18 Temmuz 2012 Çarşamba

BÂB-I ÂLİ'NİN ÇINARLARI ANLATIYOR...


                                    
                                                        (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

 MİLLİYET GAZETESİ HABER MERKEZİ ESKİ GECE SORUMLUSU
 SERACEDDİN ZIDDIOĞLU, YEDEK SUBAY ÖĞRETMENKEN 
                BAŞINDAN GEÇEN BİR ANISINI ANLATTI:
                                          
            “1960 senesinde Konya’nın Ilgın kazasına bağlı Argıthan nahiyesinde yedek subay öğretmenlik yaparken, nahiyede fırıncılık yapan birisi ikiz kardeşinin bir vukuattan Bakırköy Akıl Hastanesi hapishanesinde yattığını söyledi. Bana ‘Yatan ikizimin adı Hasan’dır, kardeşim olarak söylemiyorum, ama çok iyi bir insandır. Uzun zamandır orada yatıyor. Sen gazetecisin bize yardımcı olup da oradan kurtarabilir misin?’ dedi.
Ben de ‘olur’ dedim. Orayla ilgili çok haber yaptım. Başhekimi de tanıyorum. İstanbul’a gittiğimde ilgilenirim’ dedim.
            Bir müddet sonra İstanbul’a geldim. Gazeteden hastanenin başhekimi Dr. Faruk Bayülken’e telefon ettim. ‘Hocam müsaitseniz size geleceğim’ dedim. Başhekim ‘Hay hay… Seni bekliyorum, istediğin zaman gel…’ dedi. Makamına gittim. Hoş-beşten sonra ‘Hayırdır Seraceddin Bey’ diye sordu. Ben de ‘Efendim ben yedek subay öğretmen olarak Konya’nın Ilgın kazasına bağlı Argıthan nahiyesinde görev yapıyorum. Oradaki bir fırıncı benden ricada bulundu. İkiz kardeşi Hasan’ın sizin hastanenize akıl sağlığının yerinde olup olmadığı için gönderildiğini söyledi. Kardeşinin çok iyi bir insan olduğunu, burada yattığına üzüldüğünü anlattı. Ben de bunu kurtarmanın yolu var mı? Kardeşinin söylediği gibi suçsuz yere mi yatıyor. Onu sizden öğrenmek ve yardımlarınızı rica etmek için geldim’, dedim.
           Bayülgen, Hasan’ın yattığı servise bakan şef doktoru aradı, ‘Seraceddin Bey’i sana gönderiyorum, ilgilenmenizi rica ediyorum’ dedi. Ben kalktım şef doktorun yanına gittim. Hastanın adını soyadını söyledim. ‘Bunu buradan çıkarmanın bir yolu var mı?’ dedim. Doktor da mahkemenin akıl sağlığının yerinde olup olmadığının tespiti için kendilerine gönderdiğini belirterek, ‘Hasan’ı buradan vereceğimiz raporla tekrar mahkemeye sevk ederiz, mahkemenin kararına göre işlem yapılır’ dedi.

                              "MÜCADELEYE DEVAM!.."

           Bu arada doktor hademe vasıtasıyla Hasan’ı yattığı yerden çağırtıp getirtti. Doktor odasına aldığı hastasıyla bir müddet konuştu. Sohbete ben de katıldım. Doktor ‘Bak Hasan senin nahiyende öğretmenlik yapan bir öğretmen geldi. Seni buradan çıkarmak istiyor. Ne diyorsun?’ dedi. Hasan biraz durdu ‘Efendim hoş gelmişsiniz, sefa gelmişsiniz. Ben buradan bir an önce çıkmak istiyorum. Buradan kurtarırsanız çok memnun olurum’ dedi. Sonra elimi öpmeye yeltendi. Doktor, bir soru sordu, ‘Hasan Konya’da Atatürk’ün büstünü çekiçle tahrip etmişsin, bir daha bu hareketi yapmayacaksın değil mi?’ dedi. Hasan ayağa kalktı; 'Doktor Bey mücadeleye devam!' dedi.
          Doktor benim gözümün içine ben onun gözünün içine bakarak, bir süre sessiz kaldık. Artık yapacak bir şey kalmamıştı. Doktor ‘Hasan’ı geri götürün’ diye talimat verdi…"
(Süleyman Boyoğlu)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder