. Gazeteler buradan gidince semt bozuldu. Çoluğun çocuğun eline kaldı buraları. Gazeteler buradan taşınmasaydı keşke…” diye özetlemişti. (Fotoğraf: İskender ÖZSOY)
8 Mart 2012 Perşembe
BEYOĞLU'NDA BİR GÜN...
Tophane'de bir cenaze...
Beyoğlu'nda bir arka sokak...
Galatasaray Kadınlar Hamamı...
Bir başka arka sokak...
Tarihi Galatasaray Hamamı...
Çin yemekleri yapan bir büfe...
İstiklal Caddesi....
AVM, Ağa Camii ve TKP İl Başkanlığı
Nostaljik tramvay ve Fransız Konsolosluğu
(Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)
Beyoğlu'nda bir arka sokak...
Galatasaray Kadınlar Hamamı...
Bir başka arka sokak...
Tarihi Galatasaray Hamamı...
Çin yemekleri yapan bir büfe...
İstiklal Caddesi....
AVM, Ağa Camii ve TKP İl Başkanlığı
Nostaljik tramvay ve Fransız Konsolosluğu
(Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



