2 Ağustos 2012 Perşembe

BİR AVUÇ SU İÇİN...

Şişli'de bir marketin önünde iki köpek bir avuç suyu paylaşırken, üçüncüsü sahibinden yediği tekmeyle öğrendiği saygıda kusur etmiyor... (Fotoğraf: Rüya Özkalkan)

ŞİMDİ GÖÇ ZAMANI...

İstanbul'da Kemerburgaz semalarında bir yangın dumanını andıran bulutlarla adeta yarışırcasına yükselen leylekler, sıcak ülkelere göç ediyorlar... (Fotoğraf: Rüya Özkalkan)

1 Ağustos 2012 Çarşamba

"44 YILLIK BASIN DİSPANSERİ KAPANMASIN"...

                                                        (Fotoğraf: Tuğçe Çelik)

BİZİM GAZETE - Sultanahmet’te bulunan Haseki Basın Semt Polikliniği’nin kapatılmak istenmesi Sultanahmet Turizm ve Yatırımcıları Derneği (SUYAD), Sultanahmet esnafı ve semt sakinleri tarafından düzenlenen basın açıklamasıyla protesto edildi. 
    Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ne ait olan 44 yıllık Haseki Hastanesi Basın Semt Polikliniği’nin depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle kapatılmak istenmesini protesto eden Sultanahmet Turizm ve Yatırımcıları Derneği (SUYAD), Sultanahmet esnafı ve semt sakinleri 12.30’da polikliniğin önünde bir araya geldi. “Sultanahmet’in sağlığını bozmayın”, “Kamu binası rant kapısı olmasın” ve “1 kutu ilaç yazmak için 10 saat telefonda beklenir mi?” yazılı pankartlar taşıyan protestocular Yerebatan Caddesi’nde basın açıklaması yaptı. 
     Basın açıklamasını okuyan SUYAD Başkanı Kaan Koç, Sultanahmet’te sağlık kuruluşlarının tek tek kapatıldığını ifade etti. Koç şöyle konuştu:
      “Vilayetler Polikliniği’nden sonra, Basın Semt Polikliniği de kapatılmak isteniyor. Sultanahmet’te sağlık kuruluşları tek tek kapatılıyor. Halk ve bu bölgede çalışanlar sağlık hizmeti alamaz duruma geliyor. Daha önce Vilayetler Polikliniği deprem riski gerekçe gösterilerek kapatılmıştı. Renkli Dopleri, Röntgeni, ameliyathanesi, laboratuarı, üç adet diş ve göz üniteleri ve aletleriyle tam teşekkül olan Vilayetler Polikliniği adeta yağmalanmış, araç ve gereçleri parça parça dağıtılmıştı. 
        İstanbul Sismik Riskin Azaltılması ve Acil Durum Projesi(İSMEP) binaya ‘çürük raporu’ vermişti. Ancak bina boşaltıldıktan 7-8 ay sonra bile tadilat yapılmamış, dahası ticari işletme olarak ihaleye çıkarılmayı beklemektedir. Şimdi İSMEP’in yeni hedefi ise Basın Semt Polikliniği. Binanın yıkılması gerektiğini rapor etmişler. Oysa İl Sağlık Müdürlüğü, 24.05.2012 tarihinde Sultanahmet Turizm ve Yatırımcıları Derneği’nin yazılı başvurusuna verdiği cevapta (Ek 1) polikliniğin kapatılmasının söz konusu olmadığını söylemişti. Sağlık Müdürlüğü’nün ilgili yazısına rağmen Haseki Hastanesi Başhekimliği, Basın Polikliniğine yazdığı 19. 07. 2012 tarihli yazısında (Ek 2) binanın boşaltılmasını istemektedir. Bu duruma göre Haseki Hastanesi Başhekimliği, protokol kurallarına da aykırı davranıp, üst kurumu olan İl Sağlık Müdürlüğü’nün ilgili yazısına rağmen polikliniği kapatmak istiyor. 24 saat ambulans hizmeti de veren polikliniğin yıllık hasta protokolü 60 bin civarındadır. Kira gideri de olmayan polikliniğin bu şartlarda Sağlık Bakanlığı bütçesine zararı olmadığı gibi kar da etmiştir.-Sultanahmet, Cankurtaran, Küçükayasofya, Kadırga, Kumkapı, Beyazıt, Gedikpaşa, Çemberlitaş, Kapalıçarşı, Cağaloğlu, Yeşildirek ve Sirkeci ile bu bölgede bulunan tüm kamu kuruluşları sağlık hizmetini Basın Polikliniği’nden alıyor. Yine Sultanahmet’te ikamet eden yerleşik nüfusun sağlık hizmeti alacağı başka bir kurum da mevcut değildir. Kapatılması durumunda ciddi sıkıntıların yaşanacağı malumdur.Turizm bölgesine çevrilmek istenen Sultanahmet’te sağlık kurumlarının kapatılması, turizm sektörüne olumsuz etki edecektir.
      Polikliniğin kapatılması durumunda bütün bir bölge (ki gündüz nüfusu 1 milyon kişi tahmin ediliyor) sağlık hizmetlerinden mahrum kalacaktır.Yetkililere önerilerimiz: Basın Semt Polikliniği’ni kapatmak yerine tadilat yapılması, tadilat süresince de şu an boş olan Vilayetler Polikliniği ve Ziraat Bankası binalarından birine taşınmasını ve bilahare 50 yataklı 7/24 açık kalacak, dünya şartlarında görev yapabilecek formasyona sahip doktor ve personelin hizmet vereceği bir hastanenin açılması, halkımız ve ülkemizi ziyaret eden misafirlerimiz açısından yararlı olacaktır.” 


                                  GÜNEŞ: BİNA GÜÇLENDİRİLSİN

     Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş, Sağlık Bakanı Recep Akdağ'a, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu'ya konuyu ilettiklerini, dispanserin tahliyesini değil güçlendirilmesini talep ettiklerini söyledi. 
        Güneş, şöyle konuştu:
       "Basın Semt Polikliniği, binası Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ne ait olup 44 yıllık bir kuruluştur. TGC ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi arasında yapılan protokolle bölgede yaşayan halka sağlık hizmeti sunmak ve Cemiyet üyelerine de hizmetlerde kolaylık sağlama koşuluyla 2018 yılına kadar bedelsiz kullanım hakkı verilmiştir. Cemiyet son 15 yıldır Basın Dispanseri binasından kira almamaktadır. Yakın zamana kadar çatısından, binaya ultrason cihazı alımına kadar birçok konuda da ayrıca destek olmuştur. Basın Polikliniği’nde halen dahiliye, çocuk, psikiyatri, KBB, diş, göz, ortopedi, kadın doğum, genel cerrahi, nöroloji ve aile hekimleri çalışmakta olup, laboratuar, röntgen ve ultrason hizmetleri verilmektedir. 24 saat ambulans hizmeti de veren polikliniğin yıllık hasta protokolü 60 bin civarındadır. Dispanser kapatılırsa yalnız gazeteciler değil, bölge halkı, esnafı, turistler bundan zarar görecek. 
       Gündüz 1 milyona yakın insanın ziyaret ettiği Sultanahmet'te sağlık kuruluşu kalmayacak. Bir süre önce kapatılan Sultanahmet Sağlık Ocağı ve Vilayetler Polikliniği’nden sonra, şimdi de açık kalan tek sağlık kuruluşu olan Haseki Hastanesi'ne bağlı Basın Semt Polikliniği kapatılmak isteniyor. Depreme dayanıklı olmadığı ileri sürülerek yıkılacağından söz ediliyor. Sultanahmet'teki tüm binalar için böyle bir rapor çıkarılabilir. Amaç dispanseri kapatıp binayı yıkıp yerine otel mi yapmak, yoksa bu hizmetin devamlılığını mı sağlamak? Sultanahmet'te otel çok ama sağlık kuruluşu kalmayacak. Sağlık Bakanlığı'ndan ve İstanbul Valiliği'nden konuyu yeniden değerlendirmelerini ve binanın güçlendirilmesini, hizmetin devam etmesini talep ettik." 
       Haseki Hastanesi Basın Semt Polikliniği’nde görevli Psikiyatr Ayhan Akçam, tarihi yarımadada sağlık kuruluşu kalmadığını ifade ederek, “Biz halka hizmet veriyoruz. Benim bu bölgede pek çok hastam var. 11 yıldır takip ettiğim şizofren hastalarım var. Biz gidersek o hastaların işi çok zor. Bölge halkı perişan olur. Buraya esnaf, turist, bölge halkı, devlet memurları herkes geliyor. Burası Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin binası ve 44 yıllık bir binayı verecek olmak kolay değil” dedi. 
      

KEMERBURGAZ'DA BİR İETT DURAĞI VE DURAKTA BEKLEYENLER...

                                                     (Fotoğraf: Rüya Özkalkan)

30 Temmuz 2012 Pazartesi

GÜLHANE VE SULTANAHMET'TE İNSAN MANZARALARI...






       Bugün (30 Temmuz Pazartesi) akşam TGC'den çıktıktan sonra eşimle Sirkeci'de buluştuk. Oradan yürüyerek Gülhane Parkı'na geldik. Parkta hem yabancıların hem de bizim insanlarımızın çimlerin üzerine sere serpe uzanıp yatmalarını ve parkın girişine yakın bir yerde bulunan Atatürk Heykeli önünde hatıra fotoğrafı çekmelerini görüntüledim.
      Gülhane Parkı'nda bir süre dinlendikten sonra Çelik Gülersoy'un İstanbullulara kazandırdığı tarihi konakların bulunduğu Soğukçeşme sokağından geçerek saat 18.30 sıralarında Ayasofya Müzesi'nin önüne geldik. Buradan Sultanahmet Meydanı'na gitmeyi düşünüyorduk. Ancak daha önce turistlerin yoğun olarak bulunduğu Ayasofya Müzesi'nin karşısındaki süs havuzunun etrafındaki park ve yeşil alan varoşlardan kopup gelen insanların adeta istilasına uğradığını gördük. Önce ayakkabı ve terliklerini çıkararak çimlere serdikleri halı-kilim ve örtülerin üzerine oturan kadınlı-erkekli ve çocuklu kimselerin, dinlenmek için orada bulunduklarını düşündük. Bir kaç kare fotoğraf da buradan aldım.
     Sultanahmet Meydanı'na geldiğimizde benzer manzarayla burada da karşılaştık. Hele Sultanahmet Camii'nin ön tarafına, yani dikili taşların bulunduğu büyük alana vardığımızda masalar ve sıraların insanlarla dolu olduğunu ve iftar saatini beklediklerini anladık. Bu masalarda ve çimlerin üzerinde oturanların yanlarında örtü ve kilimlerin yanı sıra tüp, çaydanlık ve yiyecek bir şeyler getirdiklerini de fark ettik. Sultanahmet'te de Gülhane ve süs havuzun bulunduğu çimlerin üzerindeki insanların yaptıklarının aynısını yaptıklarını gördük.
     Daha sonra "Asırlık Tatlar ve Sanatlar" stantlarını hem yerli halkımızla hem de yabancı turistlerle birlikte gezdik. İftar saatini beklemeden Sultanahmet'ten ayrıldık...
(Yazı ve fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)

29 Temmuz 2012 Pazar

SOKAK KEDİLERİNE ŞEFKÂT ELİ...





Esenler-Çiftehavuzlar Mahallesi'nde kendisini sokak kedilerine adayan Kemal Sayım, her sabah akşam onları doyurabilmek için ya kendi bahçesinde ya da komşusunun kapısının önünde topluyor. Sayım, bir ıslık ya da adlarını tek tek söyleyerek yanına çağırdığı kedilere yiyeceklerini adaletli bir şekilde dağıtıyor ve kavga etmelerine izin vermeden görevini tamamlıyor. (Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)

HİKMET AKSOY'DAN FIKRALAR...



O  Zaman Ayılıyrım!

Köyden kent  merkezine eşi Fadime ile birlikte inen Temel, caddede yürürlerken yanlarından genç ve güzel bir kız geçince Temel gayrı ihtiyari bakmak durumunda kalınca, Fadime kaşlarını çatıp öfkeli öfkeli uyarısını yaptı:
- Ula gene çapkunluğun uzerınde... Kari görunce evli olduğuni unutaysın!..
Temel'in yanıtı  ne olsun beğenirsiniz:
- Yok kıız...Evli olduğumi o zaman anlayrım.
......................................................................................................
Ula  Bizi Arayı...

1940'lı yıllar...Kıtlık/yokluk yılları. Sıtma hastalığı Karadenizliyi kırıp-geçiriyor. Temel, arkadaşı Cemal'in iftar daveti üzerine komşu köye gider. Yaz mevsimidir. Sivrisinekler geceleri adete göz çıkarmakta...
Cemal iftar sonrası yatıya da kalan Temel'i uyarır:
-Temel, gardaşım biliysın, sivri gece adami sokayi... Sakın ola kafani  yorganın altından çıkarma!
Temel, yatınca Cemal'in önerisini tutar, ama yorganın altında havasız kalıp kafasını çıkarınca ne görsün... Bir ateş böceği odada dolaşıp duruyor.
Temel, hemen yan odadaki Cemal'e seslenir:
- Ulaa Cemaal!..  Sakın kafağın tişari çikarma, sivrinın biri elfenerilan bizi arayi...
...........................................................................................................................................
Haftada  Her Gece...

Temel işsizdi. İş için başvurduğu fabrika ofisinde doldurması için kendisine bir form verilir.
Soruların bilinir olması kendine güveni artırmıştı. Önce adını, soyadını yazdı. Sonra doğum yeri ve tarihini...
Sıra medeni durumuna gelmişti. Şöyle bir soru vardı formda:
"Medeni hali?."
Temel daha önceki yanıtlarında olduğu gibi bunda da gururlanarak doğruyu yazdı:
- Haftada her gece...
...............................................................................................................................
Göremez ki Bizi...

Yıllarca gurbette kalıp sılaya dönen Temel arkadaşı Cemal'le buluşunca hemen teklifini yetiştirdi:
- Hadi, gel birlikte bir yemek yiyelım... Bir iki kadeh da atarız arada...
Cemal, sağlık sorunlarını da anlattıktan sonra;
- Doktor  baa  içki içmeyi yasakladi ula... İçemem...
Bu durumda Temel'in yanıtı ilginçtir:
- Ula, nerden görecek bizi doktor, hayde, hayde!
........................................................................................................................................
Hamsi olmayan sofranın bereketi hiç olmayi...


Uzun zamandır "BÂB-I ÂLİ NEWS"e fıkra gönderemeyen Hikmet Bey'e bugün "Temel ve Fadime size küstü; fıkralarından yazmanızı bekliyorlar..." diye mail atmıştım. Hikmet Bey, sağ olsun beni kırmadı ve üstteki fıkraların yanı sıra, aşağıdaki Temel ve Fadime fıkrasıyla bu haftaki fıkralarını tamamladı:
Süleyman Bey, merhaba... İyi ki anımsattın. Yoksa bunca koşuşturma arasında Temel'i de, Fadime'yi de unutmuştum. Çağırdım onları iftara...  Nefis bir masa donattı hanım. Oturduk, iftar açtık, yedik. Elhamdülillah diyecektik ki Temel ne desin beğenirsin:
- Hamsi olmayan sofranın bereketi hiç olmayi...
....................................................

28 Temmuz 2012 Cumartesi

BUGÜN YAKACIK'TAYDIM...


                                Üsküdar'da ayaklarını denizde serinleten Arap turistler ve bir olta...
        Bugün (28 Temmuz Cumartesi) günlük gezime yine Merter’den başladım. Ama bu gezi biraz zorunluluktan kaynaklandı. Yaklaşık üç yıl önce sızı yapan, ama Güngören’deki diş doktorumun bir türlü çözüm bulamadığı (Daha doğrusu o zaman kendi yapıştırdığı köprüyü sökemediği; yaptığı diş bakımından sonra da sızı kesildiği için bir daha gitmemiştim) aynı bölgedeki sızı bu kez şiddetini artırınca doktora gitmeye karar verdim. Dişlerimi fırçalarken o bölgede bir de şişlik oluştuğunu fark edince biraz panikledim. Çünkü şişlik hiç de iltihaba benzemiyordu…
        Yakacık’ta akrabalarımın ortak olduğu tıp merkezine gitmek için evden apar-topar çıktım. Yakınımızdan geçen Esenler-Eminönü İETT otobüsüne bu kez “sürekli sarı basın kartı”mı göstererek değil de işletmenin verdiği ve üzerinde “Ücretsiz Taşıma Kartı” yazan kartımı okutarak bindim. Aslında “sürekli sarı basın kart”larımızı göstererek otobüslere binmek fiyakalı oluyordu, ama belediye bu fiyakamızı bozdu…
        Cevizlibağ’da metrobüse binmek için otobüsten indim. Üst geçitten geçtikten sonra metrobüs durağına indim. Avcılar istikametinden gelen araçların hiç birisi durmuyordu. Yanımda duran bir vatandaş fena halde sinirliydi:
         - 10 dakikadır bekliyorum, hiçbir metrobüs durmuyor, Bunların metrobüsünün de… derken birkaç metrobüs daha önümüzden geçip gitti. İki-üç dakika sonra Zincirlikuyu’ya kadar giden bir metrobüs durdu, bindik…
                Üç köprü: Galata ve Unkapanı köprüsü ile yapımı devam eden metro köprüsünün (ortada) ayakları...
          Zincirlikuyu’da hiç beklemeden aktarma yaptım. Evden çıktığımda saat 12.00’ye geliyordu. İstanbul’da yoğun bir trafik göze çarpmıyordu.  Uzunçayır durağında metrobüsten indim. Hafif esintili köprü altında Uğur Mumcu Mahallesi’ne giden İETT otobüslerini beklemeye başladım. İETT otobüslerinin durağa yanaşmaları minibüslerin ve halk otobüslerinin saygısızlığından güç oluyordu. İnsanlar gelen otobüsleri göremedikleri için bir ileri bir geri yapıp duruyordu. Ben de onlar gibi yapıyordum.

                     KARETE HAREKETLERİ YAPAN AKIL HASTASI

         Bir on dakika oldu, bir kez daha ileri hamle yapacakken, 30-40 yaşlarında akıl hastası bir kişi bağırıp çağırarak önümüzden geçip İETT durak tabelasının altına kadar gitti. Bu kez bağırmanın yanında kendi kendine boks-karate hareketleri de yapmaya başladı. Akıl hastasının hareketlerinden korkan insanlar, tekrar minibüslerin yolcu aldığı alana kaymaya başladı. Ben de çaktırmadan onlar gibi yaptım…
         Neyse on beş dakika kadar sonra Uğur Mumcu’ya giden otobüs geldi. Otobüsün içi klima olmamasına rağmen sıcak değildi. Çünkü bütün camları açıktı; üstelik kalabalık da değildi. Güneş almayan bir koltuk gözüme kestirdim, geçip oturdum. Küçükyalı’ya geldiğimizde üç aracın karıştığı bir trafik kazası vardı, ama trafiği olumsuz etkilemiyordu.
         Soğanlık’a vardığımızda otobüse bir süre önce haberini yaptığım halk müziği sanatçısı Servet Sarak bindi. Yakacık’a kadar sohbet ettik. O Uğur Mumcu’ya devam etti, ben Yakacık’ta indim. Tıp merkezi durağın hemen karşısındaydı; kapıdan içeri girdim, direkt teras katına çıktım. Yemeğe denk geldim. Bizim yörede gittiğin bir evde eğer yemeğe denk gelirsen; “Kaynanan seni çok seviyormuş” derler, ama aşçıları Yazgülü Hanım’ın ve diğerlerinin ısrarlı “yemeğe buyur” davetlerini kabul edemedim.
        Zira öncelikle halletmem gereken diş sorunum vardı. Tıp merkezinin ortaklarından akrabamız Mehmet’le vakit kaybetmeden diş doktoru hanımın odasına gittik. Doktor hanım muayeneden sonra “panoramik” röntgen filmi istedi. Bunun için de Kartal’da bulunan görüntüleme merkezine gitmemiz gerekti. Mehmet arabasıyla beni götürdü. Filmi beş dakika içinde hemen çekip verdiler. Zaman kaybetmeden tıp merkezine döndük.
        Doktor hanım filmi inceledikten sonra;
        - Beze gibi şişliğin yanında, köprünün altındaki dişlerden birinde biraz kararma var. Sanırım sorun bu dişten kaynaklanmakta. Önce bir antibiyotik yazacağım. Antibiyotik bittikten sonra gelişmeye göre bölgeye küçük bir operasyon yapacağız, dedi ve beni uğurladı.
                               Çamlıca Tepesi-Üsküdar ve Boğaz'dan geçen dev bir yolcu gemisi...
        Tıp merkezinde işim bittikten sonra yine bir İETT otobüsüne bindim ve Üsküdar’a geldim. Oradan da vapurla Eminönü’ne geçtim. Bolca fotoğraf kareleri ile eve döndüm…
(Yazı ve fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu) 

BÂB-I ÂLİ ECZANESİ KAPANDI...

                                                            (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)
Önce gazeteler ve matbaalar taşındı Bâb-ı âli'den, sonra eskiye dair ne varsa yok edildi. Bizi biz yapan her şeyin izi silindi akıp giden zaman içinde. Artık Nur ve Nil Koloğlu kardeşlerin Bâbıâli Eczanesi de yok. Yıllarca ilaçlarımızı aldığımız iki eczaneden biri olan, kısa sohbetlere paragraf açtığımız eczane tarihe karıştı...
(Fotoğraf: İskender Özsoy) 

26 Temmuz 2012 Perşembe

BİR AVUÇ SU...

İstanbul'da dayanılmaz hava sıcaklığı hayvanları da etkiliyor. Aksaray hafif metro istasyonu girişinde bimekan takımından bir yurttaş, susuzluğunu gidermek için aldığı pet şişe suyunu bir sokak köpeği ile paylaştı. Gariban  adam bu tavrıyla metroya giriş-çıkış yapanlara insanlık dersi verdi. Bu dünyanın sadece insanlara ait olmadığını diğer canlıların da yaşama hakkı olduğunu ve onlar için "Bir kap su" kapılarımızın önüne koymamızı bir kez daha hatırlattı. (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu) 

25 Temmuz 2012 Çarşamba

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ ÖDÜLLERİ...

                                                 Sürekli basın kartı alanlardan bazılarına TGC ve Basın Senatosu
                                                        önceki başkanlarından Nail Güreli plaketlerini verdi.           
                                                                                
        Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin (TGC) basın özgürlüğünün önemini vurgulamak amacıyla her yıl verdiği "Basın Özgürlüğü Ödülleri" dün akşam Taksim'deki The Marmara Oteli'nde düzenlenen törenle verildi. 2012 Basın Özgürlüğü ödülü kişi dalında, basın özgürlüğü konusunda yaptığı çalışmaları, bu konudaki örgütlü mücadeleyi geliştirmeye yönelik katkıları, sürece ulusal ve uluslararası mesleki destekleri katmayı başarabilmesi nedeniyle Ferai Tınç'a verildi.
      Basın Özgürlüğü Ödülü Büyük Seçici Kurulu ayrıca, sayıları 100'e yaklaşan tutuklu gazeteciler adına da 2012 Basın Özgürlüğü Ödülü'nün bu yıl kurum dalında gazeteciler ve yayıncılar üzerindeki baskıları sürekli dile getirmesi, düşünce ve ifade özgürlüğü üzerinde raporlar hazırlayarak kamuoyunun aydınlatması nedeniyle Türkiye Yayıncılar Birliği'ne verildi.
      Törende konuşan TGC Başkanı Orhan Erinç, sansürün kaldırılışının 104. yıl dönümü olduğunu hatırlatarak, "Sansürün varlığından söz etmek zorunda kalışımız utanılacak bir durumda olduğumuzu da sergiliyor" dedi.
       Ödülünü Orhan Erinç'in elinden alan Ferai Tınç, Türkiye'nin uluslararası kurumlarda basın özgürlüğü konusunda sürekli uyarılır hale geldiğini söyledi.
       Tutuklu Gazeteciler adına Basın Özgürlüğü Ödülü'nü Bedri Adanır ile paylaşan Birgün gazetesi muhabiri Zeynep Kuray'ın ablası Sema Kuray ise kardeşinin sadece yazı yazdığı için hapiste olduğuna dikkat çekerek, "Onun içeride olması ailemi çok üzüyor, ancak onu o duvarlar durduramayacak" diye konuştu.
     Öte yandan, sürekli basın kartı almayı hak kazananlara da TGC birer tane plaket verdi.
     The Marmara Oteli'ndeki törenden sonra TRT muhabiri Gürcan Arıtürk, oğlu Memed, ben ve kardeşim Hüseyin, Taksim'den Harbiye'ye kadar yürüdük. Hoplata zıplata götürdüğümüz yaramaz-sevimli Memed, yorulunca yol boyunca tekmelediği babası omzuna almak zorunda kaldı.
(Fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu) 

23 Temmuz 2012 Pazartesi

GAZETECİ AYDIN DÖRTER'İ KÖPEK ISIRDI...

                                                        
TGC'nin müdavimlerinden gazeteci Aydın Dörter'i, Basınköy'de bir sokak köpeği ısırdı. Aydın Dörter, "Her zaman başını okşadığım, sevdiğim bir köpekti. Bu kez gözümde camları siyah bir gözlük vardı, sanırım beni tanımadı. İstanbul Tıp Fakültesi'ne gittim, işaret parmağıma dikiş atıldı. İki kez kuduz aşısı oldum, üç aşım daha kaldı" dedi. (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)

RAŞİT YAKALI...


Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), sansürün kaldırılışının 104. yıl dönümü ve Geleneksel Gazeteciler Günü nedeniyle yarın akşam Taksim'deki The Marmara Marmara Oteli Büyük Balo Salo'nunda bir tören düzenleyecek. Törende "2012 Basın Özgürlüğü Ödülleri" sahiplerine verilecek.

ATEŞ NESİN...

                                                         (Fotoğraf: S.Boyoğlu)



                                                        PANİK ATAK
                                                       ---------------------


İşaret Dili


Milletvekillerinin bir yıllık karnesine göre
AKP'li 28 vekil yalnızca el kaldırıp indirmişler.
O bir yol boyunca el kaldırıp indirirlerken
kim bilir bizim de bilmediğimiz bu ülkede
neleri yerlerinden oynatmışlardır.

*****


Ağır Yük


Uçak yolculuklarımızda en çok kitap
unutmuşuz!
Aklımız hep bir karış havada
olduğu içindir...

*****


Laf Ola


Bazı kişilerin gerçekleri kabullenmeye
yanaşmaması çıkarları uğruna ölü
numaralarından kaynaklanmaktadır.

*****


Herkes Kendi İşine


Cumhurbaşkanı Gül, mutlaka Esad artık görevi
bırakmalı demiş!
Ama biliyorsunuz değil mi
yuva yıkanın yuvası olmazmış!






21 Temmuz 2012 Cumartesi

METROBÜS YOLCULUĞUM VE YANGIN...


                         
                                           Beylikdüzü- TÜYAP metrobüs son durağı

        Söğütlüçeşme-Avcılar metrobüs hattı Beylikdüzü’ne kadar uzatıldı. Birkaç gündür Avcılar-Beylikdüzü arasında deneme seferleri yapan metrobüslerden birine bugün öğleden sonra saat 13.15’te Merter durağında bindim.
        Hava bugün de sıcaktı. Metrobüsün klimaları yolcuları serinletmeye yetmiyordu. Hele de  cam kenarındaki bir koltuğa denk geldiysen yandın. İşte ben de hem ters hem de cam kenarındaki bir koltuğa ilişmek zorunda kaldım. İki durak zor gidebildim, serin olur diye ortalarda boşalan başka ters bir koltuğa geçtim. Önde az da olsa klimanın etkisini hissediyordum, ama ortalarda klima yokmuş gibi yolculuk yapmaya başladım.
        Allah’tan bu kez düz bir koltuk boşaldı, ona geçtim. Hem de bu kez cam kenarı değildi. Yanına iliştiğim kızıl saçlı genç bir kız camdan vuran güneşe ve sıcaklığa aldırmıyordu. Kafası önüne eğik, elindeki telefonla meşguldü, benim yanına iliştiğimin bile sanırım farkına varmadı.
        Gideceğim durak sayısı azaldıkça metrobüsteki insan sayısı da azalıyordu. Avcılar’da Şükrübey durağına geldiğimizde şoför yolcuları uyardı:
         - Beylikdüzü’ne devam edecekler, bu durakta insin, arkadan gelecek olan Beylikdüzü’ne binsinler, dedi.
         Sanırım “34/T yazan metrobüse binin” diye uyardı, tam duyamadım. Diğer yolculara uydum, ben de indim. Önümüzdeki metrobüs Beylikdüzü’ne gidenmiş, ama çok kalabalıktı binmek istemedim. Çünkü acelem yoktu, bugün benim amacım metrobüsle Beylikdüzü’ne kadar gitmek, gördüklerimi yazmaktı. Metrobüsler peş peşe geliyordu, ama içlerinde Beylikdüzü yazan yoktu. Bir beş dakika ya sürdü ya sürmedi, tepesinde Beylikdüzü yazan bir metrobüs belirdi. Ön kapının daha müsait olduğunu hesaplayarak, bu kapıya yöneldim, rahat bir şekilde bindim. Bu kez ayakta yolculuk yapmaya başladım.
                                                        Metrobüs durakları vatandaşları hem güneşten 
                                                         hem de yağmurdan koruyacak şekilde yapılmış...
         Birkaç durak gittikten sonra yine bir boş yer buldum bu kez de metrobüsün motorunun bulunduğu yere yakın bir yerdi, içerisi bir önceki metrobüsten daha sıcak geldi. Yerimden kalkıp kalkmamakta tereddüt yaşıyordum ki yan yollara bir göz attım, araçlarının içindekilere acıdım, kendi halime şükrettim.
         Avcılar sonrasında duraklara henüz ad verilmediği, daha doğrusu durak tabelaları asılmadığı için hangi semte vardığımızı çıkaramıyordum. Bu kez metrobüs Haramidere’yi geçip rampaya koyulduğunda (dönüş yolunda yanımdaki bayan bir yolcunun ifadesine göre)  “Balaban Durağı”nda daha yeni bindiğimiz metrobüsün şoförü bu kez yerinden kalktı;
         - Aracı boşaltmanızı ve başka araca geçmenizi rica ediyorum, dedi.
         Ben de dahil hiç kimseden ses çıkmıyor, söylenilenleri harfiyen yapıyorduk. Bu kez de öyle yaptık. Başka bir metrobüse bindik.  Beylikdüzü son durağa kadar gittim. Son durak TÜYAP Kitap Fuarı’na yakın bir yerdeydi. İçimden; “Artık kitap fuarına rahat gidip geliriz” diye geçirdim. Büyükçekmece ilçesi ayaklar altındaydı... Durağa vardığımda saat 14.05’ti. Duraktan hiç çıkmadım, birkaç kare fotoğraf çektim. İşim bittikten sonra saat 14.10'da hareket eden metrobüse (Belki de geldiğimdi) bindim.
                                     Metrobüs son durakta Büyükçekmece'nin görünümü...
         Bu kez son durak olduğu için güneş almayan bir koltuk gözüme kestirdim, yine de sıcak olacak ki gözümde güneş gözlükleri dalmışım herhalde… Kafamın yanımda oturan ve Balaban Durağı’nın adını bana söyleyen bayanın tarafına düştüğü korkusuyla oturduğum koltuktan sıçradım.  
         Bu kez Kadıköy’e kadar gitmeye karar verdim. Saat 14.55’te metrobüs Maltepe durağına vardı. Bu aracın şöförü de;
         - Lütfen bu aracı boşaltın Kadıköy aracına geçiniz, diye duyuru yaptı.
Bu sefer bir iki kişiden;
         - Bu uygulama ne zaman başladı, haberimiz yok, gibisinden cılız sesler yükseldi.
         Söylenileni yine yaptık. Başka bir metrobüse bindik. Metrobüs çok kalabalıktı. Şansıma yine güneş alan bir cam kenarı düştü. Mecburen oturdum. Bu kez şapkamı da taktım, zaten gözlükleri gözümden indirmiyorum… Fazla detaya girmeyeyim, saat: 15.35’te Kadıköy-Söğütlüçeşme’ye vardım.
          Tam tren istasyonunun altından geçip Kadıköy’e doğru ilerlerken itfaiye araçlarının sirenleri ötmeye başladı. Üç itfaiye aracı önlerinde yoğun trafiğe takılan otomobillerin ve otobüslerin yol vermesi için sirenlerini acı acı öttürüyordu… İtfaiye araçlarından “Araçlarınızı sağa çekiniz, itfaiyeye yol veriniz” anonsları bir işe yaramıyordu. Bazı araç şoförleri telaşla yol açmaya çalışırken, bazıları umursamıyordu bile… Ben kaldırımda itfaiye araçlarından daha hızlı gidiyordum.  
                                                           Kadıköy'de yangın...
           Altıyol’a Boğa Heykeli’nin önüne geldiğimde duman her tarafı kaplamış vaziyetteydi. Vapur İskelesi’ne inen yol üzerinde sağlı sollu insan kümeleri vardı. Yangının çıktığı yöne akın ediyorlardı. Çantamdaki fotoğraf makinemi çıkarıp fotoğraf çekmeye hazırlanırken, arkamdan bir bayanın:
           - Gazeteciler itfaiyeden önce geliyor, dediğini duydum, ama biraz daha ilerlediğimde dört beş tane itfaiye aracının arkada trafiğe takılan üç itfaiye aracından önce olay yerine geldiğini, yani geç kalmadıklarını gördüm. Yangına müdahale ediyorlardı, ama üç katlı ahşap binayı söndürmekte zorlanıyorlar olacak ki takviye araç geliyordu…
          Vatandaşların söylediğine bakılırsa Osmanağa Mahallesi Başçavuş sokaktaki yangın saat 15.30 gibi çıkmış. Sohbet ettiğim vatandaşlar, üç katlı binanın alt katının 15 sene öncesine kadar nalbur olduğunu, nalburu da bir Rum vatandaşımızın işlettiğini anlattılar. Vatandaşlar, nalburu işleten kişinin ölümü sonrası mirasçılarının anlaşamadığını, bu nedenle de üç katlı ahşap binanın uzun zamandır boş olduğunu söylediler.
          Yangın yerinden de birkaç kare fotoğraf aldıktan, Kadıköy’de bir saate yakın dolaştıktan sonra vapur iskelesine geldim. Karaköy vapuruna binerek Avrupa yakasına geçtim. Bir günümü de böyle tükettim…
(Yazı ve fotoğraflar: Süleyman Boyoğlu)

TRT ANILARI (17)...


                                                                          (Fotoğraf: S. Boyoğlu)


Gürcan Arıtürk

     "İnsan bazen, yaşadı mı, duydu mu, filmde mi seyretti, okudu mu, hayalini mi gördü, karıştırıyor. Yaşam biraz da bu karmadan ibaret... O yüzden anılara güven olmaz ama anılarsız da olmaz. Anılar olmadan insanlar ot gibi olur. Umarım bu anılar hoşunuza gider, kimi zaman anlatacak kimse olmasa bile hatırlamak yeterince güzel!
     Aşağıdaki kimilerini benim yaşadığım kimilerini gördüğüm ya da duyduğum TRT anılarını eski bir toplu fotoğrafa bakarak anında-bir çırpıda yazdım, aklıma gelenleri kalın delikli bir süzgeçten geçirdim, eminim siz okurken daha ince eleyip sık dokuyacaksınızdır!”



                                        TEY Mİ THY Mİ?

     Kameraman Ali Murat Ekşi, taksi fişi yazmak için taksiciden plakasını sorar. Adam Trakyalıdır diğer deyimle "ücbeş". 34 TEY falanca diye plakasını verir. Kameraman Ali'nin 34 TEY falanca diye yazdığını görünce düzültme gereği duyar (oysa Ali sürücünün dediği gibi yazmıştır plakayı) ve "TEY'deki E H'ın E'sidir diye" düzeltir!" 


20 Temmuz 2012 Cuma

BÂB-I ÂLİ'NİN ÇINARLARI...


                           
                                                                 (Fotoğraf: Süleyman Boyoğlu)
                                                   
                                     İSKENDER ÖZSOY:

       İskender Özsoy, matbaa mürekkebi ve hurufatla üniversitede okurken 1970 yılında çalıştığı sendikanın dergisi hazırlanırken tanıştı.
      12 Mart'ta sendikalar kapatılınca önce Candost dergisinde, sonra ancak iki sayı çıkarabildiği sanat dergisi Umut'la mürekkep ve hurufatla ahbaplığını ilerletti.
      1973 yılında mesleğe başladı. Çeşitli gazetelerde mesleğin her kademesinde çalıştı. 42 yıldır Babıâli'den besleniyor. Başka da hiç bir iş yapmadı. 
       42 yıla “Kemal Tahir Kaynakçası”, “55 Yılın Tanıkları”, “İki Vatan Yorgunları. Mübadelenin Öksüz Çocukları” ve “Kurşun Harflerin Efendisi” kitaplarını sığdırdı.
       İskender Özsoy’un basılma aşamasında dört kitabı daha var.

19 Temmuz 2012 Perşembe

HİKMET AKSOY'DAN BİR FIKRA...




Ben da hiç beğenmeyrım...
 
Bir gece Fadime aniden hastalanınca Temel hemen komşularının da yardımıyla
karısını doktora yetiştirir.
Doktor uzun uzun muayene sonunda Temel'i bir kenara çekip alçak sesle
Temel'e Fadime'nin durumunu anlatır:
- Temelcim, ben Fadime'nin durumunu hiç beğenmiyorum.
Temel tam da yarasına basmış olan doktoru yanıtlar:
- Ne has deysın doktorum. Ben 30 senedır beğenmeyrim. Ne çektuğumi bi sen
 anlanladın...

18 Temmuz 2012 Çarşamba

TGC BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ ÖDÜLLERİ...


                           
   Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) basın özgürlüğünün önemini vurgulamak amacıyla her yıl verdiği Basın Özgürlüğü Ödülü”nü kazanan isimler belli oldu. 2012 Basın Özgürlüğü Ödülü Büyük Seçici Kurulu 16 Temmuz 2012 Pazartesi günü Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Merkezi’nde toplandı.
    2012 Basın Özgürlüğü Ödülleri Büyük Seçici Kurulu’nda bu yıl  Türkiye Barolar Birliği Adına  Av. Teoman Ergül, Türkiye Gazeteciler Sendikası adına Genel Eğitim Sekreteri Şehriban Kıraç, iletişim fakültelerinden  Bahçeşehir Üniversitesi  İletişim Fakültesi Yeni Medya Bölüm Başkanı Prof. Dr. Orhan Tekelioğlu, İletişim Araştırmaları Derneği’nden Prof. Dr. Nurçay Türkoğlu, İletişim Mezunları Derneği adına Başkan Hüseyin Irmak, TGC önceki başkanlardan Nail Güreli, ödül alanlardan Altan Öymen, Türkiye Yayıncılar Birliği’nden Başkan Metin Celal Zeynioğlu, yayın yönetmenlerinden Dünya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hakan Güldağ yer aldı. Büyük Seçici Kurulda TGC’yi  Başkanvekili Turgay Olcayto ve Genel Sekreter Sibel Güneş temsil etti. Toplantıya  İstanbul dışında bulunan Altan Öymen katılamadı, oyunu gönderdi.
     Büyük Seçici Kurul Başkanlığı’na Prof. Dr. Nurçay Türkoğlu’nun, raportörlüğe Sibel Güneş’in oybirliği ile seçilmelerinin ardından adayların değerlendirilmesine geçildi. 2012 Basın Özgürlüğü Ödülü kişi dalında, basın özgürlüğü konusunda yaptığı çalışmaları, bu konudaki örgütlü mücadeleyi geliştirmeye yönelik katkıları, sürece ulusal ve uluslar arası  mesleki destekleri katmayı başarabilmesi gibi nedenlerle gazeteci Ferai Tınç’a verildi. Büyük Seçici Kurul ayrıca sayıları 100’e yaklaşan tutuklu gazeteciler adına da 2012  Basın Özgürlüğü Ödülünün Bedri Adanır ve Zeynep Kuray arasında paylaştırılmasına karar verdi. 2012 Basın Özgürlüğü Ödülü’nün bu yıl kurum dalında gazeteciler ve yayıncılar üzerindeki baskıları sürekli dile getirmesi, düşünce ve ifade özgürlüğü üzerinde raporlar hazırlayarak kamuoyunu aydınlatması  nedeniyle Türkiye Yayıncılar Birliği’ne verilmesi kararlaştırıldı. 
  TGC 2012 Basın Özgürlüğü Ödülleri Büyük Seçici Kurulu,  ayrıca basın özgürlüğü ile ilgili gazetecilerin yaşadığı sorunlara da dikkat çekerek şu açıklamayı yaptı: 
  “Gazeteciliğin meslek ilkelerine bağlı olarak özgürlükçü bir anlayışla yapılması önemli ölçüde kısıtlanmaya uğramıştır. Farklı görüşleri ve çok sesliliği dile getirdikleri için medyadan uzaklaştırılan ve siyasi iktidar tarafından hedef gösterilen gazetecilerin sayısı hızla artmaktadır. Türkiye’nin basın özgürlüğü açısından içinden geçmekte zorlandığı bu dönemde halkın haber alma hakkını savunan, gerçekleri dile getirmekten vazgeçmeyen gazetecilere her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Bu durumda bırakılan gazeteci arkadaşlarımızı desteklediğimizi mesleki tutumlarını övgüyle karşıladığımızı kamuoyu ile paylaşırız.”  
    Ödüller 24 Temmuz Salı günü The Marmara Oteli’nde düzenlenecek törenle sahiplerini bulacak.