17 Ocak 2014 Cuma

LEYLA ÜNVER'E DESTEK...

Seçim çalışmalarını aralıksız sürdüren Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Beyoğlu Belediye Başkan aday adayı Leyla Ünver'e gazeteci arkadaşları Miyase İlknur ile Sevim Ertemur'dan destek geldi... Aynı zamanda İstanbul Büyükşehir Belediyesi müfettişlerinden olan Leyla Ünver, müfettişliğe başlamadan önce bir süre gazetecilik de yapmıştı. (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

GEZİ DİRENİŞİ'NE ÖDÜL...

       SODEV İnsan Hakları, Demokrasi, Barış ve Dayanışma Ödülü 
                                             “Gezi Direnişi”ne…

Sevim ERTEMUR

         20. kuruluş yıldönümünü kutlayan Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) 2001 yılından bu yana her yıl verdiği  “İnsan Hakları, Demokrasi, Barış ve Dayanışma” ödülüne bu yıl “Gezi Direnişi”ni değer buldu. Ödül, 17 Ocak günü Taksim Hill Oteli’nde düzenlenen törenle tüm Gezi eylemcileri adına Taksim Dayanışması temsilcisi ve aynı zamanda Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı olan Tayfun Kahraman’a verildi.
         CHP milletvekiller Süleyman Çelebi, Haluk Eyidoğan, Gökmen Kadir Öğüt, sanatçı Sadık Gürbüz, Rahmi Saltuk, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan'nın da katıldığı ödül töreninde konuşan SODEV Başkanı Erol Kızılelma, Türkiye’de sivil toplum kuruluşu olmanın çok zor olduğunu ifade etti. Her yıl insan hakları, demokrasi, barış ve dayanışma alanlarında olağanüstü başarı kaydetmiş ve örnek oluşturabilecek çabalar göstermiş kişi veya kuruma “SODEV ödülü”nü verdiklerini anlatan Kızılelma, 2013 yılına  “Gezi direnişi” olaylarının damgasını vurduğuna dikkat çekti ve şunları söyledi:
         “Gezi direnişi, Türkiye’nin orta ve uzun dönemde artık geriye gitmeyeceğinin, ileriye yöneleceğinin en belirgin göstergesi olmuştur. Gezi öncesine göre hepimiz daha umutluyuz. Bize bu umudu armağan eden Gezi direnişçilerini de, onları ‘çapulcu’ diye niteleyenleri de tarih unutmayacaktır.
          Direniş sırasında yitirdiğimiz Abdullah Cömert, Ahmet Atakan, Ali İsmail Korkmaz, Ethem Sarısülük, Hasan Ferit Gedik, Medeni Yıldırım, Mehmet Ayvalıtaş aramızda yoktur. Onların anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.  Aylardır yaşam savaşı veren Berkin Elvan'a 'haydi uyan artık çocuk... daha güzel günler göreceğiz' diyoruz. Ve de gösteriler sırasında yaralanmış, gözlerini kaybetmiş, kalıcı ruh ve beden hasarı görmüş tüm yurttaşlarımıza saygı ve minnetlerimizi sunuyoruz. Bu ödül yitirdiklerimizin anısına armağan olsun.”
          Sık sık “Her yer Gezi, her yer Taksim” sloganının atıldığı törende EMEP Genel Başkanı Gürkan'dan ödülünü tüm Gezi direnişçileri adına alan Taksim Dayanışması temsilci Tayfun Kahraman da, “Ödülü, bu direnişte hayatını kaybeden, demokrasi şehitleri gençlerimiz adına alıyorum. Onlar adına bu ödülü almaktan gurur duyuyorum” dedi. Kahraman, “Hepimiz 31 Mayıs’tan sonra umut doluyuz. Üzerimize çökmüş olan karabulutlar milyonların sokağa çıkmasıyla dağıldı. Gezi mücadelesi 31 Mayıs’tan sonra kentine, ağacına sahip çıkanların mücadelesi haline geldi” diye konuştu.
          Daha önce SODEV ödülü verilenler: Yücel Sayman (2001), Handan İpekçi (2002), Barış Girişimi (2003), 78’liler Girişimi (2004), Türkan Saylan (2005), KA-MER (2006), Kazım Genç (2007), Mehmet Tursun ve Tek Gıda İş Sendikası (2208), DİSK ve KESK (2009), Toplumsal Bellek Platformu (2010), Ahmet Şık (2011), Cumartesi Anneleri (2012).
                                                  (Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)

13 Ocak 2014 Pazartesi

BEYOĞLU'NDA İNSAN MANZARALARI...














                                                (Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)

12 Ocak 2014 Pazar

İSTİKLÂL CADDESİ...

                                                   (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

İSTANBUL'DA AKŞAM...



                                                  (Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)

BEYOĞLU'NUN MÜZİSYENLERİ...

                                                    (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

11 Ocak 2014 Cumartesi

TAKSİM'E GÖKDELEN...

                                                  (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

10 Ocak 2014 Cuma

YEŞİLÇAM'DA BİR GÜN...

             
     Soldan sağa  Ümit Ardabak (görüntü yönetmeni), Ali Yaver Ataer (görüntü yönetmeni),  Turgut Köse (ışık yönetmeni), Ender Turgut (görüntü yönetmeni) ve Uğur Döndür (görünte yönetmeni) birlikte görülüyor. 
                                     
       Bugün yolum bir zamanlar ünlü yönetmenlerin, senaristlerin ve oyuncuların boy gösterdiği, daha doğrusu hem yeteneğini sergilemek, hem de ekmek parası kazanmak için,  yıllarını verdikleri Yeşilçam Sokağı’na düştü. Aslında bu sokağa ilk gelişim değildi, bildiğim bir sokaktı. Gazetecilik okulunda okurken çalıştığım şirketin bürosu Taksim’de idi. Şirket, Yeşilçam Sokağı’ndaki Bap Cafeterya ile anlaştığı için iş arkadaşlarımla öğlen yemeğimizi burada yerdik.
      Okulumuzda okuyan Kemal Sunal’ı Dolapdere’deki okulda değil de ilk Bap Cafeterya’da görmüştüm. Ha keza Öztürk Serengil, Danyal Topatan gibi ünlü sinema oyuncularını da ya Yeşilçam Sokağı’ndaki kahvenin önünde ya da bu kafeteryada görürdüm.
       Yıkılması olaylara neden olan Emek Sineması’nın da bulunduğu Yeşilçam Sokağı’nda birkaç kare fotoğraf çektikten sonra 1970’lerden itibaren sinemacıların göçtüğü Ayhan Işık Sokağa geçtim. Bu sokakta bir zamanların güçlü film şirketlerinin bulunduğu hanların hangileri olduğunu öğrenmek için tanıdık simalar ararken bir hanın kapısının önünde tavla oynayan iki kişiyi gördüm; “Bir şey sorabilir miyim” dedim, “Buyur” ettiler. İzin alarak yanlarına oturdum. İki çay söylemişlerdi, çayları geldi, bana da “Çay içer misiniz?” dediler. “İçerim” dedim.
        İki arkadaş hem tavla oynuyor, hem de çaylarını yudumluyorlardı. Kendimi tanıttım, ardından da:
        - Burada film şirketlerinin bulunduğu Erman Han ile Girik Han varmış. Onların yerini biliyor musunuz? dedim.  
         İki arkadaşın oyunları mı bitmişti, yoksa benimle konuşmak için mi bilmiyorum tavlayı kapadılar. Birinin adının Ümit Ardabak, diğerinin adının da Uğur Döndür olduğunu öğrendiğim iki arkadaşla başladım sohbete…
          Yeşilçam’ın Yeşilçam olduğu dönemde görüntü yönetmenliği yaptıklarını söyleyen Uğur Döndür ve Ümit Ardabak, Ayhan Işık Sokağı’ının şimdiki ıssızlığından ve işsizliğinden yakındılar. işsiz kalan arkadaşlarının ve oyuncuların sıkıntılı günler geçirdiklerini anlatan iki arkadaş, geçtiğimiz yıl sinema camiası için büyük kayıpların yaşandığı bir yıl olduğunu söylediler. Döndür ve Ardabak, bugün de sinemanın karakter oyuncularından Süheyl Eğriboz'u toprağa verdiklerini ifade ettiler.
           İki arkadaş,  “Yeşilçam 1970’li yıllarda Emek Sineması’nın bulunduğu sokaktan buraya taşındı. 80’li, 90’lı yıllarda bütün ünlü yönetmenler, oyuncular, figüranlar bütün gün bu sokakta olurdu. Sadece onlar mı? İstanbul’un çeşitli semtlerinden, Anadolu’nun il ve ilçelerinden de sinema işletmecileri film almak için bu sokağa gelirdi. Çünkü bütün film şirketleri bu sokaktaydı. Sokağın başındaki Erman Han, karşımızdaki Girik Han film şirketlerinin merkezi sayılırdı. Şimdi görüyorsunuz sokak bomboş…” diye söylediler.
           Ardabak ve Döndür, 60'lı 70'li yılların Ediz Hun, Cüneyt Arkın, Ekrem Bora, Ayhan Işık, İzzet Günay, Kadir İnanır, Tarık Akan gibi Yeşilçam jönlerinden artık yetişmediğini de işaret ederek, "Şimdilerde bir elin parmakları kadar jön var. Onlar da ilk aklımıza gelenler Kıvanç Tatlıtuğ ve Kenan İmirzalıoğlu" dediler.
           Sohbet ederken iki arkadaşın yerlerinden kıpırdadıklarını fark ettim. Sonra da Erman Han’dan aşağı bize doğru gelen üç kişiyi ayakta karşıladılar. Samimi ve sıcak bir şekilde sarmaş dolaş oldular. Ümit Ardabak’a gelenlerin kimler olduğunu sordum. Ardabak, içlerinden yaşlıca olanının bir zamanlar çok ünlü görsel yönetmen Ali Yaver Ataer, öteki iki kişiden birinin yine görsel yönetmen Ender Turgut diğerinin de ışık yönetmeni Turgut Köse olduğunu söyledi.
           Beş arkadaştan Ender Turgut, cep telefonunu bana uzatarak, toplu bir fotoğraflarını çekmemi istedi. Fotoğraflarını çektikten sonra; “Ben de sizi çekebilir miyim?” dedim. “Olur” aldıktan sonra ben de onları görüntüledim.
          Ataer, Turgut ve Köse ayaküstü sohbetin ardından ıssız Ayhan Işık Sokak’tan Beyoğlu’nun kalabalık caddesine çıktılar. Ben de arkalarından...
(Yazı ve Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)

KADINLAR İLE MELEKLER KAHVESİ...

                                                  (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

BABAM VE USTAM...

Eminönü-Tahtakale'de el arabasıyla nar suyu satan bir çocuk ve ona koltuk değneği ile destek vermeye çalışan bir babanın ekmek mücadelesi... (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

                                                     ÇIRAK ARANIYOR                                             
                                                    Elim sanata düşer usta
                                                    Dilim küfre, yüreğim acıya
                                                    Ölüm hep bana
                                                    Bana mı düşer usta?

                                                    Sevda ne yana düşer usta?
                                                    Hicran ne yana
                                                    Yalnızlık hep bana
                                                    Bana mı düşer usta?

                                                    Gurbet ne yana düşer usta
                                                     Sıla ne yana
                                                     Hasret hep bana
                                                     Bana mı düşer usta?
                                                                    Refik Durbaş

HALİÇ METRO KÖPRÜSÜ...

                                                      (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

26 Aralık 2013 Perşembe

"KÜBA MAHALLESİ"...

                          
                          
             Merter'de belgesele konu olan "Küba Mahallesi" gökdelenlere direniyor...
                                                           (Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)

"ÇATLAYANA KADAR"...

                                                   (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

23 Aralık 2013 Pazartesi

BAHASOR KÖYÜ..

                                                       (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

GAZETECİLERİN EMNİYETE GİRİŞLERİNİN YASAKLANMASI...

                                       
                           Atilla Sertel: Böyle bir dönem yaşanmadı

Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan genelge ile Türkiye genelinde basın mensuplarının bugünden itibaren emniyete girişlerinin yasaklandığı duyuruldu. Gazetecilere yönelik “yasakçı” uygulamayı eleştiren Türkiye Gazeteciler Federasyonu (TGF) Genel Başkanı Atilla Sertel, “Böyle bir dönem yaşanmadı. Böylesine bir uygulama 12 Eylül döneminde bile görülmedi” dedi.
Gazetecilerin kamu yararına görev gördüğünü hatırlatan TGF Genel Başkanı Atilla Sertel, yaptığı yazılı açıklamada şöyle dedi:
 “Gazetecilere yönelik getirilen yasakçı uygulamalara bugün bir yenisi daha eklendi. Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan genelge ile Türkiye genelinde 22.12.2013 tarihi itibariyle basın mensuplarının Emniyet Müdürlüğü hizmet binalarına giriş yapamayacakları duyuruldu. Genelgede ayrıca gazetecilerin bazı emniyet hizmet binalarında yer alan basın odalarına giriş kartlarını iade etmeleri de istendi. 
 Ülke gündeminin ‘hırsızlık’, ‘yolsuzluk’ gibi son derece ağır ithamlarla meşgul olduğu bugünlerde yayımlanan genelge son derece manidardır.       Gazeteciler halkın bilgi edinme hakkı adına kamu yararına görev görmektedirler. Bu genelge toplumun bilgi edinme hakkını engellemek olduğu kadar, sansürcü bir uygulamadır. 12 Eylül döneminde bile gazeteciler böyle bir uygulamaya maruz kalmadı. Türkiye’de böyle bir dönem yaşanmadı. Toplumun gerçekleri görmeye, öğrenmeye en fazla ihtiyacı olduğu bir dönemde alınan yasaklama kararını kınıyor, İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nü Türk basın tarihine kara bir leke olarak geçecek bu kararı yeniden gözden geçirmeye davet ediyorum.”

21 Aralık 2013 Cumartesi

İSTANBUL FOTOĞRAFI...

                                                        (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

14 Aralık 2013 Cumartesi

İSTANBUL'DA YELKEN SPORU...

                                                         (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

9 Aralık 2013 Pazartesi

AGÂH GÜÇLÜ'YÜ KAYBETTİK...

Agâh Güçlü (Ön sırada oturan)
Bâb-ı âli'nin emektarlarından bilge insan gazeteci M. Agâh Güçlü İstanbul'da yaşamını yitirdi. Agâh Güçlü Kocamustafapaşa-Sümbülefendi Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Güngören Mezarlığı'nda toprağa verildi. Agâh Güçlü, "Hazandan Önce Babıâli" kitabımda, bir zamanlar gazetecilerin aşırı ilgiden dolayı gazeteci olduklarını nasıl gizlediklerini şöyle anlatır:
          "Gazeteci olduğumu bilen biliyordu, bilmeyene de demezdim. Çünkü gazeteciye büyük bir saygı ve rağbet vardı. Öğretmene sevgi ve saygıyı yalnız talebeleri gösterir, bize ise tüm halk gösterirdi. Memurdan vatandaşa kadar...
           Otobüse bineriz, basın kartı göstermeye gerek yok. 'Basın' dersin biletçi böyle (eliyle göstererek) selama durur, 'Beyefendi' diye hitap ederdi. Şimdi gösteriyorsun adam umursamıyor bile...
           Şimdi hakiki gazeteci kalmadı. Yoksa gazeteci çok, ama kalite yok. Kalite olmadığı için ticari, sanayi bir dal oldu."
           Agâh Güçlü, Babıâli'nin bir zamanlar çok hareketli ve önemli bir yer olduğunu vurgulamak için de "Cağaloğlu Türkiye'nin basın başkentiydi" diyor.
(Süleyman Boyoğlu)

8 Aralık 2013 Pazar

YA TUTARSA?

Ali Erdoğan'ın yazıp yönettiği "Ya Tutarsa?" adlı oyun Kabare Dev Aynası Tiyatrosu oyuncuları Celal Belgil, Sibel Erkan, Sedat Dalar, Meriç Eroğlu, Çağla Şadoğlu ve Gökhan Keskin tarafından Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi'nde sahnelendi.
 Geçtiğimiz tiyatro sezonunda "Bize Bir Haller Oldu" oyunuyla tiyatroseverlerin alkışını ve takdirini kazanan, kurulduğu günden beri (13 yıl) yalnızca kabare tarzında oyunlar sergileyen ülkemizin tek aktif kabare tiyatrosu olan Kabare Dev Aynası, yeni sezona hem ibretlik hem de neşeli bir oyunla girdi.
Oyunlarında en ciddi sorunları bile eğlenceli taraflarıyla ele alan Kabare Dev Aynası, "Ya Tutarsa?" oyununda, seçim atmosferine giren ülkemizin nabzını, kıyıda köşede kalmış "Çulsuzlar Kasabası"nda yaşanan birbirinden komik seçim manzaralarını sahneye taşıyor.
Her duyduğuna inanan, saf, temiz kalpli kasabalıların, ezeli rekabet içinde birbiriyle oy yarışına giren iki siyasetçiden biri olan "Satılmış Madik"e kanarak ellerinde ve avuçlarındakini verdikleri gibi tapularını da kaptırmaları konu ediliyor. Kasabalıların kaptırdıkları araziye AVM kondurulmasında bazı medyanın katkısı da gözler önüne seriliyor...
(Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)