YAYIN KURULU: Süleyman Boyoğlu, Raşit Yakalı, Ali Kılıç, Gürcan Arıtürk, Rüya Özkalkan. /Bu blog Basın Ahlâk Yasası'na tamamen uyar ve amatör bir ruhla hazırlanır. Yazı ve fotoğraflar izinsiz kullanılamaz. Kullananlar hakkında yasal işlem başlatılır../
20 Kasım 2011 Pazar
19 Kasım 2011 Cumartesi
ÇOCUKLARINI DOYURMAK İÇİN...
ADI ASLI, FATMA, ELIF OLSUN , AÇIK VEYA KAPALI OLSUN NE FARK EDER. EVDE COCUKLAR AÇ... Fotoğraf: Ali KILIÇ
18 Kasım 2011 Cuma
NECMİ TANYOLAÇ USTAMIZIN SÜRPRİZ ZİYARETİ...
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve TGC Basın Senatosu önceki başkanlarından Necmi Tanyolaç, bugün (18 Kasım Cuma) sürpriz bir ziyarette bulundu. Basın Senatosu Yazmanı Ahmet Çitoğlu ile "Bâb-ı Âli'nin Çınarları" ile ilgili sohbet ederken, kapıdan içeri uzun zamandır Cemiyet'e gelemeyen Necmi Tanyolaç'ın girdiğini gördük. Çitoğlu ile şaşkınlığımızı kısa sürede attık. Necmi Bey'le sarmaş-dolaş olduk. Daha önce bastonla dolaştığını bildiğimiz Necmi Tanyolaç'ı bastonsuz görünce biz sormadan o anlattı: "Bastonu-mastonu attım. Şimdi turp gibiyim. Bana müsade Sedat Simavi Ödülleri Seçici Kurul toplantısına geldim. Sonra görüşürüz" dedi, ama biz peşini bırakmadık. Önce Ahmet Çitoğlu, sonra spor yazarı Gürcan Bilgiç, daha sonra da ben fotoğraf çektirmek için sıraya girdik. Başkanımız Necmi Tanyolaç'ı mutlu ve huzurlu görünce ne yapacağımızı şaşırdık... (Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu-Ahmet Çitoğlu)
BÂB-I ÂLİ'NİN ÇINARLARI ANLATIYOR
TGC GENEL SEKRETER YARDIMCISI ZAFER ATAY ÜÇÜNCÜ PATRONU
SAFA KILIÇLIOĞLU İLE YENİ SABAH GAZETESİNİ ANLATTI:
“Safa Bey’in garsonluktan geldiği söylenir. Sonra Florya’da nadide çiçekler yetiştirirdi. Bitmez tükenmez bir de Florya’da konak inşaatı vardı. Çalışanlarına ilk yemeği Babıâli’de Safa Bey verdi. Yeni Sabah, Babıâli’de ilk düzgün arşivi olan bir gazeteydi. Elektronik haberleşmenin öncülerinden olan bir gazeteydi. Ankara bürosuyla irtibatı için telefoto ve teleksi olan ilk gazeteydi.
Gazete patronlarıyla çalışanlar arasındaki çalışma ve çalıştırma koşullarını düzenleyen 5953 sayılı yasa 10 Ocak 1961’de değiştirildi, 212 sayılı yasa oldu. 1963’e kadar işverenlere bir geçiş dönemi tanındı. 1963’ten sonra gazetelerde toplu iş sözleşmeleri yavaş yavaş başladı. 100 binlerde olan gazetenin tirajında da büyük düşüşler başladı. Tirajın düşmesi gazetenin kapanmasını hızlandırdı. Yasanın çıkışıyla gazetenin kapanması arasında iki yıllık bir süre var. TGC Başkanı Orhan Erinç’te benden önce gazetede.”İktisat muhabiri” olarak çalışmış. Ben Son Havadis’ten Hür Vatan'a geçtim, vatani görevimden döndükten sonra da Yeni Sabah’ta işe başladığımda Orhan Bey yoktu.
"BASIN" ADLI GAZETE
"BASIN" ADLI GAZETE
Safa Bey, 212 sayılı yasaya itiraz eden ilk patron… Babıâli’deki diğer patronlar da bu yasaya itiraz etti ve üç gün gazete çıkarmadılar. Gazeteciler Sendikası bunun üzerine “Basın” adında bir gazete çıkardı. Bir de yürüyüş yaptı. Cemiyet’in önünden vilayete kadar yüründü. Benim elimde de bir pankart vardı. Taşıdığım pankartta “Simidimiz ve ümidimiz” yazıyordu.
Ön sıralarda Yaşar Kemal başta olmak üzere Babıâli’nin o dönemki önemli yazar-çizerleri vardı. Yaşar Kemal, vilayetin önünde kısa bir konuşma yaptı, sonra dağıldık.
Yeni Sabah’ın binası eski Cumhuriyet gazetesinin karşısındaydı. Üç katlı bir binaydı. Girişi mermerliydi. Çalışanlar o kapıdan girmezdi. O kapıdan ancak işveren ve misafirleri girerdi. Biz arka kapıdan girerdik. Çok düzgün bir arşivi vardı gazetenin ve arşivde görevliler vardı.
Gazetenin mükemmel bir klişehanesi vardı. Birçok gazete o sıralar klişesini dışarıda yaptırırdı, klişehaneleri yoktu. Çünkü ayrı bir teknoloji gerektiren bir yerdi. Çoğu klişesini Vartan Usta’ya yaptırırdı. Bir iki tane daha Ermeni usta vardı.
KIRMIZI IŞIK YANINCA ODASINA KİMSE GİREMEZDİ
KIRMIZI IŞIK YANINCA ODASINA KİMSE GİREMEZDİ
Safa Kılıçlıoğlu’nun yanına herkes rahatlıkla giremezdi. Belki de Babıali’de ilk hanım sekreteri olan patrondu.. Kendi çalışma odasının üstünde kırmızı ve yeşil (mavi de olabilirdi) lamba vardı. Kırmızı yandığı zaman çok özel misafirleri olduğu anlaşılır ve kimse içeri sokulmazdı. Odasının mobilyaları maundan yapılıydı. Safa Bey çok şık giyinen bir adamdı. Avrupa’dan giyindiği söylenirdi. Özel yapım bir Amerikan arabası kullanırdı. İlk arabası olan patronlardan biriydi sanırım… Sağlıklı beslenmeye çok önem verirdi. Özel beyaz bir Rus aşçısı vardı. Çalışanların maaşlar, mesailer muntazam ödenirdi.
İstanbul bürosunda Ahmet Vardar, Teoman Orberk (Yazı işlerinden), Nezih Demirkent vardı. Nezih Bey yazı işleri müdürüydü. İstihbarat Şefi İrfan Türksever’di… Ben gazeteciliğe Son Havadis’te muhabir olarak başladım. Yeni Sabah’a askerlik dönüşü geldiğimde (1963’te) iç sayfa sekreteri oldum. Rahmi Turan, Erol Kaner spor servisinin yöneticileriydi. İki üç dil bilen Salih Uygur dış haberlere bakardı. İngilizce, Fransızca ve Rumcayı anadili gibi konuşurdu. Foto muhabiri olarak Meftun Olgaç vardı.
HERKESİN TAZMİNATINI ÖDEDİ
HERKESİN TAZMİNATINI ÖDEDİ
Babıâli’de gazeteler paldır küldür kapatılırdı. Çalışanlar işe gelirdi, bir bakarki gazete kapanmış. Yeni Sabah’ın kapanmasına gelince; Kılıçlıoğlu, sendikaya ve toplu sözleşme düzenini getiren yasaya karşıydı. Diğer patronlar da karşıydı. Bir kısmı uyguladı, bir kısmı uygulamadı. Fakat en radikal kararı Sefa Bey aldı. Bir gün orada çalışırken patronun tüm çalışanları kendi katına beklediğini söylediler. Hepimiz toplu olarak odasına girdik. Kısa bir konuşma yaptı; ‘Beyler hanımlar’ dedi. ‘Üç ay sonra gazetemi kapatacağım. Aşağıya talimat verilmiştir. Herkesin hesabı yapılmaktadır’. Yani muhasebeye talimat vermiş. ‘Bugünden itibaren herkes bir saat iş arama iznine sahiptir. Duyabilirsiniz Safa Bey gazetesini kapatmaz derler ama inanmayın, kapatacağım ve kimseye de satmayacağım’ dedi. Üç ay sonra hakikaten kapattı. Bu Babıâli’de ender görülen bir durum… En büyük gazeteler bile bir gecede gazeteyi kapatma kararı alırlardı. İşe gelenler gazetenin kapatıldığını kapıcıdan duyarlardı, ama Sefa Bey açıkça üç ay öncesinden haber vererek gazetesini kapattığını açıklıyordu. Üç ay herkes maaşını aldı. Gazetenin kapandığı gün çekilmiş bir fotoğraf var. Kimsenin içeride bir kuruş parası kalmadı. Herkese ödemesi yapıldı.
1960’ta tiraj açısından Hürriyet’le yarışan tek gazeteydi. 100 bin civarındaydı. Kapanacağı dönem 15 bine kadar düştüğü söylendi. “Anjelik” isimli romanın tefrikası o sıralar Yeni Sabah’ta yapılıyordu ve çok tutuluyordu. Kapanacağına yakın bazı okuyucular telefonla “Anjelik nasıl bitecek!” diye soruyordu. Ben şahidim.
Yeni Sabah ne yaptı? Esat Mahmut Karakurt’u Moskova’ya gönderdi. Duvar ilanları yaptı; “Yeni Sabah Moskova”da. Bu ilanlar tepki aldı. Ne demek Moskova’da!.. Bu 1950’lerde oluyor. “Yeni Sabah Kutuplarda”. Buraya da o dönemin en çok okunan romancısı ve yazarı Esat Mahmut Karakurt’u yolladı ki bu kişi çok popüler bir yazardı.
KORE SAVAŞINA İLK MUHABİRİ GÖNDERDİ
KORE SAVAŞINA İLK MUHABİRİ GÖNDERDİ
Fotoğraf servisi şefi Müeddet Erkmen. Köşe yazarı olarak Prof. Dr. Sabri Esat Siyavuşgil (Cirano’yu Fransızca aslından şiirselliğini bozmadan Türkçeye kazandıran adam), Nezihe Araz görev yapıyordu.
. İlk kez uygar dini tefrikalar yayınladı. Tabi ben onlara da yetişemedim. Kore Savaş'ına ilk muhabir yollayan gazetelerdendir… Emekli bir asker olan ve sonradan gazetecilik yapan bir muhabir yollamış. Bu muhabir Kore’de kayboluyor.. Bir de bakıyorlar adam bir bataryanın başında ateş açma emri veriyor. Böyle anlatılırdı…
İlk olimpiyatlara muhabir gönderen yine Yeni Sabah gazetesiydi… Güçlü bir radyodan yabancı radyo kanalları dinlenir, ilgi çekici haberler not alınıp yazılırdı. Teleksin bile lüks olduğu bir dönemdi… Teleksi olan gazete çok önemliydi. Parlamento haberleri daktilo ile alınırdı. Milli Piyango numaraları bile telefonla alınırdı. O dönem gazeteler Ankara’ya İstanbul’dan bir gün sonra ulaşırdı. Anadolu’nun diğer illerine ise ancak üç gün sonra ulaşırdı. Mesela Pazar gününün Hürriyet’i Antakya’ya ancak Salı günü gelirdi.
Ankara’da bürosu olan ender gazetelerden biriydi. Çok modern baskı makineleri; güçlü rotatifi vardı. Yakın illere dağıtım yapan ulaşım teşkilatı vardı. Nitekim Ayhan Işık’ın gazete taşıyan bir şoförü oynadığı film Yeni Sabah gazetesinin ulaştırma servisinde çekilmişti. Çok yakın illere gazete çok geç saat olsa da ulaştırılırdı. Sonra şehir kalıplarını Ankara’ya taşıdılar. Orada baskı yapılsın diye… 60’lardan sonra…
HAKKI DEVRİM TAKMA İSİMLE YAZIYORDU
HAKKI DEVRİM TAKMA İSİMLE YAZIYORDU
Gazetenin en önemli isimlerinden birisi de gazeteci arkadaşımız Ulvi Yanardağ’ın babası Reşat Yanardağ’dı. Yazı işlerinde küçücük bir masada otururdu. Safa Bey’in en güvendiği bir adam olarak bilinirdi. Akil bir adam konumundaydı. Gazeteye girecek olan ancak tereddüt edilen haberler kendisine danışılırdı. “Yeni Sabah” imzalı baş yazılar onun kaleminden çıktığı bilinirdi. Sessiz sedasız oturan biriydi.
Siyasi, sosyal kulis haberlerini “Sabiha Deren” takma adıyla Hakkı Devrim hazırlıyordu. Köşenin adı da “Fısıltı”ydı…
Babıâli’de ünlü kişilerin imzasıyla röportaj yayınlayan ilk gazeteydi. Sinema ve tiyatro (komedi) sanatçısı Halide Pişkin imzasıyla röportajlar yayınladılar. ‘Pişkin Teyze’ diye çıkardı. Tabii bu yazıları Halide Pişkin yazmazdı, ama muhabirle halkın arasına girerdi. Mahallelere, sokaklara giderdi… Velhasıl Yeni Sabah Babıâli’ye yenilikler getiren bir gazeteydi.”
SÜLEYMAN BOYOĞLU
SÜLEYMAN BOYOĞLU
Topluca tazminatları ödenerek işten çıkarılan Yeni Sabah gazetesi çalışanları arasında kimler yoktu ki... Başta TGC'nin önceki başkanlarından Nezih Demirkent, TGC'nin şimdiki Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay, Hürriyet gazetesi yazarı Rahmi Turan, Yeni Sabah'ın dış haberler sorumlusu Salih Uygur, istihbarat şefi İrfan Türksever, spor yazarı Aydemir Akbaş, Ahmet Vardar, foto muhabiri Mehmet Luma ve Aynı zamanda Galatasaray'da hocalık yapan Zahir Güvemli olmak üzere bir çok usta gazeteci Yeni Sabah'ta kapı önüne konulmuştu...Bu arada Zafer Atay'ın ismini çıkaramadığı Cağaloğlu'nun meşhur trafik polisi de çıkarılan gazetecilerin arasında görülüyor. ( Fotoğraf: Zafer Atay'ın arşivinden)
17 Kasım 2011 Perşembe
“Gazetecilerin yıpranma hakkı iade edilmeli”
TGC Başkanı Orhan Erinç :
TGC Genel Başkanı Orhan Erinç , “Umuyoruz ki gazeteciler, ileri demokrasi olduğu belirtilen bir süreçte demokratik ülkelerdeki meslektaşları gibi rahatça, herhangi bir tehdide, baskıya uğramadan mesleklerini yerine getirirler” dediİSTANBUL-Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Yakup Akkaya’nın Cemiyete yaptığı taziye ziyaretinde iktidarın CHP ve MHP milletvekillerinin gazetecilerin yıpranma hakkının iade edilmesi yolundaki kanun tekliflerinin dikkate alınmasını istedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Yakup Akaya Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ne (TGC) Van'da yaşanan 5,6’lık depremde otel enkazı altında kalarak yaşamını yitiren Sebahattin Yılmaz ve Cem Emir için taziye ziyaretinde bulundu. Gazetecilerin yıpranma hakkı dahil olmak üzere çeşitli sorunların konuşulduğu toplantıya TGC adına Başkan Orhan Erinç , Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay katıldı.
ERİNÇ: ARKADAŞLARIMIZIN GÖREV ŞEHİDİ OLMASI BİZLERİ ÇOK ÜZDÜBaş sağlığı ziyareti için Akkaya’ya ve CHP’ye teşekkür eden TGC Başkanı Orhan Erinç , burada yaptığı konuşmada “Türkiye’de sorunların deneme yanılma yöntemiyle aşılacağına ilişkin yerleşmiş bir kanı olduğu anlaşılıyor. Oysa daha önceki olaylardan ders çıkarmak gerekirken bu konu nedense günlük önlemlerle geçiştirilmeye çalışılıyor. Tabii iki arkadaşımızın görev şehidi olması, bizleri son derece üzdü” dedi.
Erinç, şöyle devam etti:
“Özellikle Türkiye’de gazetecilerin çalışma koşulları konusundaki vurdumduymazlık bizi, başından bu yana rahatsız etmişti. Yıpranma hakkı ellerinden alınırken TGC de diğer meslek örgütleri gibi üniversite öğretim üyelerine hazırlatılmış raporlarla o yaklaşımın gerçekle bağdaşmadığını tasarı sahiplerine ilettik. O konudaki uyarılarımızın dikkate alınmamış olmasını doğrusu yorumlamakta zorlanıyor idik. Hala da zorlanıyoruz.”
“İKTİDAR TEKLİFLERİ DİKKATE ALMALI”CHP ve MHP milletvekillerinin gazetecilere yıpranma hakkının yeniden tanınmasıyla ilgili kanun teklifi vermelerinin olumlu bir adım olduğunu belirten Erinç, ''Tabii bunu iyi bir başlangıç olarak değerlendirmek durumundayız. İktidarın da bu yaklaşımı dikkate alması gerektiğini düşünüyoruz'' dedi.
Son dönemde ifade özgürlüğü önünde önemli yasal engeller bulunduğuna işaret eden Erinç,
“Türk Ceza Yasası’nda, Terörle Mücadele Yasası’nda çok sayıda madde, sadece ifade özgürlüğünü engellemekle kalmıyor mesleğini yapan gazetecilerin kimi zaman silahlı terör örgütü üyesi gibi yargılanması sonucunu doğuruyor. Tutukluluk süreleri neredeyse ceza infazı sınırlarını da aşmış durumda. Bu konuda biz, 2010’un Şubat ayında Adalet Bakanlığı’yla bir çalışma başlatmıştık. Bu çalışmaya daha sonra diğer meslek örgütleri de katıldılar. 2010 Şubat ayından bu yana ne yazık ki herhangi bir iyileştirme söz konusu olmadı” diye konuştu.
“KATKIDA BULUNMAYI SÜRDÜRECEĞİZ”
Erinç sözlerini şöyle devam etti:
“Son dönemde gazetecilerin örgütlenmesinde bana göre en önemli değişiklik 94 basın meslek kuruluşunun bir araya gelerek Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) oluşturmasıdır. Bu platform, hem tutuklu ve yargılanan meslektaşlarımızla ilgili destek ziyaretlerine devam ederken bir yandan da yasalarla ilgili görüşleri belirleyerek ilgili yerlere sunma görevini üstlendi. Bekliyoruz ki gazeteciler, ileri demokrasi olduğu belirtilen bir süreçte diğer demokratik ülkelerdeki meslektaşları gibi rahatça, herhangi bir tehdide, baskıya uğramadan mesleklerini yerine getirirler. Tabii umutsuz olma gibi bir lüksümüz yok. Bu sorunların aşılacağına inanmak durumundayız. Elimizden geldiği kadar katkıda bulunmayı sürdüreceğiz.”
TGC Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay ise gazetecilerin her zaman aşırı stres altında çok yoğun çalışan insanlar olduğunu belirterek yıpranma hakkının daha geniş kapsamlı olması gerektiğini söyledi.
Gazetecilerin yıpranma haklarıyla ilgili çalışmaların yapıldığını söyleyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Yakup Akkaya da en kısa süre içinde yasa tasarılarını meclise sunacaklarını bildirdi. Bu konuda Cemiyetin yapacağı çalışmalara da katkı vermek istediklerini ifade eden Akkaya “Ben bir kez daha yaşamını yitiren gazetecilere Allah’tan rahmet diliyorum” dedi.
GÜRCAN ARITÜRK'ÜN YAZISI
GELİŞEN TÜRK SİNEMASININ KİTAPLIĞI DA OLUŞUYOR
Gürcan ARITÜRK
(Blog Muhabiri)
Türk sineması 21'nci yüzyıla hızlı girdi. Sanki 1970'lerdeki seks filmi furyasından, daha sonraki yasakçı zihniyetlerden intikam alınıyor. Genç sinemacılar 2 binli yıllarda çok sayıda filme imza attı. Türk filmlerinden bazıları uluslararası arenada kendinden söz ettirmeyi başardı. Seyirciden de gerekli desteği buldu Türk filmleri, bazı bol ödüllü filmlere ilgisizliği saymazsak. Hatta ödül alan film ile çok seyredilen filmlerin ayrı ayrı olması kafaları da karıştırdı. Çok eskiden de insanlık üzerine konuşanların, popüler gösterilerden daha az ilgi gördüğü düşünülürse, çok izlenmenin iyi filme, az seyredilmenin de kötü filme tekabül etmediği bilinir.
Geçenlerde Türk filmlerinin seyirci-izleyici sayısında yabancı filmleri geçtiği ama hasılatta geride olduğu haberleri vardı. Sadece nicelikte-hasılatta değil nitelikte de yarışa devam etmeli Türk sineması. Çeşitlenen Türk sinemasının daha da gelişmesi ve dünyada adından daha çok söz edilebilir olması biraz da yapılan filmlerden dersler çıkarmakla, onların üstüne çıkmakla mümkün. Bunun için de en az maddi ve teknolojik destek kadar akademik ve bilimsel katkıya, eğitime ihtiyaç var. İşte bu ihtiyaca cevap verebilecek bir derleme yayınlandı: "2000 Sonrası Türk Sineması'na Eleştirel Bakış" (Editör: Özgür Yılmazkol, Okur Kitaplığı, Ekim 2011, İstanbul )
TÜRK SİNEMASININ GELİŞTİĞİNİN KANITI: AKADEMİK İNCELEME
Kitap, Türkiye'nin 4 farklı üniversitesinden 9 akademisyenin yazılarından oluşuyor. Son dönem Türk Sineması hakkında öne çıkan filmler ve yönetmenlerden yola çıkarak detaylı bir bakış ve analizi ortaya koyuyor.
Türk sinemasının belki de en çok ihtiyaç duyduğu bilimsel eleştiriye dayanan kitap Özgür Yılmazkol'un yönetiminde 2 binli yıllardaki seçkin filmlere dikkat çekerken Türk sinemacılarının artık -bazılarına göre yeniden- akademik alanda detaylı inceleme ve analizi hak ettiğine de işaret ediyor.
Sinemaseverler, kitapseverler ve akademisyenlerin kitaplığında seçkin bir yer bulacağı inancıyla hazırlanan kitap "1990 sonrası Türk Sineması önceki yılların ağır, yeknesak ve sabit çizgide seyreden yolculuğunun yavaş yavaş kırılmaya başladığı önemli bir döneme işaret eder. Özellikle 2000'li yıllarda çekilen filmler, uluslar arası alanda da kabul görerek, bireysel sinema yapmanın çok dışında ülke sineması gerçeğini ortaya koymuştur. Böylelikle Türk Sineması, benzer ülke sinemaları arasında farkındalık yaratarak, ilgiyle, merakla takip edilen bir konuma gelmiştir" önkabulü ile gerçekleştirilmiş. Ne mutlu ki bu çıkış noktasının, gerçek olduğunu söylemek mümkün. Türk sinemasının "kalkındığını" gösterecek örnekler var ve bunlar artmalı. "2000 Sonrası Türk Sineması'na Eleştirel Bakış" adlı kitap gelişen sinemanın kanıtı ve yol göstericisi konumunda.
16 Kasım 2011 Çarşamba
NAZIM HİKMET KARİKATÜRLERİ SERGİSİ
19 - 30 Kasım 2011 tarihlerinde İzmir Nazım Kültürevi’nde, 52 karikatüristin katıldığı “Nazım Hikmet Karikatürleri” sergisi görücüye çıkıyor. Karikatürcüler Derneği İzmir Temsilciliğinin düzenlediği sergi, 19 Kasım Cumartesi günü saat 18.00’de açılıyor. Yine ayni yerde saat 19.00’da ise “Nazım Şarkıları” dinletisi gerçekleştirilecek.
ESİN AFŞAR VE OKTAY SİNANOĞLU
Blog muhabiri Ali Kılıç, dün (15 Kasım Salı) Kadıköy-Karaköy vapurunda bilim adamı-yazar Oktay Sinanoğlu ile karşılaştı. Kılıç, Oktay Sinanoğlu ile bir süre sohbet etti. Sohbet sırasında önceki gün yaşamını yitiren Esin Afşar’ın Sinanoğlu’nun kız kardeşi olduğunu öğrendi. Sinanoğlu, kız kardeşinin ölümünü bir televizyon muhabirinin kendisini aramasıyla öğrendiğini belirterek, kız kardeşinin eşine sitemde bulundu.
(Fotoğraf: Ali KILIÇ)
FOTOĞRAF ÇEKİMİNE İTİRAZ...
Fotoğrafının çekildiğini farkeden Basın Senatosu İkinci Başkanı Seraceddin Zıddıoğlu, hemen tepkisini gösterdi: "Dur şapkamı ve kabanımı çıkarayım bari..." dedi.
Fotoğraflar: Süleyman BOYOĞLU
Fotoğraflar: Süleyman BOYOĞLU
BÂB-I ÂLİ'DE ÇARŞAMBA TOPLANTILARI...
Bâb-ı Âli'nin ihtiyarları pardon gençleri! Her Çarşamba günü Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Lokâli'nde buluşuyorlar... Lokâle çıkmadan Cemiyet'in başkanlık katında gelenleri karşılayan gençler, her hafta hararetli tartışmaya daha merdiven başında başlarlar. Bu tartışmalarda en hareretlileri Balotaj Kurulu üyesi Şevket Uygun ile Basın Senatosu İkinci Başkanı Seraceddin Zıddıoğlu'dur. Bu haftaki (16 Kasım Çarşamba) tartışmanın galibi ise Şevket Uygun oldu...
ALPER İZBUL'UN ANNESİ VEFAT ETTİ
Cumhuriyet gazetesi muhabirlerinden Alper İzbul, annesi Nadide Üstündağ'ı kaybetti. Nadide Üstündağ, Pazar günü rahatsızlanarak Çağlayan'daki Florence Nightingale Hastanesi'ne kaldırılmış, burada yaşamını yitirmişti. Beyoğlu Ağır Ceza Hâkimi Nadide Üstündağ, dün Şişli Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Silivri-Gümüşyaka Köyü'nde aile mezarlaığında toprağa verildi.
Meslektaşımıza başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz...
Meslektaşımıza başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz...
NAZIM ALPMAN ANNESİNİ KAYBETTİ
Bizim Gazete ve Birgün gazetesi yazarı Nazım Alpman annesi Seher Alpman'ı kaybetti. Seher Alpman bir süredir Adapazarı'nda bir hastanede tedavi görüyordu. Anne Alpman, Beykoz Merkez Camii'nde kılınan ikindi namazını takiben Gazi Yunus Mezarlığı’nda toprağa verildi. Necmi Tanyolaç'ın Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Basın Senatosu Başkanlığı döneminde Basın Senotusu Yazmanlığı görevinde de bulunan Nazım Alpman arkadaşımıza baş sağlığı dileklerimizi iletiyoruz.
14 Kasım 2011 Pazartesi
KEDİSEVER MİSİNİZ?
Fotoğraf: Süleyman BOYOĞLU
KEDİSEVER MİSİNİZ? KEDİSAVAR MISINIZ?
Hazırlayan: Gürcan Arıtürk
(Aşağıdaki cümleleri doğru bulup bulmadığınızla anlaşılacak. Yalnız "kağıtdan okuma-yazma ölüyor" diyenlere inat çıktı almalısınız! Ya da en azından kağıt kullanarak hesap yapmalısınız!)
Bu test hazırlanırken Üstün Dökmen ve Kürşat Başar'ın kediler üzerine yazdıklarından yararlanılmıştır.
***Doğru bulduğunuz cümlenin sonundaki D'yi, yanlış diyorsanız Y'yi yuvarlak içine alın. (Bu testi sizden başkası da yapabilsin diye ya kurşunkalem kullanın, sonradan silinebilsin, ya da başka bir kağıda not alın!) Kedilere nasıl baktığınızın hesabı sonda.
1-Kediler özgürlüğüne düşkündür. D-Y
2-Kediler nankördür. D-Y
3-Biz insanların hayvanlara sevgisi, merhameti karşılıksız kalmamalı, en azından sadakat görmeliyiz. D-Y
4-İnsan, hayvanları karşılıksız sevdiği ve merhamet duyduğu oranda insandır. D-Y
5-Kediler, istemedikleri bir şey yapıldığında tepki gösteren hassas canlılardır. D-Y
6-Kediler, huysuzluk etmek için bahane ararlar. D-Y
7-Kediler karakter sahibidir. D-Y
8-Kediler, ne dendiğini anlamaz. D-Y
9-Kediler, karnı tok olsa bile elinizde bir yiyecek gördü mü sırnaşır ve yağcılık yapar. D-Y
10-Kediler sirkte olmaz, çünkü yeteneksizdirler. D-Y
11-Kediler, tam evcilleşmemiş son canlılardır. D-Y
12-Kediler torpillidir, köpekler sokakta çok dolaşsa belediye ekipleri yakalar, kedilere ses çıkarmazlar. D-Y
13-Kediler, köpekler gibi olup olmadık yerde miyavlamazlar da ondan sokaklarda rahat gezerler. D-Y
14- Kediler, yemek yerken gözlerini zevkten kapatırlar. D-Y
15-Kediler, yemek yerken yemeği vereni görmemeyeyim de minnet de duymamayım diye gözlerini kapatır. D-Y
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Kedilere bakışınızın hesaplanması:
1, 4, 5, 7, 11,13, 14 nolu sorularda D 1 puan Y 2 puan.
2, 3, 6, 8, 9, 10, 12, 15 nolu sorularda D 2 puan, Y 1 puan.
Eğer, toplam puanınız 15 ise tam bir kediseversiniz.
15-22 arası ise-kedileri sevmeye yatkınsınız. (Puanının ne kadar düşükse o kadar yatkınsınız)
23 ise-kararsızsınız.
24-29 arası ise -kedileri sevmeme eğilimindesiniz.(Puanının ne kadar yüksek ise bu konuda o kadar katısınız)
30 ise -kedileri hiç sevmiyorsunuz.
KEDİSEVER MİSİNİZ? KEDİSAVAR MISINIZ?
Hazırlayan: Gürcan Arıtürk
(Aşağıdaki cümleleri doğru bulup bulmadığınızla anlaşılacak. Yalnız "kağıtdan okuma-yazma ölüyor" diyenlere inat çıktı almalısınız! Ya da en azından kağıt kullanarak hesap yapmalısınız!)
Bu test hazırlanırken Üstün Dökmen ve Kürşat Başar'ın kediler üzerine yazdıklarından yararlanılmıştır.
***Doğru bulduğunuz cümlenin sonundaki D'yi, yanlış diyorsanız Y'yi yuvarlak içine alın. (Bu testi sizden başkası da yapabilsin diye ya kurşunkalem kullanın, sonradan silinebilsin, ya da başka bir kağıda not alın!) Kedilere nasıl baktığınızın hesabı sonda.
1-Kediler özgürlüğüne düşkündür. D-Y
2-Kediler nankördür. D-Y
3-Biz insanların hayvanlara sevgisi, merhameti karşılıksız kalmamalı, en azından sadakat görmeliyiz. D-Y
4-İnsan, hayvanları karşılıksız sevdiği ve merhamet duyduğu oranda insandır. D-Y
5-Kediler, istemedikleri bir şey yapıldığında tepki gösteren hassas canlılardır. D-Y
6-Kediler, huysuzluk etmek için bahane ararlar. D-Y
7-Kediler karakter sahibidir. D-Y
8-Kediler, ne dendiğini anlamaz. D-Y
9-Kediler, karnı tok olsa bile elinizde bir yiyecek gördü mü sırnaşır ve yağcılık yapar. D-Y
10-Kediler sirkte olmaz, çünkü yeteneksizdirler. D-Y
11-Kediler, tam evcilleşmemiş son canlılardır. D-Y
12-Kediler torpillidir, köpekler sokakta çok dolaşsa belediye ekipleri yakalar, kedilere ses çıkarmazlar. D-Y
13-Kediler, köpekler gibi olup olmadık yerde miyavlamazlar da ondan sokaklarda rahat gezerler. D-Y
14- Kediler, yemek yerken gözlerini zevkten kapatırlar. D-Y
15-Kediler, yemek yerken yemeği vereni görmemeyeyim de minnet de duymamayım diye gözlerini kapatır. D-Y
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Kedilere bakışınızın hesaplanması:
1, 4, 5, 7, 11,13, 14 nolu sorularda D 1 puan Y 2 puan.
2, 3, 6, 8, 9, 10, 12, 15 nolu sorularda D 2 puan, Y 1 puan.
Eğer, toplam puanınız 15 ise tam bir kediseversiniz.
15-22 arası ise-kedileri sevmeye yatkınsınız. (Puanının ne kadar düşükse o kadar yatkınsınız)
23 ise-kararsızsınız.
24-29 arası ise -kedileri sevmeme eğilimindesiniz.(Puanının ne kadar yüksek ise bu konuda o kadar katısınız)
30 ise -kedileri hiç sevmiyorsunuz.
CEP TELEFONU İLE TAŞIN ÜSTÜNDE TEK BAŞINA...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














