YAYIN KURULU: Süleyman Boyoğlu, Raşit Yakalı, Ali Kılıç, Gürcan Arıtürk, Rüya Özkalkan. /Bu blog Basın Ahlâk Yasası'na tamamen uyar ve amatör bir ruhla hazırlanır. Yazı ve fotoğraflar izinsiz kullanılamaz. Kullananlar hakkında yasal işlem başlatılır../
20 Ekim 2022 Perşembe
16 Ekim 2022 Pazar
6 Ekim 2022 Perşembe
17 Eylül 2022 Cumartesi
ABBAS ABİ...
Mahallemizin yakışıklısı
Uzun saçlı komşu kızın bakışıklısı
"Çirkin Kral" ağabeyimin "Ayhan Işık"ı
Sadece uzun saçlı komşu kızın mı?
Nice komşu kızın yüreklerinin hoplatıcısı
Abbas Abi...
Tüm gençlerin gıpta ettiği
Sevip saydığı
Gözleriyle gülen
Mahallemizin ilk liselisi
Kızma biraderin, damanın ustası
Futbol maçlarının neşesi
Bizim Abbas Abi...
Beni ilk sinemayla tanıştıran
Bir film için Suriçi'ne üşenmeden yürüyen
Güzel insan
Abbas Abi...
İstese bir boğayı deviren
Omza atıp götüren
Bileği bükülmeyen
Ama bir kuşu dahi ürkütmeyen
Abbas Abi...
Okul tatillerinde çalışan
Babasının çilingir sofrasına oturmayan
İçtiği sigaradan bir fırt bile çekmeyen
Değerli Abbas Abi...
Üniversite bitiminde Bursa'ya giden
Orada devlet memuru olan
Tek lokma haram boğazından geçmeyen
Kendisi gibi bir memur kızla evlenen
Saygı değer Abbas Abi...
Uzun saçlı Zahide olmadı ama
Elmas gibi bir eşten çocukları olan
Ancak evliliği uzun sürmeyen
Uzun selvi boylu Abbas Abi...
Akçay'da Zahide'sini değil de
Neşet Ertaş gibi Leyla'sını bulan
Mecnun Abbas Abi...
Leyla'nın ölümüne sevdiğine inanan
Bir barışık bir karışık haller yaşayan
Saf Abbas Abi...
Leyla evini talan ederken
Kılını kıpırdatmayan
Hatta ses bile çıkartmayan
Dilsiz, lal Abbas Abi...
Sonra ne mi oldu?
Abbas Abi'ye
Gerçek bir Mecnun oldu
Yıllarca Altınoluk, Akçay arasında
Dolanıp durdu
Leyla'sı için deli divane oldu
Abdal Abbas Abi...
Ülkemizin tamamını sarıp sarmalayan
Gericiliği görmeden ışıklar ülkesine göçtü
Kendisine yazık etti
Mahallemizin yakışıklısı-"Ayhan Işık"ı
Şirin ve tatlı dilli
Abbas Abi'si...
(Süleyman Boyoğlu)
17 Mayıs 2022 Salı
3 Mayıs 2022 Salı
17 Nisan 2022 Pazar
ÂŞIK DAİMİ ANILDI...
Ne ağlarsın benim zülfü siyahım
Bu da gelir bu da geçer
ağlama
Göklere erişti figanım ahım
Bu da gelir bu da geçer
ağlama…
Yukarıdaki sözlerin sahibi halk
ozanı Âşık Daimi (İsmail Aydın), Datça’da düzenlenen bir etkinlikle anıldı.
Datça Cemevi’ndeki etkinliğe Daimi dostları ve sevenleri katıldı. Törende bir
konuşma yapan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şube Başkanı Murat
Yıldırım, Âşık Daimi’yi İstanbul-Unkapanı’ndaki saz evinden tanıdığını
belirterek, kendisinin de bir süre kursiyer öğrencilerinden olduğunu söyledi.
Datça Cemevi’nde 16 Nisan
Cumartesi akşamı düzenlenen etkinlikte İnci Kement, Gülay Bahar, Macide Yalın,
Melek Gür, Zeki Şimşek, Bahattin Akbulut, Haşim Ballı ve Ömer Tekdağ adlı
sanatçılar, Daimi’nin eserlerini seslendirdi.
Daimi’nin ilk ustası dedesi
Dursun Dede’dir. Bir gece rüyasında Pir elinden bade-dolu içer, bundan sonra
“Âşık Daimi” mahlasıyla kendi eserlerini üretmeye başlar… İlk eseri olan “Bir
Seher Vaktinde İndim Bağlara”yı 1948 yılında yazıp besteler..
İstanbul’un alınışının 500.
yıldönümü olan 1953 yılında Behçet Kemal Çağlar ile İstanbul Radyosu’nda ilk
radyo programını yapar. Âşık Daimi, artık adını ve sesini yurt içinde ve yurt
dışında duyurur.
Âşık Daimi, daha sonra
Türkiye’yi köy köy, kent kent dolaşmaya başlar. Çağında yaşayan tüm ozanlarla
zaman zaman bir araya gelir. Bu ozanlardan bazıları; Âşık Veysel Şatıroğlu,
Âşık Ali İzzet, Âşık Dursun Cevlanı, Âşık Davut Sulari’dir.
Âşık Beyhani, Âşık Mahzuni ve Ekberi ise kendisinden yaşça küçük olan sevdiği ozanlardır. Daimi’yi iki dedesinden sonra etkileyen iki önemli isimden birisi Eyüp Dede İsyani, diğeri de Potik Dede’dir.
Yurt dışında da konserler
veren Âşık Daimi, aşağıdaki eserinde ise canlı varlıklar içinde en değerli
olanın insan olduğuna vurgu yapar:
Kâinatın aynasıyım
Mademki Ben Bir İnsanım
Hakkın varlık deryasıyım
Mademki ben bir insanım
İnsan Hak’ta Hak insanda
Arıyorsan bak insanda
Hiç eksiklik yok insanda
Mademki ben bir insanım
İlim bende kelam bende
Nice nice alem bende
Yazar levhi kalem bende
Mademki ben bir insanım
Bunca temenni dilekler
Vız gelir çarkı felekler
Bana eğilsin melekler
Mademki ben bir insanım
Tevrat’ı yazabilirim
İncil’i dizebilirim
Kuran’ım sezebilirim
Mademki ben bir insanım
Erken yaşta kaybettiğimiz (1983) Daimi’yi ben de Esenler-Çiftehavuzlar Mahallesi’nde “Büyükbina”da oturan kardeşi Süleyman Aydın’nın oğlunun sünnet düğününde yakından tanıdım. Kardeşi ile amcamgiller "kirvelik" bağı kurmuştu. Dayımın kahvesinin önünde bir söğüt ağacının altındaki masa etrafında otururken, tanımadığım, ilk defa semtte gördüğüm genç birisi geldi. Genç adam daha oturur oturmaz Daimi'ye hedef aldı; "Çok kibirlisiniz, kendinizi beğenmiş bir tavrınız var” dedi. Benim sağlık sorunu olduğunu düşündüğüm genci Daimi sabırla dinledi. Ardından da ciddi ve olgun bir tavırla; "Ben kibirli değilim, yanılıyorsun. Yapım öyle" demesi hâlâ gözlerimin önündedir. Mahalleden, aynı sokakta oturduğumuz bir arkadaşımın da Unkapanı’ndaki saz evinde Âşık Daimi’nin öğrencisi olduğunu, düzenlenen konserlerine gittiğimi de eklemek istiyorum…
Daimi (solda), amca oğlu Mehmet (ortada) ile bağlamacısı KemalİÇİMİ HÂLÂ KANATAN OLAY...
İçimi hâlâ kanatan Daimi’yle ilgili
bir anıyı da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nde görev yaparken, bir gazeteciden (Milliyet gazetesi muhabiri Seraceddin Zıddıoğlu’ndan) dinlemiştim.
1960’lı yıllarda Âşık Daimi, bir konser salonunda sahneye çıkma sırasını
beklerken, kendini bilmez bir komiserin; “Bak şimdi onu ayağıma kadar getirteceğim”
diyip, uzaktan sazı elinde olan Daimi’yi yanına çağırtıp, “hava atması”nı
unutamıyorum.
Daimi’nin çok beğenilen ve
hâlâ dillerden düşmeyen “Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahım” adlı eserini ben 1970
yılında bir hemşerimiz olan yerel bir sanatçıdan (Nihat Fidanlı) teypten dinlemiş, sözlerini de
bir deftere yazmıştım. Ne yazık ki bu eserle ilgili yanlış bilgiler sosyal
medyada hâlâ farklı bir biçimde yazılıyor ve dolaşıyor. Yazılmaya da devam ediyor…
Daimi’nin 1951 yılında
evlendiği eşi Gülsüm’den yedi çocuğu oldu. Onurlu ve gururlu insan Daimi, hem
genç yaştaki oğlunu yitirmesi hem de 1980 askeri darbesinde uğradığı ağır
baskılara dayanamadı, 51 yaşındayken Hakk’a yürüdü…
(Süleyman
Boyoğlu)
11 Nisan 2022 Pazartesi
26 Mart 2022 Cumartesi
22 Mart 2022 Salı
ŞİMDİ YANIMDA OLSAN...
18 Mart 2022 Cuma
DOLMABAHÇE'DE KESİLEN AĞAÇLAR...
Dolmabahçe'de çürüyen çınar ağaçlarının İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nce kesilmesi bir kaç gündür tartışılıyor. Oysa yol üzerindeki o çınar ağaçlarından çürüyenler, Kadir Topbaş'ın belediye başkanı olduğu 2012 yılının Mart ayında da kesilmiş, yerine genç çınarlar dikilmişti.
8 Mart 2022 Salı
BOLU'DA YAŞAMAK...
- Osmanlı Sarayı'ndaki Mengenli aşçılar dolayısıyla ünlenen mutfağının çeşitliliği nedeniyle yemek için ''hangi lokantaya gitsem?'' diye kendi kendine sormak, verilen cevaptan emin olamamaktır.
-Kent Müzesi'nde kağıt ve madeni paraları gördükten sonra parayı kullanan rahmetli İzzet Baysal'ın ne kadar büyük bir yardımsever olduğunu bir kez daha hatırlamaktır-hiç unutmamaktır.
(Gürcan Arıtürk)
4 Mart 2022 Cuma
3 Mart 2022 Perşembe
GAZETECİ SEFA ÖZKAYA'NIN ANISINA...
25 Şubat 2022 Cuma
"GÖÇMEN HALLERİ"...
İş
ve İşçi Bulma Kurumlarından gelecek çağrı mektubunu günlerce, aylarca, hatta
yıllarca bekleyen insanlarımız, aldıkları müjdeli haberin ardından bu kez de
sağlık kurumları önünde sıraya girdi. Alman doktorlarca tepeden tırnağa;
ağzındaki dişinden, vücudundaki herhangi bir ameliyat izine kadar muayene
edilen işçi adaylarımız, muayeneden başarılı çıktıklarında kendilerini şanslı
buluyorlardı. Bu muayeneden geçemeyenler ise hüsrana uğrayarak, ya köylerine ya
da şehirlerine dönüyorlardı.
İnsanlarımız
bir yandan yurt dışına kapağı atmak için mücadele ederken, Türkiye’deki işçi
sınıfı da yavaş yavaş uyanmaya başladı. Emek-sömürü, hak mücadelesi önce
dernekler, sonra da sendikalar aracılığıyla verilmeye başlandı. Toplu
sözleşmeli, grevli haklar elde edildi. Kısacası halk hakkını arıyordu.
Bunun önünü kesmek için eli bıçaklı-silahlı çeteler kullanılmaya başlandı. Ama
artık hiçbir güç, örgütlü hareket eden emek kesiminin gücünü kıramıyordu.
Önce
12 Mart 1971 darbesi, ardından 1 Mayıs 77 katliamı, sonra “mezhep kavgası,
sağ-sol, öğrenci kavgası” görünümü altında binlerce insanımız öldürüldü.
Türkiye adım adım kardeş kavgasına sürüklendi. Sol bir “öcü” gibi gösterilmeye
çalışıldı, ama başarılamadı. Sol ister fabrikalarda, ister meydanlarda olsun örgütlü
gücünü göstermeye başladı. Bu güçten korkan gerici ve faşist güçler, solu ezmek
için her türlü yolu denedi, ancak yine de başarılı olamadı. Çareyi 12 Eylül
darbesini yapmakta buldular.
Binlerce
aydın, öğrenci, ilerici, demokrat işkenceden geçirildi. Canını
kurtaran kendisini yurt dışına attı. Kurtaramayan da işkence tezgâhlarından
geçti. Kimisi de işkence masasında kaldı. Sağ kalanlar da işkenceden dolayı ya
engelli kaldı ya da yıllarca hapis cezası aldı.
Diyeceksiniz
ki yurt dışına kapağı atanlar çok şanslı insanlardı. Hayır… Hiç de öyle değil, belki
vurulmadılar, ölmediler, ama onlar da Türkiye’deki insanlarımız kadar acı, çile
çektiler. Gittikleri ülkede dil bilmiyorlardı, sığınacakları bir kimseleri yoktu.
Çoğu derneklerde ve sokaklarda yattı. Memleket özlemi, aile özlemi, arkadaş
özlemi burunlarından tüttü..
Erdal Boyoğlu da 12 Eylül mağdurlarındandı. Boyoğlu, kendi yaşadıklarını
ve diğer mağdurların, mültecilerin ve sürgünlerin yaşadıklarını bir kitapta
topladı. Ön sözünü tarihçi-yazar Erdoğan
Aydın’ın yazdığı “Avrupa’da Sürgün,
Mülteci-Göçmen Halleri” kitap Notabene yayınlarından çıktı…







.jpeg)











