13 Aralık 2011 Salı

GAZETECİ ORHAN KOLOĞLU'NU ŞAŞIRTAN KÖYLER...

                                                           Fotoğraf: Ali KILIÇ
        
          Kastamonu Rotary Kulübü'nün düzenlediği “Engelliler Liderlik Konferansı” için iki hafta önce bu ile gittim. Dönüş yolunda arkadaşım İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Suat Gezgin, “Sana Yörük köyünü göstereyim” dedi. Merak ediyordum, çok da mutlu oldum. Çünkü köyün ortasında rahmetli olan sanatçımız Leyla Gencer’in bir büstü ile karşılaştım. Şaşırdım… Çünkü sanata uzun yıllar hizmet veren ve dünya çapında bir sanatçımız olan Leyla Gencer’e gösterilen vefa beni duygulandırdı.
        Büstte sanatçının yaşam öyküsü kayıtlıydı. Yanına konulmuş olan bir direk üzerindeki levhalarda da Leyla Gencer’in Newyork, Paris, Londra’ya ne kadar uzak olduğu yazılıydı. Ama büstün arkasında ve civarındaki evleri ise harabe görünümündeydi. Merak edip sordum ‘Köyde kaç tane ev var” diye… 138 hane imiş. İçinde yaşanılanlar ise sadece 40… Meğer bu köy Leyla Gencer’in ailesinin köyü imiş… Çok şaşırdım.
        Şaşkınlığım burada bitmedi. Daha sonra Daday ilçesine bağlı Sarıçam köyünde harabe haldeki başka bir eve götürdüler. Bu kez şaşkınlığın yerini öfke aldı. Öfkelenmeme neden de o evin Türkiye’de yıllarca başbakanlık yapmış Bülent Ecevit’in doğduğu ev olmasıydı. Evin alt katının ahır olarak kullanılması ise öfkemin kabarmasına sebep oldu.
       Bu duruma çok üzüldüm çünkü Ecevit’in başbakanlığı döneminde uzun yıllar yanında bulunmuş, Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü yapmış biriydim. Bir gazeteci olarak da uzun yıllar takip etmiştim. Hatta onun yanında bulunduğum için “Komünist” damgası yiyerek sürüm sürüm süründürülmüş, Libya’ya kapağı zor atmıştım…

                     KATKI İÇİN TEŞEKKÜR...

          Safranbolu'nun minik bir modeli olan Yörük Köyü, 1997'de koruma altına alınıp turizme açıldı. Her tarafı kültür varlığı olarak tescillenen eserlerle dolu bir yer.
         Köyde en eskisi 450 yıllık 93 Safranbolu konağı, 300 yıllık bir çamaşırhane var. Burası, özellikle ilk ve sonbahar aylarında hareketleniyor. Yörük Köyü'nde hep uzaktan gördüğümüz Safranbolu evlerinin içini gezmek, köyün 750 yıllık tarihini ve yörüklerin yaşam tarzını yakından tanımak mümkün. www.tintintur.com

12 Aralık 2011 Pazartesi

BİR KAPAK DA BÂB-I ÂLİ'NİN BOYACISINDAN...





                               Engellilere destek amacıyla başlatılan "Bir Kapak Bin Özgürlük"
                               kampanyasına Bâb-ı Âli'nin ayakkabı boyacısı Mehmet Amca da
                               destek veriyor.
                                                  (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

ATEŞ NESİN


                                                      HAFTADA BİR
                                                          NaNİK

                                                      Temel atma
                                                      Türban ilköğretime inmiş
                                                      Eee n'apalım, ağaç yaşken eğilir!
                                                      ***
                                                      Orantısız vücutlar
                                                      Meclis Başkanı Cemil Çiçek, "Vücut ölçülerimize uygun
                                                      yeni bir anayasa yapmalıyız" demiş
                                                      Kambur, topal, çolak, sağır ve körlere uygun
                                                      anayasa nasıl olacaksa!

9 Aralık 2011 Cuma

USTA KARİKATÜRCÜLER ARASINDA BİR GÜN…

Süleyman BOYOĞLU
(TGC Basın Senatosu Sekreteri-TGC Gazetecilik
 Başarı Ödülleri Ön Seçici Kurul Koordinatörü)

        Karikatürcüler Derneği önceki başkanlarından Raşit Yakalı üstadımız, 8 Aralık Perşembe günü saat 13.00-17.00 saatleri arası beni Tepebaşı’ndaki İstanbul Büyükşehir Belediyesi Karikatür ve Mizah Merkezi’ne yani Karikatürcüler Derneği Lokali’ne çay içmeye-simit yemeğe davet etti.
        Öğlene kadar Cemiyet’teki çalışmalarımı bitirdim. Öğlen saat 12.00’yi biraz geçe Cağaloğlu’ndan yürüyerek Tünel’e gittim. Tünel çıkışında daha önce meslektaşımız olan şimdi ise bir lisede “Gazetecilik” dersi veren Sema Kahraman’la karşılaştım. Sema’ya İstiklal Caddesi’nden Taksim’deki tramvay durağına yürüyeceğimi, orada Raşit Yakalı ile buluşacağımı söyledim. “Vaktin varsa ve de yürümek istersen birlikte gidelim” dedim. Sema da “Aa çok iyi olur. Ne tesadüf benim de üniversitede mastır konum karikatür tarihi” dedi. O zaman birlikte tramvay durağına gidelim, oradan Raşit Yakalı ile buluşur, Karikatürcüler Lokali’ne gideriz” dedim. Sema sevinçle “harika” dedi.
       Raşit Bey, her zaman dakik bir insandır. Buluşma yerine bizden önce gelmişti. Sema ile tanışmıyorlardı, tanıştırdım. Otobüsle mi gitsek, yürüsek mi diye kısa bir ikilem yaşadık. Sonra yine İstiklal Caddesi’nden yürümeye karar verdik. Raşit Yakalı’ya simit alalım mı yoksa almışlar mıdır diye sordum. Raşit Yakalı “Erdoğan Bozok Bey’i bir arayayım, almamışsa biz alırız” dedi. Erdoğan Bozok’u aradı, ulaşamadı. Raşit Yakalı “ne olur ne olmaz” diyerek, gazetecilerin çay içerken olmazsa olmazı olan simitlerden birkaç tane aldı. Yolda yürürken Sema ile Raşit Yakalı’nın fotoğrafını çektim. Çekerken de “Bu fotoğrafı Yenge Hanım’a ileteceğim. Fotoğraf altına da Raşit Bey ve bayan arkadaşı diyeceğim” diye espri yaptım.
              Keyifli bir yürüyüşten sonra Karikatürcüler Lokali’ne vardık. Lokal Kasımpaşa Stadyumu’nun üst tarafındaydı. Tepebaşı’ndaki TRT binasının da karşı yakasındaydı. Lokalin yöneticisi karikatürist Erdoğan Bozok, Yurdagün Göker, Ruhi İdacıtürk bizi bir ev sahibi sıcaklığı ile karşıladı. Bir müddet sonra da “bol ödüllü” karikatürist Ahmet Öztürklevent geldi. Simit ve çatalları Raşit Bey almıştı. Ruhi İdacıtürk de eşinin yaptığı kekleri orta yere koydu. Çok geçmedi Erdoğan Bozok da kendi elleriyle demlediği çayları ince belli bardaklar içinde bizlere sundu. Peş peşe çaylar içildi, simitler yenildi. Ardından da koyu muhabbet başladı.
        Ruhi İdacıtürk, dijital teknoloji olan “Tablet Çizim” konusunda bizlere bilgi verdi. İdacıtürk, şöyle dedi:
        “Tablet bilgisayara bağlı olarak kullanılıyor. Yani bilgisayar ekranı kullanılıyor. Fare yerine de özel bir kalemle çalışıyoruz. Tabletle daha net sonuç alınıyor, ama Türkiye’de henüz çok yaygın değil. Artık karikatür resme, resim karikatüre yaklaştı.”
         Karikatürcüler Lokali’nin muhteşem bir manzarası vardı. Kasımpaşa Stadı hemen önümüzde yemyeşil, biraz uzağa bakınca “Altınboynuz” bizi büyüledi. Lokali çok beğendiğimi Erdoğan Bozok Bey’e söylediğimde, “Evet, ferah bir yer. Herhangi bir sıkıntımız yok, ama yeni merkezimizi henüz duyuramadık” diye yanıt verdi.
          Bozok,  mizah merkezinin İstanbul’un göbeğinde bir yer olduğunu belirterek, çevre okullardan büyük ilgi gördüğünü ifade etti. Bozok, üç sergi salonuna sahip merkezi galeri olarak kullandıklarını ve önümüzdeki günlerde değişik etkinlikler gerçekleştireceklerini belirtti.
         Bozok merkezde ustalara saygının bir ifadesi olarak “Cemal Nadir Caddesi” bulunduğunu da anlatarak, şunları kaydetti:
         “ Nasreddin Hoca, İncili Çavuş fıkraları, Karagöz, Orta Oyunu gibi zengin halk mizahımızdan beslenen Türk karikatürünün basınımızda yer alması 1870’lere dayanır. 40 bine yakın orijinal karikatürün bulunduğu merkezimizde 1870’te başlayıp günümüze doğru gelen ‘Başlangıçtan Günümüze Türk Karikatürü Sergisi’  var. ‘Kütüphane ve Arşiv Bölümü’müz var. Ve araştırmacıların hiçbir yerde bulamayacağı bilgi-belge ve yayınlar var. Karikatürcülerin ve ailelerinin müzeye bağışladığı kitaplardan oluşan bir kütüpahemiz de var.”
         Daha sonra hep birlikte merkezi gezdik. Merkezin kütüphanesinde Nehar Tüblek, Ferruh Doğan ve Semih Balcıoğlu başta olmak üzere rahmetli olmuş üstadların adlarının yazılı olduğu bölümleri gezdik.
                                                          İBB Kültür Merkezi Sorumlusu Ayten Türkü bilgi verirken
          Bolca fotoğraf çektikten sonra Karikatürcüler Derneği Lokali’nden hep birlikte ayrıldık. Yürüyerek İstiklal Caddesi’ne çıktık. Galatasaray Lisesi önünde Erdoğan Bozok ve Ruhi İdacıtürk’le vedalaştık. Ahmet Öztürklevent’e ve Yurdagün Göker’e daha önce lokalde veda etmiştik. Eşimle burada buluşacaktım, eşimle buluştum. Raşit Bey’le birlikte Taksim Meydanı’na çıktık, Raşit Bey’le de burada vedalaştık…
          Bâb-ı Âli’den uzak yarım günüm işte böyle geçti…

GAZETECİLİK BAŞARI ÖDÜLLERİ...

       
       Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) tarafından 1959 yılından bu yana düzenlenen "Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri"ne başvurular başladı. Gazetecilerin 15 Aralık 2010-15 Aralık 2011 (dahil) tarihleri arasında yayınlanan ödüle aday eserleriyle en geç 6 Ocak 2012 Cuma günü Saat 17.00’ye kadar  TGC Genel Sekreterliği'ne iletmeleri gerekiyor.
       Başvurularda aranan şartlar şöyle:

       Adayın kısa özgeçmişi ve vesikalık bir fotoğrafı ile birlikte;
      - Basın için 7 adet bir asıl 6 fotokopi,
      - Radyo için 7 adet CD-DVD formatında ses kaydı,
      - Televizyon için 7 adet CD ya da DVD formatında   görüntü,
      -İnternet katılımcıları için haber sitesinin bir günlük yayınının disket ya da CD olarak ulaştırılması, ayrıca  yazıcıdan alınan 7 kopyasının eklenmesi zorunludur. 
     Radyo ve Televizyon  dallarında yayının gün ve saatini belirten yayın yetkilisi yazısı eklenmiş olmalıdır.
     Ayrıntılı bilgi TGC merkezinde ve www.tgc.org.tr internet adresinden alınabilir.
    Türkocağı Cad. No.1
    Cağaloğlu-İstanbul
    Tel: 02125138300
    Fax: 02125268046

    E-Posta: tgc@tgc.org.tr
    Web: www.tgc.org.tr

SEDAT SİMAVİ ÖDÜLLERİ...

         Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) 2011 Sedat Simavi Ödülleri’ne değer görülen sanatçı, gazeteci, yazın, spor ve bilim insanlarına verilecek ödüller açıklandı. TGC’nin kurucu başkanı Sedat Simavi adına 35 yıldan bu yana sürdürülen ödüller; gazetecilik, radyo, televizyon, edebiyat, sosyal bilimler, fen bilimleri, sağlık bilimleri, görsel sanatlar ve spor alanlarında veriliyor. Ödüller 22 Aralık Perşembe günü saat 19.00’da, The Marmara Taksim Oteli’nde düzenlenecek törenle sahiplerine verilecek.
        Ödülleri bu yıl kazananlar ve eserleri şöyle:

GAZETECİLİK ÖDÜLÜ:
Enis YILDIRIM
Habertürk Gazetesi’nde yayınlanan “Seçimlere Doğru ‘Koşar Adım’ İhale” başlıklı haberiyle.

Seçici Kurul ayrıca,
Mediha OLGUN’u Sabah Gazetesi’nde yayınlanan “Kadının Şiddetle İmtihanı” başlıklı yazı dizisi nedeniyle övgüye değer gördü.

RADYO ÖDÜLÜ:
Gaye Nadide ÇAĞLAYAN - Defne KAYHAN - İdil AKÇIL
TRT Radyo 3’te yayınlanan “Arkadaşım Müzik (6 bölüm)” adlı radyo programıyla.

Seçici Kurul ayrıca,
Aybeniz Ece UÇAN ‘ı TRT Radyo 3’te yayınlanan “Göç Şarkıları” adlı radyo programı nedeniyle övgüye değer gördü.

TELEVİZYON ÖDÜLÜ:
Mete ÇUBUKÇU – Mesut SERT
NTV’ de yayınlanan “Mısır’da İsyan Ateşi” adlı haber programıyla.
           
Seçici Kurul ayrıca,
Sevinç YEŞİLTAŞ’ ı TRT Haber kanalında yayınlanan  “Dostluğu Hatırlamak” adlı
belgesel programı nedeniyle övgüye değer gördü.

EDEBİYAT ÖDÜLÜ:
Burhan SÖNMEZ
“Masumlar” adlı romanıyla.

SOSYAL BİLİMLER ÖDÜLÜ:
Prof. Dr. Bilsay KURUÇ
“Mustafa Kemal Döneminde Ekonomi: Büyük Devletler ve Türkiye” adlı eseriyle.
    
Seçici Kurul ayrıca,
M. Şinasi ACAR’ı “Osmanlı’da Günlük Yaşam Nesneleri” adlı eseri nedeniyle övgüye değer gördü.

FEN BİLİMLERİ ÖDÜLÜ:
Doç. Dr. Müfit SEZER “Devirsel P-Grupları İçin Açık Ayrıştıran Değişmezler” adlı eseriyle.

SAĞLIK BİLİMLERİ ÖDÜLÜ:
Prof. Dr. Ayşe Nurten AKARSU
“İleri Mikroftalmi ve Ciddi Yüz Yanıklarına Yol Açan ALX1 Bozukluğu: Otozomal-Resesif ALX ile İlişkili Frontonasal Displazi Spektrumu”  adlı çalışmasıyla.

GÖRSEL SANATLAR ÖDÜLÜ:
İnci EVİNER
“Galeri Nev ve Paris Modern Sanatlar Müzesi ‘Kırık Manifestolar’ Sergisi” ile.

SPOR ÖDÜLÜ:
Yıldız Kız Voleybol Milli Takımı
“Dünya ve Avrupa Voleybol Şampiyonu” olması nedeniyle.

Seçici Kurul ayrıca,
Ediz YILDIRIMER’ i “Avrupa Gençler Yüzme (800 metre) Şampiyonu” olması
nedeniyle övgüye değer gördü.

HİKMET ANDAÇ İLE MİNİ BİR RÖPORTAJ

Babııalı çınarlarından eski Hayat mecmuasının yayın yönetmeni ressam,karikatürist Hikmet Andaç abimiz bu günlerde 85.yaş günü nedeniyle bir sergi hazırlığı içinde. Onunla karikatür üzerine yaptığım mini bir röportaj.Sergi gününü ve yerini ayrıca duyuracağım.Raşit Yakali
Tıklayınız...
http://www.facebook.com/rasityakali?ref=tn_tnmn#!/video/video.php?v=2682767235642

 

7 Aralık 2011 Çarşamba

KARMEN HANIM VE ŞARAP...


(Fotoğraf: Damla Seran DİNÇ)

BÂB-I ÂLİ'NİN ÇINARLARI ANLATIYOR...

                                                     (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

ABDİ İPEKÇİ’NİN MİLLİYET GAZETESİ’NİN YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ OLDUĞU DÖNEM MUHABİRLİK YAPAN SERACEDDİN ZIDDIOĞLU, İPEKÇİ’NİN MİSAFİRİ PROF.
ŞENSOY’UN PARDÖSÜSÜNÜ YANLIŞLIKLA NASIL GİYDİĞİNİ ANLATTI:

      “1963 ya da 64 yılıydı. Milliyet gazetesi yazı işleri müdürü ve başyazarı Abdi İpekçi’nin ziyaretine bir gün Basın Şeref Divanı Başkanı Prof. Dr. Naci Şensoy geldi. Doğrudan Abdi Bey’in odasına geçti. Yazı işleri ile Abdi İpekçi’nin odası aynı kattaydı, arada sadece bir paravan vardı.
     Abdi Bey misafiri ile görüşürken, bir telefon geldi; Cağaloğlu’nda trafik kazası var. Taksiler çarpıştı diye… O anda serviste foto muhabiri yoktu. Benim küçük bir makinem vardı. Onu aldım, hemen bitişiğimizde olan istihbarat servisi camından havanın yağışlı olduğunu gördüm. Yazı işlerindeki askılıkta bir pardösü aldım dışarı çıktım. Olay yeri Milliyet gazetesine çok yakın olduğu için koşarak  gittim. İki otomobil önemsiz bir kaza yapmıştı. Fotoğraf çekmeden geri döndüm. Çünkü küçük bir kazaydı.
     Tabii bu arada üzerime aldığım pardösü yağan yağmurdan sırılsıklam oldu. Bu kez koşarak değil normal adımlarla gazeteye döndüm. Üzerimdeki pardösü hem olay yerinde geçirdiğim zamandan dolayı hem de yürüyerek gittiğim için ağırlaşmaya başlamıştı. Yazı işleri gazete binasının girişinin üstüydü. Ağır ağır merdivenleri çıktım, pardösüyü yerine astım.
     Prof. Dr. Şensoy ile Abdi İpekçi’nin de görüşmesi tamamlanmıştı. Abdi İpekçi odasından çıkarak misafirini uğurluyordu. Gazetenin sahibi Ercüment Karacan ile Abdi İpekçi’nin odacısı Ali Efendi, misafirin pardösüsünü giymesine yardım etti. Profesör pardösüyü üzerine giydi, çok geçmeden pardösüden bir gariplik olduğunu sezinledi. Elleriyle pardösünün üzerindeki ıslaklığı yokladı. Çünkü profesör gazeteye geldiğinde yağış yoktu. Pardösüyü siler gibi yaptı. Ben de karşıdan profesörü izliyorum, hiç üstüme alınmadım. İçimden dedim ki ıslaklık keşke rutubet olsaydı. Adam da pardösünün nasıl ıslandığını kimseye sormadan çıktı gitti. Abdi Bey de odasına geçti.
     Bu olayı uzun süre arkadaşlarımdan sakladım. Ben Hasan Pulur, Hasan Yılmaer, Turhan Aytul, Hikmet Gülderen, Dinçer Güner, ressam Nezih İzmiroğulları asmış olabilir diye düşünmüştüm. Abdi Bey duysa belki de beni azarlayacaktı. Çünkü Abdi Bey’e karşı çok hatam vardı. Çok zaman sonra Abdi Bey ve İstihbarat Şefi Faruk Demirtaş, Necmi Onur, Vasfiye Özkoçak, Suat Türker, Oğuz Öngen’e söylediğimde “Senden başka bunu kimse yapamazdı zaten” dediler, şakalaştık, gülüştük…
(Süleyman BOYOĞLU)

KEMAL ASLAN'DAN BİR ŞİİR...

GERİDE KALAN 
                         İçinde olduğum 656 yüreğe paylaştıklarım, yaşadıklarım için

Bir fırtınada
uçup gittiniz
apar topar
ne değişti
oysa daha vakit vardı
ne hayaller kuruyordunuz
paramparça oldu
kim fark etti
yokluğunuzu
kim anladı
kaybolduğunuzu
bir iz kaldı mı
siz de
sorun
geride

NEDİM ŞENER'İN DURUŞMASI...

           Dönem başkanlığını Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin yürüttüğü ulusal ve yerel düzeyde 94 basın meslek örgütünün oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun (GÖP) temsilcileri, dün Bakırköy Adalet Sarayı’nda gazeteci Nedim Şener’in duruşmasını izledi.
          Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde aralarında Nedim Şener’in de bulunduğu yirmi gazeteci “gizliliği ihlal ve yargıyı etkileme” iddialarıyla yargılandı. Yol İş Sendikası’na ilişkin bir yolsuzluk haberinden dolayı “Mahkemeleri yönlendirmek ve gizliliği ihlal” iddiasıyla yargılanan Nedim Şener, savunmasında haberle ilgili bilgilerin elinde olmasına rağmen, Anadolu Ajansı’nda servis edildikten sonra yayınladığını, gizliliği ihlal etmediğini, haberinin yayınlandığı zaman açılmış bir davanın bulunmadığı, dolayısıyla mahkemeyi etki altında bırakmasının söz konusu olamayacağını söyledi.  Duruşma 2 Şubat 2012 saat 10.30'a ertelendi.

                                AHMET ÖZDEMİR'İN KONUŞMASI
    
         Duruşmayı Nedim Şener’in eşi Vecide Şener, aile bireyleri, arkadaşları ve Gazetecilere Özgürlük Platformu izledi. GÖP adına bir açıklama yapan TGC Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemir, şunları söyledi:
         “Nedim Şener ve Ahmet Şık, 6 Mart günü tutuklanmışlardı. Bugün dokuz aylarını tamamladılar. Mustafa Balbay tutuklulukta 1006 günü geride bıraktı. 282 günden beri hücre çilesi yaşıyor. Tuncay Özkan 1200 günden beri özgürlükten yoksun. Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Cihan Deniz Zarakolu, Coşkun Musluk, Doğan Yurdakul, Müyesser Yıldız, Ragıp Zarakolu, Sait Çakır, Soner Yalçın ve 64 meslektaşımız aylardan beri içerideler. Gazetecilere Özgürlük Platformu adına meslektaşlarımızın davalarını izlemeyi sürdüreceğiz. Yüreklerimiz cezaevindeki meslektaşlarımızla birlikte atıyor. Geçen yılın şubat ayında Adalet Bakanlığı’yla yapılan toplantı sonrasında Türk Ceza Yasası’ndaki bazı maddelerin değiştirilmesi konusunda bir çalışma başlatılmıştı. Ama bir sonuç çıkmadı. Arkadaşlarımız için adalet istiyoruz. 
         Basının öncelikli iki sorunu var: İfade özgürlüğünün önündeki yasal sınırlamalar ve hapisteki 64 gazeteci meslektaşlarımızın tutukluluk sürelerinin ceza infazına dönüşmüş olması.  Bu gerçeği, yerli, yabancı pek çok kuruluş, Sayın Cumhurbaşkanı, hükümet üyeleri, siyasi partilerinin yetkilileri, parlamenterler kabul ediyor ve rahatsızlık duyduklarından söz ediyorlar. O halde beklenen nedir? Ne zaman üzerlerindeki ölü toprağını atacaklardır?"

5 Aralık 2011 Pazartesi

ATEŞ NESİN


                                                                "HAFTADA BİR          
                                                                      NaNiK"

                                              Adaletsiz ilişki
                                              Eski ABD Elçisi Abramowitz," ABD ile ilişkiler iyi değil" demiş
                                              Nasıl iyi olsun ki, devamlı onlar üstte!

4 Aralık 2011 Pazar

BU KENTE YAZIK EDİLİYOR...

Şişli Meydanı, Şişli Camii ve camiye biri yakın biri uzak iki gökdelen...

                                                  Fotoğraf: Süleyman BOYOĞLU

2 Aralık 2011 Cuma

BÂB-I ÂLİNİN ÇINARLARI ANLATIYOR...

(Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

                            ESKİ HAYAT MECMUASI YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ HİKMET
                           ANDAÇ MESLEĞE NASIL BAŞLADIĞINI ŞÖYLE ANLATTI:

       Fındıklı’daki Güzel Sanatlar Akademisi’nde (şimdiki Mimar Sinan Üniversitesi) okurken (1952-53) Dünya gazetesinin karanlık odasında çalışan Samet Koçyiğit adındaki arkadaşım bana gelerek, “Hikmetciğim Dünya gazetesinin sahibi Falih Rıfkı Atay, Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatını resimli olarak istiyor. Bunu hazırlayabilir misin?” dedi. Ben de kendisine yaparım dedim. Samet Koçyiğit, "O zaman seni Falih Rıfkı Atay’la tanıştıracağım" dedi. Samet’le beraber Cemal Nadir Sokak’taki Dünya gazetesine gittik.
       Falih Rıfkı Atay’ın odasına götürdü. Odasından içeri girdiğimizde Falih Rıfkı ayaktaydı. Samet Koçyiğit “İstediğiniz Atatürk’ün hayatını resimleyecek ressamı getirdim efendim” dedi. Fatih Rıfkı Atay beni tepeden tırnağa bir süzdü. Beni genç görmüş olacak ki "Bu işi becerebilecek misin?" dedi. Ben de yaparım efendim dedim. Elini omzuma vurarak, "Atatürk’ün hayatını resimlemek için sana Cuma günü Ankara’dan Atatürk’le ilgili doküman getirecekler" dedi.
       Üç dört gün sonra tekrar gazeteye gittim, Falih Rıfkı Atay’ın odasının kapısını tıklatarak içeri girdiğimde, içeride İsmet İnönü’nün oturduğunu gördüm. Heyecanlandım. Fatih Rıfkı Atay, "İşte Atatürk’ün hayatını resimleyecek genç geldi" dedi. İnönü elini uzattı. Elini uzattığı zaman elini sıkmadım, öptüm. Ve omzuma elini koyarak İnönü de Atay gibi "Bu işi becerebilecek misin?" dedi. Ben de merak etmeyin efendim yapabilirim, diye cevap verdim. Bunun üzerine İnönü, Halk Evi’nin hazırladığı Atatürk’ün resimlerinin yer aldığı bir  kitabı bana verdi. Eve döndüm, çalışmalara başladım.
          Çalışmamı 10 gün içerisinde tamamladım, sonra Dünya gazetesine giderek çalışmamı yazı işlerine verdim. Atatürk’ün resimli hayatı neşredilmeye başladı. Benim gazeteciliğim de bu çalışmamla başlamış oldu. Çalışmam daha çok öğretmenler tarafından tutuldu. Bu çalışmamla ben de Bâb-ı Âli’nin bir ferdi oldum.
          (SÜLEYMAN BOYOĞLU)

          NOT: Şu an 85 yaşında olan Hikmet Andaç, 85. realist impresyonist resim sergisine İstanbul'da hazırlanıyor.

1 Aralık 2011 Perşembe

TANİLLİ TOPRAĞA VERİLDİ


            Cumhuriyet gazetesi yazarı Prof. Dr. Server Tanilli, Üsküdar Şakirin Camii'nde kılınan cenaze namazından sonra Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verildi. Cenaze törenine Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç ile çok sayıda yurttaş katıldı.  (Fotoğraf: Ali KILIÇ)

BÂB-I ÂLİ'NİN ÇINARLARI ANLATIYOR


Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu

         MERHUM DOĞAN KATIRCIOĞLU, 12 MART’TA SIKIYÖNETİM
         MUHABİRİYKEN BAŞINDAN GEÇEN BİR ANISINI ŞÖYLE ANLATMIŞTI:

        12 Mart’ta sabah erkenden Cumhuriyet gazetesine uğrar, bir gazete alır Sirkeci’de arabalı vapura binerdim. Harem’de vapurdan indikten sonra yürüyerek Selimiye’ye giderdim. Akşamları çok zaman gazeteye döner haberimi yazar, geç vakit eve dönerdim. O zaman Cumhuriyet Cağaloğlu’ndaki üç katlı ahşap binadaydı. Yani ‘Pembe Köşk’teydi.
        Cumhuriyet gazetesinde çalışırken bir müddet Son Havadis gazetesindeyken aldığım basın kartıyla Sıkıyönetim Mahkemelerini izledim. Cumhuriyet’in o zamanki yazı işleri müdürü Oktay Kurtböke, beni sıkı sıkı tembihliyordu; ‘Doğan sakın kartını gösterme’ diyordu. Sonra Cumhuriyet’te basın kartımı aldım. Selimiye’ye 3. Numaralı nizamiyeden girerdim.
        Cumhuriyet’te çok güzel manşetlik haberler yazıyordum. Haberlerimden dolayı bazı subaylar bana çok kızıyorlardı. Askerlere beni ‘komünist’ diye gammazlamışlar.  Bir gün bir arkadaşla savcı Nevzat Çizmeci’nin yanına gittik. Beraber gittiğimiz arkadaş Cumhuriyet’te çalıştığımı söyledi. Savcı şaşırdı. Ben de arkadaşın tavrına şaşırdım. Beni hâlâ Son Havadis’te çalışıyor biliyorlarmış, inanamadı. Aşağıda kartımı bıraktım, isterseniz aşağıya sorun dedim. Savcı telefon etti, ‘Cumhuriyet muhabirinin kartını gönderin’ dedi. Sonra da postasını gönderdi. Yazıları benim yazdığımı anladı; şoke oldu. ‘Ya bunları yazan sen miydin?’ dedi.
        Cumhuriyet gazetesinin sahibi ve başyazarı Nadir Nadi bir ara gazeteden ayrılmıştı. Döndüğünde Oktay Kurtböke beni tanıştırdı. Tanıştırırken; ‘Efendim donunun teri kurumayanlar’ dedi. Nadir Bey de ‘Hangimizin kurudu ki’ diye söyledi.
(Süleyman BOYOĞLU)
      

30 Kasım 2011 Çarşamba

ERİNÇ GÖP DÖNEM BAŞKANI OLDU

            Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC)  Başkanı Orhan Erinç, 94 basın meslek örgütünün oluşturduğu "Gazetecilere Özgürlük Platformu"nun dönem başkanlığını yeniden üstlendi.
           TGC Başkanı Erinç, Ankara Gazeteciler Cemiyeti Başkan Vekili Savaş Kıratlı ve Genel Sekreteri Ümit Gürtuna’dan bugün TGC'de yapılan törenle GÖP başkanlığı görevini devraldı. Erinç yarından itibariyle yürütmeye başlayacağı GÖP başkanlığını Ocak 2012 sonuna kadar devam ettirecek.            
           Türkiye’de ifade özgürlüğünün tehdit altında olduğuna inanan ve bu özgürlüğün standartlarını gelişmiş demokrasilerdeki seviyeye yükseltmek amacıyla gelen 94 basın meslek örgütünün oluşturduğu GÖP’ün dönem başkanlığı iki aylık sürelerle dönüşümlü olarak yürütülüyor. 
          GÖP’ün kurulduğu 25 Ağustos 2010 tarihinden bugüne kadar TGC Erinç, Basın Konseyi önceki Başkanı Oktay Ekşi, Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Sertel, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Başkanı Ercan İpekçi, Basın Enstitüsü- IPI Ulusal Komite Başkanı Ferai Tınç, Çağdaş Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ahmet Abakay ve Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin yürütmüştü. 
         Gazetecilere Özgürlük Plaftormu, yargılanan ve tutuklu gazetecilerin sorunlarını dile getirmek için üç yürüyüş bir de uluslararası gazeteciler kongresi düzenledi ve 150'yi aşkın gazetecinin de duruşmasını izledi. Son olarak uluslararası gazeteciler heyete ile birlikte Meclis'te grubu bulunan tüm partileri ziyaret ederek "gazetecilerin tutuksuz yargılanmasını ve yasalarda basın özgürlüğüne engel oluşturan maddelerin düzeltilmesini" talep etti.  

BASIN ODASI AÇILDI

          İstanbul-Çağlayan'da bulunan İstanbul Adalet Sarayı'da görevli gazetecilerin yararlanmaları için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tahsis edilen "Basın Odası" dün açıldı.
         Basın Odası'nın açılışına İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı, başsavcı vekili ile basın savcısı Nurten Altınok ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Orhan Erinç, TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, TGC Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay katıldı. Mobilyaları TGC tarafından yaptırılan Basın Odası'nın tabelası, TGC Başkanı Orhan Erinç ile Başsavcı Turan Çolakkadı tarafından asıldı.

SERVER TANİLLİ VEFAT ETTİ

           Sosyoloji, siyaset bilimi ve anayasa hocası, Cumhuriyet gazetesi yazarı Prof. Dr. Server Tanilli, İstanbul-Göztepe'deki evinde yaşamını yitirdi. Tanilli için yarın saat:10.00'da Cumhuriyet gazetesi önünde tören düzenlenecek. Tanilli, Üsküdar'daki Şakirin Camii'nde kılınacak öğle namazından sonra Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verilecek. Tanilli, 1978 yılında uğradığı saldırı sonucu felç geçirmişti.

ORTAKÖY'DE PIERCING'Lİ BİR KADIN...

                                                Fotoğraf: Hüsniye BOYOĞLU