5 Haziran 2013 Çarşamba

MECİDİYEKÖY'DE NOSTALJİ...



Bir zamanlar Mecidiyeköy dutlukmuş... 
İnsanlar ailece bir dut ağacını kiralar, hem dutun gölgesinde piknik yapar hem de meyvesinden faydalanırmış... Bugün Mecidiyeköy'den Taksim'e yürüyerek giderken, Rum Mezarlığı'nın duvarının önünde bir kişinin ağacın üzerinde dutun dallarını salladığını, diğer kişilerin de yere bir naylon sererek silkelenen dutların naylonun üzerine düşmesini sağladığını gördüm. Sonra da başta yoldan geçenler olmak üzere dutu sallayanlar dökülen dutlardan afiyetçe yedi. 
(Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)  

"SANSÜRÜN SORUMLUSU BASIN EMEKÇİLERİ DEĞİL"...

          

          Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Adana Şube Başkanı Salim Büyükkaya, "İstanbul Taksim Gezi Parkı'nın korunması için başlatılan barışçıl gösterilere polisin sert müdahalesi ile Türkiye çapında yaygınlaşan eylemlerde kartel medyası patronlarının takındığı tavır halkımızın basına dönük tepkilerine neden olmuştur.
Bütün bunlara rağmen basın emekçileri her türlü haber ve görüntüyü merkezlerine ulaştırmak için canla başla mücadele etmiş, gaz yemiş, darp edilmiş ve yaralanmışlardır" dedi.
          Salim Büyükkaya yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:
          "AKP iktidarının ve medya patronlarının, basın emekçilerinin örgütlenmesini engellemek ve kazanılmış haklarını ortadan kaldırmak için yürüttüğü emek düşmanı politikalar herkesçe bilinmektedir. Türkiye’de basın emekçileri, iş güvenliğinden ve iş güvencesinden yoksun çalıştırılmakta, stajyerlik vb. adı altındaki uygulamalarla, kötü çalışma koşulları ve uzun mesailerle iliklerine dek sömürülmektedir. Bu gidişata dur demenin tek yolu sendikal örgütlenmeden, birlikte mücadele etmekten geçmektedir.
         Basın emekçilerinin örgütlenmesi; iktidar odaklarının ve sermayenin baskısı karşısında güçlü bir karşı duruşun yaratılabilmesi; mücadelenin yükseltilmesi için büyük bir önem taşımaktadır. Bu karşı duruş ve mücadelenin güçlendirilmesi, yalnızca basın emekçileri için değil, halkın haber alma ve bilgilenme hakkı, ifade özgürlüğü ve demokrasi için de olmazsa olmaz bir gerekliliktir.
         Bütün bunlar ortada iken büyük çoğunluğun sağduyulu yaklaşımlarına rağmen alanlarda görev yapan meslektaşlarımıza dönük tepkileri ibretle izlemekteyiz. Basındaki sansürün sorumluluarı sahada çalışan emekçiler değildir Medya patronları ve hükümete tepkiler ne kadar yerinde ise basın emekçilerini sorumlu tutmak ve tepki göstermek o kadar yersizdir.
         Hem göstericilerden hem güvenlik güçlerinden basın emekçilerine karşı saygılı davranmalarını bekliyor, sansürün olmadığı özgür ve demokratik bir ülkede yaşama özlemimizi bir kez daha dile getiriyoruz."

3 Haziran 2013 Pazartesi

TGS: GEZİ PARKI DİRENİŞİNİ SELAMLIYORUZ...



       Türkiye Gazeteciler Sendikası İstanbul Şubesi Genel Kurulu, Türkiye’nin dört bir yanında milyonlarca yurttaşın, halkın sesini zulümle bastırarak rant ve siyasi hesapları doğrultusunda her istediğini yapabileceğini düşünen AKP iktidarına isyan ederek sokaklara döküldüğü bir atmosferde gerçekleştirildi. Gezi Parkı’ndan başlayan ve tüm ülkeye dalga dalga yayılan bu halk direnişine siyasal iktidarın yanıtı yine zulüm, zorbalık ve işkence oldu.
       Polisin, demokratik haklarını kullanarak yaşam alanlarına sahip çıkmak isteyen insanlara gaz bombaları ve tazyikli suyla saldırması sonucu binlerce yurttaşımız yaralandı. Bu saldırılardan, halkın haber alma hakkı için zor koşullarda görevlerini yapmaya çalışan meslektaşlarımız da payını aldı. Çok sayıda meslektaşımız, polisin hedef gözeterek attığı gaz bombalarının kapsülleriyle, plastik mermilerle veya tazyikli suyla yaralanarak hastaneye kaldırıldı.
       Bu direniş, hükümetin medya üzerindeki baskılarının bir sonucu olarak, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün içler acısı durumunu da bir kez daha ortaya koydu. Haber kanallarının da aralarında bulunduğu çok sayıda basın-yayın organının, iktidarın talebi doğrultusunda, alanda zor şartlarda çalışan basın emekçilerinin hazırladığı haberleri yayınlamayarak ve basmayarak sansürlediğine, bilinçli şekilde dezenformasyon yarattığına tanıklık ettik. Bunun sonucu olarak halk arasında ortaya çıkan tepkinin ise, alanda görev yapmakta olan basın emekçilere yöneldiğini üzülerek izledik.
      TGS olarak altını çizerek belirtmek isteriz ki, medyanın sergilediği bu yanlış tutumun sorumlusu, alanda görev yapan basın emekçileri değil, basın özgürlüğünü ortadan kaldırarak kendi güdümünde bir medya yaratmayı hedefleyen siyasal iktidar ve bu iktidarla kurduğu çıkar ilişkisi çerçevesinde yayın politikalarını belirleyen medya patronlarıdır.
      İşçi sınıfının bir parçası olan basın emekçileri ve onların temsilcisi Türkiye Gazeteciler Sendikası, haklı talepleri için Türkiye’nin dört bir yanında sokağa çıkan ve iktidarın zulmüne karşı direnen halkımızın yanındadır. Siyasal iktidar temsilcilerinin dillerinden düşürmediği demokrasi, 4 yılda bir sandığa gitmekten ibaret olan bir yönetim biçimi değildir. Ne kadar oy oranıyla gelmiş olursa olsun, hiçbir siyasal iktidarın halkın taleplerini yok saymaya, meydanların sesini şiddetle bastırarak halkına zulmetmeye hakkı yoktur. Barışçıl amaç ve araçlarla tüm ülkeye yayılan Gezi Parkı direnişini selamlıyoruz.
      Halkın gerçek gündemini görmezden gelen, bunun yerine siyasi iktidarın gündem belirlemesine yönelik dezenformasyona ve bilgi kirliliğine aracılık eden tüm gazete ve televizyon kuruluşlarını boykota çağırıyoruz.
Türkiye’de 63 gazeteci halen cezaevlerinde bulunmaktadır. Meslektaşlarımızın gazetecilik faaliyetlerinden ötürü hapsedildiğini, artık yalnızca Türkiye değil, tüm dünya kamuoyu bilmektedir. Türkiye’yi gazeteci hapishanesine çeviren AKP iktidarının, meslektaşlarımıza yönelik iftira, karalama ve yalanlarla bu durumu meşrulaştırma çabaları, sonuçsuz ve inandırıcılıktan uzaktır.
      Sorun, yalnızca gazetecilerin hapsedilmesiyle sınırlı bir sorun değildir. Gazeteciler, hapsedilme ve işten atılma tehdidi altında görevini yapamaz, halkın gerçekleri öğrenme hakkına aracılık edemez hale getirilmek, susturulmak istenmektedir. Siyasi iktidarı eleştiren haberler yapan, yazılar yazan muhalif gazetecilerin ve yazarların işlerinden atılması, bu durumun somut bir göstergesidir.
TGS, basın ve ifade özgürlüğü mücadelesini bir adım öteye götürmek, hapsedilen, sansürlenen, işten atılan gazetecilerin sesi olmak için mücadelesini var gücüyle sürdürecektir.
     AKP iktidarının ve medya patronlarının, basın emekçilerinin örgütlenmesini engellemek ve kazanılmış haklarını ortadan kaldırmak için yürüttüğü emek düşmanı politikalar herkesçe bilinmektedir. Türkiye’de basın emekçileri, iş güvenliğinden ve iş güvencesinden yoksun çalıştırılmakta, stajyerlik vb. adı altındaki uygulamalarla, kötü çalışma koşulları ve uzun mesailerle iliklerine dek sömürülmektedir. Bu gidişata dur demenin tek yolu sendikal örgütlenmeden, birlikte mücadele etmekten geçmektedir.
     Basın emekçilerinin örgütlenmesi; iktidar odaklarının ve sermayenin baskısı karşısında güçlü bir karşı duruşun yaratılabilmesi; mücadelenin yükseltilmesi için büyük bir önem taşımaktadır. Bu karşı duruş ve mücadelenin güçlendirilmesi, yalnızca basın emekçileri için değil, halkın haber alma ve bilgilenme hakkı, ifade özgürlüğü ve demokrasi için de olmazsa olmaz bir gerekliliktir.
     TGS İstanbul Şubesi olarak, bu yeni dönemde de tüm bu hedefler doğrultusunda mücadeleyi yükseltmek için var gücümüzle çalışacağımızı duyuruyoruz. Tüm basın emekçilerini TGS çatısı altında örgütlenmeye ve birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.
     Öte yandan, Türkiye Gazeteciler Sendikası İstanbul Şubesi'nin dün yapılan Genel Kurulu'ndaki seçimler sonucunda Yönetim Kurulu Üyeliklerine Sibel Bahçetepe, Arzu Demir, Sevgim Denizaltı, Gökhan Durmuş ve Mustafa Kuleli, Denetleme Kurulu Üyeliklerine Vedat Arık, İsmail Muzaffer Özkurt ve Elçin Yıldıral, Disiplin Kurulu Üyeliklerine ise Songül Akbay, Özlem Güvemli ve Sedat Yılmaz seçildiler. TGS İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu önümüzdeki günlerde toplanarak görev dağılımı yapacak.

1 Haziran 2013 Cumartesi

GÖSTERİCİLER TAKSİM'E GİRDİ...








                                                              
                                                                           






       İstanbul Taksim'de beş gündür devam eden olaylar, bugün öğleden sonra polisin Gezi Parkı'ndan çekilmesiyle bir kaç saatliğine sona erdi. Ancak, Akaretler'de göstericiler ile polisin yeniden karşı karşıya gelmesi ve polisin biber gazı sıkması sonucu yeniden gergin anların ve olayların yaşanmasına neden oldu. 
      Bugün saat 14.00 sıralarında Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) gerçekleştireceği mitinge katılmak üzere metrobüsle Kadıköy'e geçtim. Miting alanına vardığımda mitingin ertelendiğini öğrendim. Taksim'deki göstericilere destek vermek için vapura binen CHP'lilere katıldım. 
      Herkesin elinde internetli cep telefonları olduğu için vapur hareket etmeden polisin Gezi Parkı'ndan çekildiği duyuruldu. Bunun üzerine vapurda alkışlar eşliğinde sevinç gösterileri yapıldı. Hep bir ağızdan "Faşizme Karşı Omuz Omuza" sloganı atıldı. Yanlarından geçen vapurlara bayrak ve el salladılar. Karaköy'e varınca oradan da yürüyerek İstiklâl Caddesi'ne çıktım. İstiklâl Caddesi'nde ilerleyen insanlar önce çok tedirgin ve üzgündü. Çünkü Galatasaray Lisesi'ne varmadan yerde küçük bir göl oluşturan kırmızı renk suyun göstericilerden geriye kalan kan olduğu düşünüldü. Sonra boya olduğu anlaşılınca her gruptan insan sloganlar atarak, ıslıklar çalarak ilerledi.  
     Yalnız tarihi binalara sinen biber gazı hâlâ insanların gözlerini yakıyordu. Fotoğraflar çekerek, göstericilerle birlikte Taksim'e çıktım. 
      (Yazı ve Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)

31 Mayıs 2013 Cuma

İSTİKLÂL'DE GÖSTERİCİLERE GAZ BOMBASI...

     
     İstanbul’da dün ve bugün şafak vakti Taksim Gezi Parkı’nda ağaçların sökülmemesi için nöbet tutan yurttaşlara baskın düzenleyen, biber gazı sıkan polis, daha sonra İstiklâl Caddesi’nde protesto gösterisi yapan yurttaşlara da tazyikli su sıktı, gaz bombası attı.
     Bugün öğleden sonra Unkapanı üzerinden Taksim’e çıktım. Saat 14.00 sıralarında Tarlabaşı’nda halk otobüsünde indim. Ara sokakların birinden İstiklâl Caddesi’ne çıkmamla birlikte insanların üzerime doğru kaçıştığını gördüm. Yere düşen, ara sokağa kaçan ve yoldan geçen vatandaşlardan bazılarının pet şişe suyu ile bazılarının da ellerindeki paket sütlerle gaz bombasının etkisini azaltmaya çalıştıklarını fotoğraflarken, kendimin de etkilendiğini fark ettim.
      İlk kez biber gazını tadıyordum. Bir süre sonra gözlerimde, alnımda ve yüzümde gazın etkisini daha şiddetli hissetmeye başladım. Göstericilerle birlikte ben de bir giyim mağazasına sığındım. Gazın etkisi azaldıktan sonra tekrar göstericilerin arasına katılarak fotoğraf çekmeye devam ettim.
       Göstericiler Fransa Konsolosluğu’nun önünde bekleyen panzerlerin yakınına kadar yaklaşıyor, burada “Taksim Bizimdir Bizim Kalacak”, “Kahrolsun Faşizm” benzeri sloganlar atarken, bir süre sessiz bekleyen polisin birden su sıkmaya ve gaz bombası atmaya başlamasıyla geri kaçıyorlardı. İçlerinden bazıları kaçanları durdurmaya çalışsa da gazın etkisine hiç biri dayanamıyor, bir yerlere sığınıyor ya da ara sokaklara kaçıyorlardı. Ben de onlar gibi yapıyordum.
       Polis panzeri ve polisler göstericileri Galatasaray Lisesi’nin önüne kadar kovaladılar. Burada atılan bir biber gazı fişeği yakınıma düştüğü için çok etkilendim. Nefes alamayacak duruma geldim, ara sokakta elinde pet su şişesi olan bir genç gözüme ilişti. Gençten bir miktar su elime dökmesini rica ederek, gözlerimi ve yüzümü yıkadım. Yanmanın etkisini bir nebze olsun dindirdim ve İstiklal Caddesi’nden ayrıldım. Ardından çektiğim fotoğrafları sizinle paylaşmak için eve döndüm ve bu yazıyı kaleme aldım.
 (Yazı ve Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)       

29 Mayıs 2013 Çarşamba

YEŞİLKÖY'DE 2 TAVUS KUŞU...


                                              (Fotoğrafraflar: Süleyman Boyoğlu)

26 Mayıs 2013 Pazar

KEDİLER VE İNSANLAR...

                                             (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

KIZ KULESİ VE "MODERN KULELER"...

                                                 (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

25 Mayıs 2013 Cumartesi

FENA MİZAH'IN HAZİRAN SAYISI...


Merhaba..

..Haziran sayımızla yine karşınızdayız.
Uluslararası çizerlerlerin, söyleşilerimizde
vurguladıkları gibi, Fenamizah karikatürün sesi
olmaya, çizerlerin birbirleriyle iletişimlerini
sağlamaya, farklı kültürlerin çizgilerini aynı
ortamda bulundurmaya devam ediyor.
Emeğe saygısı olanların her türlü yapıcı eleştiri,
öneri ve isteklerini alıp, yolumuza yön eyliyoruz.
Ancak bu işlerin doğası gereği diğer tarafta;
Fenamizah’ın derleme-toplama (!) işlerle
hazırlandığı türünden dedikodu üreterek emeğimizi
küçümseme çabasında olan çok değerli
meslektaşlarımız da var, sağolsunlar.
Ne diyelim ki; Susmak, en iyisi.. susmak, dilini acıtır
çünkü, kötü söz söyleyenin. Kalptir bu; Kimine
nişan, kimine iman tahtası...
Dergimizde epeydir yabancı çizerlerin söyleşi dizisi sürerken, zaman zaman da söyleşi tarzında
bizden isimler yer alıyor. Bu sayı; Karikatürümüzün duayenlerinden Yurdagün Göker bizi
Çamlıca’daki aslanlar gibi evinde ağırladı. İğneli-çuvaldızlı, keyifli bir muhabbet oldu. Ayrıca;
bir başka karikatür emekçimiz, İzmir’in yıldızı Mustafa Yıldız’a bir kaç maksatlı (!) sorular
sorduk. İçeriye buyrun...
Tevfik Yener Çakmak’ın arşivinden edindiğimiz “Dede”, “Alay” ve “Şeytan” adlı siyasi mizah
dergilerinin ilk sayı tıpkı-basım pdf dosyalarını ise, Fenamizah’ın eki olarak web sitemizden
indirebilirsiniz. Yeniden ve yeniden çokca iş üreterek, burada ve belki daha iyi koşullarda,
başka yayımlarda buluşabilmek dileğiyle. Yazarak, çizerek ve yaptığımız işi severek...
Saygılarımızla...
Aziz Yavuzdoğan

21 Mayıs 2013 Salı

ESKİ KÖY MUHTARLARI...

                                              (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

MARTILAR DA YÜKSEKLERDE UÇAR...

                                                 (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

12 Mayıs 2013 Pazar

ADALAR'DAKİ ATLAR...



HEYBELİADALI FAYTONCULAR “ATLARA EZİYET 
EDİLDİĞİ” YÖNÜNDEKİ HABERLERE TEPKİLİ

Yazı ve fotoğraflar: Mehmet ÜNLÜ

       “Bir faytoncu için “At” her şeyden önce evlattır. İnsan evladına, çocuğuna nasıl eziyet etmezse, hiçbir faytoncu da bırakın kırbaçla vurmayı, fiske dahi vuramaz” diyen 60 yıllık Heybeliadalı faytoncu 60 yaşındaki Kenan Dinç basında yer alan, “Adalarda atlarının bakımsızlıktan öldüğü” yolundaki haberle tepki gösteriyor.
                                                            Kenan Dinç
          Kenan Dinç, "Heybeliada ve Burgazada’daki atların her biri gayet sağlıklı ve
besili. Kimse görmeden bilmeden laf çıkarmasın. Buyursunlar gelsin atlar
burada…" diyor.

                       BÜYÜKADA’DAKİ ATLAR BAKIMSIZ

         Kenan Dinç ancak, Büyükada’daki atların genellikle sağlıksız olduğunu, bunun da ahırların yetersizliği ve bakımsızlığından kaynaklandığını belirtiyor. Atların, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı olan ahırlarda barındıklarını bu konuda Adalar Belediyesi’nden de bir girişim olmadığını söylüyor.
        Büyükada’da bakımsızlık nedeniyle Ruam hastalığından yılda 200-300 atın öldüğüne dikkat çeken eski faytoncu Dinç, şunları söylüyor:
       “Ne yazık ki, Büyükada’daki atların durumu farklı… Her şeyden önce bir kısmında fayton ehliyeti yok. Adanın yerlisi olmayan insanlar dışarıdan gelip fayton sürüyor. Bunun denetlenmesi gerekir. Çünkü fayton kullanmak da ayrı bir eğitim gerektirir.
                                                Faytoncu Sürücü Belgesi
                          
                                     
         Heybeliadalı faytoncular da haklarında yayılan asılsız haberleri reddediyor:
“Her şey ortada, Atlar burada gelsinler kendi gözleriyle görsünler. Biz ekmek yiyoruz.
Ekmeğimize neden ihanet edelim” diyerek tepki gösteriyor.  
       Faytoncular, asla kırbaçla ata vurmadıklarını, atın yönlenmesi için havada şıklattıklarını
bu ses üzerine atı uyarıp yoluna düzgün koyulmasını sağladıklarını belirterek, şöyle konuşuyorlar:
     ‘’Ata kırbaçla vuramazsınız, Kırbaç bir uyarıcıdır. Ata da  can taşıyor. Ancak, bazen tembellik gösterip durabiliyor. Ancak biz kırbacın ucuna bağlı olan ipi atın arka kısmına
dokundurmak suretiyle uyarırız. Kim vuruyorlar diyorsa yalan söyler. İncelesinler. Müşteri olarak binsinler o zaman görürler.”                         
                                                  (Heybeliada Fayton Parkı)
                                             
        Bu arada, Büyükada’da 225 fayton bulunurken, Heybelida’da 30 Burgaz’da ise 27 fayton hizmet veriyor.

5 Mayıs 2013 Pazar

ÇAMLICA BENZERİ...

      Çamlıca tepesine yapılacak caminin bir benzeri Beykoz sırtlarında...
                                    (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

4 Mayıs 2013 Cumartesi

EMİRGAN'DA BİR GÜN...







                                             (Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)

3 Mayıs 2013 Cuma

YAVRULARINI EMZİREN KEDİ...

                                               (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

KIR ÇİÇEKLERİ...

                                            (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

GAZETECİLER ÖZGÜRLÜK İÇİN UÇURTMA UÇURDULAR...


Gazeteciler, bugün "Dünya Basın Özgürlüğü Günü"nde, dünyanın en çok gazeteci hapseden ülkesi olan Türkiye’de, Avrupa’nın en büyük adliye binası (Çağlayan) önünde, hapisteki 62 gazetecinin fotoğraflarını taşıyan 62 uçurtmayı uçurdu.
 Uçurtma eyleminde konuşan Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Ercan İpekçi, 62 gazetecinin iktidarın dediği gibi terör ve adli suçlamalarla değil, sadece gazetecilik yaptıkları için hapiste olduklarını belirterek, "Çoğunluğu elinde bulunduran iktidar bir an önce gazetecilerin serbest kalmaları için gerekli yasal değişiklikleri yapmalıdır" dedi.
(Fotoğraf: Caner Gören)