Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin kuruluşunun tanığı sekiz gazeteci bir arada. Bu meslektaşlarımız artık hayatta değil. (Soldan itibaren) Haluk Durukal, Recep Bilginer, Orhan Mete, Mahmut Erhan, Hikmet Bil, Ali Sema Aydoğdu, Alaattin Berk ve Selami Akpınar. (Fotoğraf: İskender Özsoy)
YAYIN KURULU: Süleyman Boyoğlu, Raşit Yakalı, Ali Kılıç, Gürcan Arıtürk, Rüya Özkalkan. /Bu blog Basın Ahlâk Yasası'na tamamen uyar ve amatör bir ruhla hazırlanır. Yazı ve fotoğraflar izinsiz kullanılamaz. Kullananlar hakkında yasal işlem başlatılır../
30 Kasım 2011 Çarşamba
İSKENDER ÖZSOY'UN YENİ KİTABI
Bizim Gazete muhabiri İskender Özsoy’un yeni kitabı Sone Yayınları arasında çıktı.
Özsoy kitabında Çanakkale ve ilçelerinin ilk günlük gazetesi Yeni Geliboluyu 57 yıl harf harf, satır satır elle dizerek her gün, her hafta sevinçle yayımlayan Gelibolu’nun abide gazetecisi Süleyman Tokgözü anlatıyor.
1951 yılında başladığı mesleğini 60 yıldır kimsenin karşısında eğilip bükülmeden sürdüren Tokgöz, Uğur Mumcunun dediği gibi bir gazeteci olduğu için, yani sır saklayan, haber ve bilgi kaynağını gizlemesini bilen, gerektiğinde hükümetlere ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alan bir gazeteci olduğu için bugün hala ayakta ve başı dik; onun için vicdanı rahat.
Çocuğu gibi sevdiği gazetesini kapatınca, Yeni Gelibolu adını satın almak isteyen meslektaşlarını kibarca O paraya ihtiyacım yok. Emekli maaşım bana yetiyor. diye geri çeviren cesur yürek Süleyman Tokgözün 60 yıllık meslek hayatı genç gazetecilere yok gösteriyor.
1951 yılında başladığı mesleğini 60 yıldır kimsenin karşısında eğilip bükülmeden sürdüren Tokgöz, Uğur Mumcunun dediği gibi bir gazeteci olduğu için, yani sır saklayan, haber ve bilgi kaynağını gizlemesini bilen, gerektiğinde hükümetlere ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alan bir gazeteci olduğu için bugün hala ayakta ve başı dik; onun için vicdanı rahat.
Çocuğu gibi sevdiği gazetesini kapatınca, Yeni Gelibolu adını satın almak isteyen meslektaşlarını kibarca O paraya ihtiyacım yok. Emekli maaşım bana yetiyor. diye geri çeviren cesur yürek Süleyman Tokgözün 60 yıllık meslek hayatı genç gazetecilere yok gösteriyor.
ATEŞ NESİN
NANİK
----------
Dik durabilme sorunu
The Economist dergisi, "Erdoğan övüldükçe sertleşiyor"
diye yazmış
Bu olay kişiden kişiye değişir...
Kimi de okşandıkça sertleşir!
28 Kasım 2011 Pazartesi
NAİL GÜRELİ YENİ ÇIKAN KİTABINI İMZALADI...
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve TGC Basın Senatosu önceki başkanlarından gazeteci-yazar Nail Güreli, bugün Basın Senatosu Odası'nda yeni kitabı "Nail Güreli Kitaplığı/Bir Kitaplığın Öyküsü"nü imzaladı. Kitap, Maltepe Üniversitesi Yayınları'ndan çıktı. (Fotoğraf: Süleyman BOYOĞLU)
27 Kasım 2011 Pazar
26 Kasım 2011 Cumartesi
BU TEPEDE HİÇ OT BİTMEZDİ...
Kağıthane-Gürsel Mahallesi'nin hemen altında bulunan bakır kablo fabrikasından dolayı solda görülen tepede hiç ot bitmezdi. Fabrika taşındıktan sonra ot bitmeye, etrafında da binalar yükselmeye başladı. Yıkılan fabrikanın yerine alış-veriş merkezi yapılacağı söyleniyor. (Fotoğraf: Süleyman BOYOĞLU)
25 Kasım 2011 Cuma
EKMEK PARASI İÇİN...
İstanbul'da bir hastane bahçesinde soğukta ekmek parası çıkarmak için iki yaşlı kadından biri kazak örüyor, biri de sarmısak satıyor... (Fotoğraf: Ali KILIÇ)
ULUSLARARASI GAZETECİLER VE BASIN ÖRGÜTLERİNDEN AÇIKLAMA...
Uluslararası gazeteciler ve basın örgütleri,
cezaevindeki gazetecilerin serbest bırakılmasını istedi
Aralarında Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ), Türkiye Gazeteciler Sendikası, Alman DJV, Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) ve Avrupa Gazeteciler Birliği’nin bulunduğu kuruluşlardan bir heyet, 22-24 Kasım günlerinde Türkiye’ye yaptığı ziyaret sırasında, 64 gazetecinin hala cezaevinde bulunmasını kınadı.
Heyet, Türkiye’deki basın camiasının. basın özgürlüğü ve cezaevindeki meslektaşlarının serbest bırakılması yolunda verdiği mücadelede artık güçlerini birleştiriyor olmasından etkilendi.
Sorunun çözümü Türkiye’dedir. Uluslararası örgütlerin temsilcileri olarak meslektaşlarımızı güçlü bir şekilde destekliyor ve yetkililere basın özgürlüğü meselesiyle ilgili olarak onlarla görüşmeleri ve soruna demokratik çözüm bulunması çağrısında bulunuyoruz. Gözlemlediğimiz korku ve otosansüre son verilmelidir.
Heyet üyeleri, Salı günü cezaevindeki 10 Türk gazetecinin davasının başladığı İstanbul Çağlayan Adalet Sarayı’nın önündeki gösteriye katıldı. Çok sayıda polisin bulunduğu gösteri olaysız geçti.
Buna karşın duruşmanın koşulları, gözlemcilerin derin endişe duymasına yol açtı. Bazı heyet üyelerinin iki saat kuyrukta bekledikten sonra ulaşabildiği aşırı dar ve çok kalabalık mahkeme salonunda gazetecilerin avukatları, taraflı olduğu gerekçesiyle üç yargıçtan biri için reddi hakim ve müvekkillerinin tahliyesi talebinde bulundu.
Tahliye talebini reddeden mahkeme, davayı, bir üst mahkemenin reddi hakim talebiyle ilgili karar vermesi beklenen 26 Aralık’a erteledi.
Heyet üyeleri, Çarşamba günü tutuklu gazetecilerin aileleriyle görüştü. Durumla ilgili çeşitli ve dokunaklı ifadelerin ardından katılımcılar, aralarında, cezaevindeki gazetecilerin ailelerine yardım için bir örgüt kurulması, Türkiye’deki basın özgürlüğünün kötü durumundan haberdar olmayan yabancı gazeteciler için “bilgilendirme seti” ” oluşturulması ve genç Türk gazetecilerin adli davaları daha iyi yansıtması için eğitilmesinin de bulunduğu bir dizi tavsiyelerde bulundu.
PARLAMENTODAKİ GÖRÜŞMELER
Türk Adalet Bakanı’yla görüşme talebi kabul edilmeyen heyet, Perşembe günü Ankara’da Türk parlamentosundaki tüm siyasi partilerin meclis gruplarının başkanvekilleriyle görüştü.
Üç muhalefet partisi, Türk parlamentosunda basın özgürlüğü konusunda genel görüşme açılması önerisine destek ve gazetecilerin duruşmalarına milletvekillerini gözlemci olarak yollama sözü verdi.
İktidardaki AKP, ilk öneriyi ve gazetecilerle “diğer tutukluların” tutukluluk koşullarının izlenmesi imkanlarını “değerlendireceğini” açıkladı ve basın konularında gelecekte yapılacak düzenlemelerde STK’ları da sürece dahil etme sözü verdi.
Uluslararası gazeteciler ve medya örgütleri:
- Avrupa’nın en çok sayıda tutuklu ve hükümlü gazetecisinin bulunduğu Türkiye’deki basın özgürlüğünün kötüleşen durumuna öfkesini ve endişesini yineler.
- Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu çerçevesinde gazeteciler hakkında açılan davaların düşürülmesi için yasa değişikliği talep eder.
- Cezaevindeki Türk gazetecilerin derhal serbest bırakılması talebini sürdürür.
BÂB-I ÂLİ'NİN ÇINARLARI ANLATIYOR...
(Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)
AHMET ÇİTOĞLU, HÜRRİYET GAZETESİ SAYFA EDİTÖRÜ
İKEN BIYIĞI YÜZÜNDEN İŞTEN ATILMASINI ANLATTI:
“1990'lı yıllardı. Hürriyet gazetesinde spor servisi sayfa editörlüğü yapıyordum. Spor Servisi Müdürü Nezih Alkış birgün yanıma gelerek, bir ricası olduğunu söyledi. Alkış ‘Ahmetçiğim, kusura bakmazsan senden bir ricam olacak’ dedi. Ben de ‘Buyur seni dinliyorum’ dedim. Alkış, ‘Serviste bütün arkadaşlar bıyıklarını kesecekler, senin de bu karara uymanı istersem ne dersin?’ dedi.
Böyle bir istek karşısında şaşırıp kaldım. 'Herhalde şaka yapıyorsun, ciddi olamazsın?' diye sordum. Alkış, ciddi söylediğini, emrin ‘yukarıdan’ geldiğini belirtince merakla sordum: İsteyen kişi kim? Yukarıdan dediğin kim? Bana ‘Ben emir kuluyum, bu istek Genel Yayın Yönetmeni'nden geldi. Beni yanlış anlama…’ deyince şaşırıp kaldım.
Kendimi kısa sürede toparladım, biraz da kızgın bir ifadeyle ‘Buna ne gerek vardı. Benim bıyığımla niye uğraşıyorlar. Ben burada mesleğimi icra ediyorum. Bıyığımı da kesin kes kesmeyeceğim’ diye Nezih Alkış'a ilettim.
Nezih Alkış, ‘Beni kırma, hatırım için kessen ne olur’ diye ısrar edince de ben de kesin kararlı olduğumu ifade ettim. Alkış bana ‘Sen bilirsin… Ben görevimi yaptım’ dedi.
Bu arada servisteki dört arkadaş bıyıklarını kesti. Ben kararımdan vazgeçmedim, bıyıklarını kesen arkadaşlarıma uymadım. On beş yirmi gün sonra beni İdare Müdürü'nün odasına çağırdığı söylendi. İdare Müdürü bana ‘Ahmetçiğim sana üzülerek bu mektubu vermek durumunda kalıyorum. Bu yukarıdan gelen bir emir’ dedi. Elime bir zarf tutuşturdu. Durumu anladım, zarfı açtım baktım ve Hürriyet gazetesindeki görevime son verildiğini okudum. Yıllarımı verdiğim ve çok sevdiğim gazeteden bir bıyık yüzünden ayrılmamın burukluğunu yaşadım, ancak işsiz kalmadım, çok kısa bir süre sonra Akşam gazetesinde mesleğimi devam ettirdim”
(Süleyman Boyoğlu)
24 Kasım 2011 Perşembe
23 Kasım 2011 Çarşamba
GÖP TUTUKLU GAZETECİLERİN AİLELERİYLE BİR ARAYA GELDİ
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) de içinde yer aldığı ve 94 basın meslek örgütünün bir araya gelmesinden oluşan Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) ev sahipliğinde Uluslararası gazeteci örgütlerinin temsilcilerinin de katıldığı gazeteci heyeti, tutuklu yakınları ve avukatlarıyla bugün TGC Burhan Felek Konferans Salonu’nda bir araya geldi. Toplantıya TGC adına Başkan Vekili Turgay Olcayto, Genel Sayman Gülseren Ergezer Güver, Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay, Türkiye Gazeteciler Sendikası adına Ercan İpekçi, Basın Enstitüsü Başkanı Ferai Tınç katıldı.
Toplantıya Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ) Başkanı Arne König ve Başkan Yardımcısı Philippe Leruth, Alman Gazeteciler Sendikası’ndan Ramis Kılıçarslan ve Monika Kabay, Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Başkan Yardımcısı Pavol Mudry ile Avrupa ve Kuzey Amerika Basın Özgürlüğü Danışmanı Steven Ellis, Sınır Tanımayan Gazetciler Örgütü (RSF) Avrupa Sorumlusu Johann Bihr, Avrupa Gazeteciler birliği (AEJ) Başkan Yardımcısı Saia Tsaouasidou da katıldı..
Toplantıda tutuklu gazeteci yakınları, yaşadıkları sıkıntıları ve sorunları dile getirdiler.
Uluslararası gazeteci heyetinin, yarın da Ankara'da BDP Başkanvekili Hasip Kaplan, MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce ve AKP Grup Başkanvekili Ahmet Aydın ile bir görüşme yapacağı bildirildi.
22 Kasım 2011 Salı
SABAHIN UCU... ÖYKÜDE KADINA BAKIŞ...
Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu
Sibel Cemali’nin 17 öyküden oluşan Sabahın Ucu adlı kitabı e yayınlarından çıktı. Ada’da, geriye bakış ve an’lar bölümlerini taşıyan kitapta kadının iç dünyası imgeler, metaforlar ve çağrışımlarla yansıtılırken, kadından yola çıkarak alt metinde toplumsal sisteme de inceden inceye bir eleştiri yöneltilmektedir.
***
“Sabahın Ucu, Sibel Cemali’nin hayatın nabzını yansıtan öykülerinden oluşuyor. Yaşama sevinciyle tutkulu bağlanışların buluştuğu noktada var ediyor öyküsünü Cemali. Zengin imgelemlerle ördüğü anlatımı dünle bugün arasında insanı var eden duygular sağanağında gezindiriyor. Yalın bir söyleyiş, içli anlatımıyla insana doğru yürüyor Cemali. Bazen buruk, bazen ezgin, bazen de hayatın gülümseyen yanlarına bakıyor. Oradan devşirdiklerini yaşanmışlığın diliyle duyarlıklı biçimde öyküleştiriyor. İnandırıcı bir o kadar da kendini okutan öyküler her biri. Zengin bir düş evreni içinde gezinmesi de bunun bir göstergesi. Gerçekliğin dilinden kopmadan, bir anın, bir durumun yansılarını dillendiriyor. İnsandan insana doğru yürüyüşün duyarlıklı sesiyle var ediyor öyküsünü.” Feridun ANDAÇ
***
Sibel Cemali (1966) İlk-Ortaöğrenimini Büyükada ve Heybeliada'da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümünü 1989’da bitirdi. 1989-1992 yılları arasında Jeomorfoloji Yüksek Lisansını yaptı, aynı dönemde Fiziki Coğrafya Kürsüsünde Araştırma Görevlisi ve Tez Asistanlığı görevlerinde bulundu. Sonraki yıllarda üniversiteden ayrılarak çeşitli eğitim kurumlarında öğretmenlik ve yöneticilik yaptı.
Sabahın Ucu ilk öykü kitabı olan yazar, çeşitli edebiyat atölyelerine ve seminerlerine de katıldı. Öyküleri ve metin çözümlemeleri yurt içi ve yurt dışında çeşitli edebiyat dergilerinde yayımlandı.
KADIKÖY'ÜN "MEŞHUR MENEMENCİ"Sİ...
Kadıköy'de menemencilik yapan Cemal Polat'ın dükkânı askerlerin pusulalarıyla dolu... Müşterileri hafta sonu Tuzla, Selimiye, Fenerbahçe, Maltepe ve Alemdağ olmak üzere İstanbul'un Anadolu yakasından gelen askerler olan "Meşhur Menemenci"nin sahibi Cemal Polat, "Bizim menemenimizden yiyen asker arkadaşlar, birliğine gittiğinde çok beğendiğini arkadaşına söylüyor. Böylece onları başkaları izliyor... Hafta sonları oturacak yer bulunmuyor. Kapı önüne de masalar atıyoruz. Sağ olsun komşularımız da yardımcı oluyor" diyor. Polat, menemen yiyen askerlerin ayrılırken, dükkânın duvarlarına kaç tertip olduklarını yazan pusulalar asıp gittiklerini, dükkânının içinin adeta "dilek ağacına" döndüğünü söylüyor. (Fotoğraf: Ali KILIÇ)
BOĞAZİÇİ KÖPRÜSÜ'NDE BİSİKLET KEYFİ...
İstanbul Boğaz’ı üzerine yapılan ilk köprü olması nedeniyle “Boğaziçi Köprüsü” olarak adlandırılan köprünün yapımına 20 Şubat 1970 tarihinde başlandı. 30 Ekim 1973 yılında da Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 50. yıldönümü şerefine devlet töreniyle hizmete sokuldu. 38 yıl önce hizmete giren köprünün üzerinden bugüne kadar çok sayıda araç geçti, ama bisikletiyle geçen pek görülmedi. Bir tek Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Balotaj Kurulu Başkanı Muammer Tuncer hariç…
Her şey güzel gidiyordu Muammer Tuncer için; ta ki köprü sallanıncaya kadar. Köprü sallanınca Muammer Tuncer bisikleti köprüde bırakıp, tabanlara kuvvet deyip Asya yakasına geçmeyi başarmanın sevincini yaşarken görülüyor...
21 Kasım 2011 Pazartesi
ESKİ DOSTLAR...
Usta foto muhabiri Ara Güler (ortada) , spor yazarı Doğan Koloğlu (solda) ve tarihçi-yazar Orhan Koloğlu (sağda), 60 yıllık arkadaşlar. Bu arkadaşlıkları ta Beyoğlu’na dayanır. Gazeteci Hasan Cemal’in büyük halası Kamuran Cemal’in başkanlığında Beyoğlu’nda toplanan “Keyif üyeleri”, bu dostluklarını ve ahbaplıklarını ömür boyu sürdürürler. Üçlünün bu fotoğrafı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) bir etkinliğinde çekilmiş. Üç arkadaşın birlikteliği gazetecilik mesleği gereği Cemiyet içerisinde de devam ediyor.
20 Kasım 2011 Pazar
BÂB-I ÂLİ'NİN ÇINARLARI ANLATIYOR...

Üst karedeki fotoğrafta usta gazeteci Ergin Konuksever'in Levent'teki evinde çalışma odasında, altındaki karede de emektar otomobiliyle beraberiz. En alttaki üçüncü karede ise şimdi Bodrum'da yaşayan gazeteci Yurdaer Acar görülüyor... (Fotoğraflar: Ali KILIÇ/Ergin KONUKSEVER)
"ASPARAGAS"
NASIL ORTAYA ÇIKTI USTA GAZETECİ
NASIL ORTAYA ÇIKTI USTA GAZETECİ
ERGİN KONUKSEVER ANLATIYOR:
Bu çocuklar Milli Birlik Komitesi üyesi hava albay Haydar Tunçkanat’ın çocukları. Olay Levent sırtlarında geçiyor. Tunçkanat, Amerika’da gemiyle bir araba getirmiş. O arabanın sandığını çocukları gecekonduya çeviriyorlar. Hürriyet’in foto muhabiri Yurdaer Acar ile muhabiri Yener Tuğrul, iki kardeşi konu mankeni olarak buraya sokuyorlar; “Milyoner kızı aşkı için Türkiye’ye geldi!”
Kız şalvar giymiş, önünde pompalı gaz ocağı var. O pompalı gaz ocağında yemek yaparken (gaz ocağını pompalarken) Yurdaer fotoğraf çekiyor. Fakirliklerinin ifadesi “az para” bir de gazocağının “gaz”ını ekliyorlar. Gecekondu’nun giriş kapısının üzerine de “Azparagaz” yazıyorlar... Bu da aşklarının ifadesi oluyor...
Bu haberi üç dört gün Hürriyet gazetesi manşetten verdi. Akşam’ın sahibi Malik Yolaç, Celalettin Çetin de gazetenin “Beyoğlu Muhabiri”. Malik Yolaç, “Bak millet neler yazıyor. Sen de bul şunları konuş” diyor. Malik Yolaç, o sıralar rakip gazetenin yalanını ortaya çıkaran gazetecilere prim veriyordu. Celalettin Çetin de olay yerine gidiyor. Bakıyor o sırada bir kız balkondan halı silkeliyor. Celalettin Çetin, “Kardeşim burada bir milyoner kızı ile bir çocuk yaşıyormuş” diyor.
Kız da “Onu bana sorma içeride ağabeyime sor” diyor. Çetin, konu mankeni genç çocukla ve kızla konuşuyor. Dönüyor geliyor, yalan haber olduğunu Akşam’da yazıyor.
NECATİ ZİNCİRKIRAN'DAN İHTAR...
NECATİ ZİNCİRKIRAN'DAN İHTAR...
Yurdaer Acar ile Yener Tuğrul o sıralar Hürriyet’in Yazı İşleri Müdürü Necati Zincirkıran’dan ihtar alıyorlar. Onlar da “Bizi kandırdılar” diyorlar, işi kurtarıyorlar. Ama daha sonra “Papazın kızı Müslüman oldu!” diye bir yalan haber daha yapıyorlar. Kanun kitabını da Kuran-ı Kerim diye kızın başının üzerine koyduruyorlar. Yine Celalettin Çetin araştırıyor, kızın papazın kızı olmadığını, kitabın da Kuran-ı Kerim olmadığını ortaya çıkarıyor. Bunun üzerine Hürriyet ikisini de çıkardı.
Yurdaer Acar o sıralarda ABD’den İstanbul’a gelen bir kızla tanıştı. O kızın arkasından Londra’ya gitti. Kız oradan Avusturalya’ya ağabeylerinin yanına gitti. Sonra Türkiye’ye döndüler. İki kızları oldu. Birinin adı Filiz, diğerinin adı Suzan. Geldiğinde bu kez Akşam gazetesine girdi. Ben o sırada Günaydın’a geçtim. Yurdaer de Günaydın’a geldi. Sonra bu kadından ayrıldı. Yuardaer sonra İstanbul’da reklâm stüdyosu açtı. Bir kez daha evlendi. Karısı kanserden öldü. Levent’te evi vardı, o evini sattı. Bir ev Bostancı’da, bir ev de Bodrum’da aldı. Annesinden kalan evini de sattı.
Yurdaer’in biri erkek, iki kardeşi vardı, ikisi de trafik kazasında öldü. Kız kardeşi Sarıyer dolmuşundayken bindiği araç denize uçtu. Kız araç içinde boğularak öldü. Yedek subay olan (asteğmen) erkek kardeşi de Kars’tan Erzurum’a ya da Erzurum’dan Kars’a giderken, binbaşı aracına alıyor. Onlar da trafik kazası geçiriyor, binbaşı da Yurdaer’in kardeşi de ölüyor.
TRAFİK KAZASI GEÇİRDİ
TRAFİK KAZASI GEÇİRDİ
Bir müddet sonra bu kez Yurdaer Acar, İstanbul’da trafik kazası geçirdi. Köprücük kemiği kırıldı. Samatya SSK’da Emil Galip Sandalcı’nın ortopedist doktor olan kardeşi Metin Galip Sandalcı ameliyat etti. Şimdi Bodrum’da yaşıyor.
Ben onu çok öğrenci olaylarının içine sokup fotoğraf çekmesini sağladım. İstanbul’a geldiğinde hâlâ görüşürüz.
Bu arada, Bodrum’da yaşayan Yurdaer Acar’ın izini Ergin Konuksever’in yardımıyla bulduk. Ergin Ağabey, TGC Basın Senatosu Odası'nda Yurdaer Acar'ı cep telefonuyla aradı. Kısa bir görüşmeden sonra Konuksever, "Yanımda Süleyman Boyoğlu var. Asparagas'ı bir de senin ağzından dinlemek istiyor" dedi ve telefonu bana uzattı. Yurdaer Acar, İstanbul'a geldiğinde buluşma ve olayı anlatma sözü verdi. Acar, telefonu kapatırken, “Yalnız şu kadarını söyleyebilirim, şimdiki Asparagas'ların yanında bizimki hiç bir şey değil” dedi.
Olayın bir diğer kahramanı Yener Tuğrul’un ise ABD’de yaşadığını öğrendik.
Ergin Konuksever ustamıza yardımları ve katkıları için teşekkür ediyoruz...
Ergin Konuksever ustamıza yardımları ve katkıları için teşekkür ediyoruz...
SÜLEYMAN BOYOĞLU
FETTAH YAZAR'IN ANISINA...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











