28 Temmuz 2012 Cumartesi

BUGÜN YAKACIK'TAYDIM...


                                Üsküdar'da ayaklarını denizde serinleten Arap turistler ve bir olta...
        Bugün (28 Temmuz Cumartesi) günlük gezime yine Merter’den başladım. Ama bu gezi biraz zorunluluktan kaynaklandı. Yaklaşık üç yıl önce sızı yapan, ama Güngören’deki diş doktorumun bir türlü çözüm bulamadığı (Daha doğrusu o zaman kendi yapıştırdığı köprüyü sökemediği; yaptığı diş bakımından sonra da sızı kesildiği için bir daha gitmemiştim) aynı bölgedeki sızı bu kez şiddetini artırınca doktora gitmeye karar verdim. Dişlerimi fırçalarken o bölgede bir de şişlik oluştuğunu fark edince biraz panikledim. Çünkü şişlik hiç de iltihaba benzemiyordu…
        Yakacık’ta akrabalarımın ortak olduğu tıp merkezine gitmek için evden apar-topar çıktım. Yakınımızdan geçen Esenler-Eminönü İETT otobüsüne bu kez “sürekli sarı basın kartı”mı göstererek değil de işletmenin verdiği ve üzerinde “Ücretsiz Taşıma Kartı” yazan kartımı okutarak bindim. Aslında “sürekli sarı basın kart”larımızı göstererek otobüslere binmek fiyakalı oluyordu, ama belediye bu fiyakamızı bozdu…
        Cevizlibağ’da metrobüse binmek için otobüsten indim. Üst geçitten geçtikten sonra metrobüs durağına indim. Avcılar istikametinden gelen araçların hiç birisi durmuyordu. Yanımda duran bir vatandaş fena halde sinirliydi:
         - 10 dakikadır bekliyorum, hiçbir metrobüs durmuyor, Bunların metrobüsünün de… derken birkaç metrobüs daha önümüzden geçip gitti. İki-üç dakika sonra Zincirlikuyu’ya kadar giden bir metrobüs durdu, bindik…
                Üç köprü: Galata ve Unkapanı köprüsü ile yapımı devam eden metro köprüsünün (ortada) ayakları...
          Zincirlikuyu’da hiç beklemeden aktarma yaptım. Evden çıktığımda saat 12.00’ye geliyordu. İstanbul’da yoğun bir trafik göze çarpmıyordu.  Uzunçayır durağında metrobüsten indim. Hafif esintili köprü altında Uğur Mumcu Mahallesi’ne giden İETT otobüslerini beklemeye başladım. İETT otobüslerinin durağa yanaşmaları minibüslerin ve halk otobüslerinin saygısızlığından güç oluyordu. İnsanlar gelen otobüsleri göremedikleri için bir ileri bir geri yapıp duruyordu. Ben de onlar gibi yapıyordum.

                     KARETE HAREKETLERİ YAPAN AKIL HASTASI

         Bir on dakika oldu, bir kez daha ileri hamle yapacakken, 30-40 yaşlarında akıl hastası bir kişi bağırıp çağırarak önümüzden geçip İETT durak tabelasının altına kadar gitti. Bu kez bağırmanın yanında kendi kendine boks-karate hareketleri de yapmaya başladı. Akıl hastasının hareketlerinden korkan insanlar, tekrar minibüslerin yolcu aldığı alana kaymaya başladı. Ben de çaktırmadan onlar gibi yaptım…
         Neyse on beş dakika kadar sonra Uğur Mumcu’ya giden otobüs geldi. Otobüsün içi klima olmamasına rağmen sıcak değildi. Çünkü bütün camları açıktı; üstelik kalabalık da değildi. Güneş almayan bir koltuk gözüme kestirdim, geçip oturdum. Küçükyalı’ya geldiğimizde üç aracın karıştığı bir trafik kazası vardı, ama trafiği olumsuz etkilemiyordu.
         Soğanlık’a vardığımızda otobüse bir süre önce haberini yaptığım halk müziği sanatçısı Servet Sarak bindi. Yakacık’a kadar sohbet ettik. O Uğur Mumcu’ya devam etti, ben Yakacık’ta indim. Tıp merkezi durağın hemen karşısındaydı; kapıdan içeri girdim, direkt teras katına çıktım. Yemeğe denk geldim. Bizim yörede gittiğin bir evde eğer yemeğe denk gelirsen; “Kaynanan seni çok seviyormuş” derler, ama aşçıları Yazgülü Hanım’ın ve diğerlerinin ısrarlı “yemeğe buyur” davetlerini kabul edemedim.
        Zira öncelikle halletmem gereken diş sorunum vardı. Tıp merkezinin ortaklarından akrabamız Mehmet’le vakit kaybetmeden diş doktoru hanımın odasına gittik. Doktor hanım muayeneden sonra “panoramik” röntgen filmi istedi. Bunun için de Kartal’da bulunan görüntüleme merkezine gitmemiz gerekti. Mehmet arabasıyla beni götürdü. Filmi beş dakika içinde hemen çekip verdiler. Zaman kaybetmeden tıp merkezine döndük.
        Doktor hanım filmi inceledikten sonra;
        - Beze gibi şişliğin yanında, köprünün altındaki dişlerden birinde biraz kararma var. Sanırım sorun bu dişten kaynaklanmakta. Önce bir antibiyotik yazacağım. Antibiyotik bittikten sonra gelişmeye göre bölgeye küçük bir operasyon yapacağız, dedi ve beni uğurladı.
                               Çamlıca Tepesi-Üsküdar ve Boğaz'dan geçen dev bir yolcu gemisi...
        Tıp merkezinde işim bittikten sonra yine bir İETT otobüsüne bindim ve Üsküdar’a geldim. Oradan da vapurla Eminönü’ne geçtim. Bolca fotoğraf kareleri ile eve döndüm…
(Yazı ve fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu) 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder