23 Aralık 2011 Cuma

BÂB-I ÂLİ'NİN ÇINARLARI ANLATIYOR...

                               
                     HÜRRİYET GAZETESİ'NDEN EMEKLİ MUHABİR HẦMİ ALKANER:

      İzmir’de 29.08.1934’de doğdum. İstanbul Sultanahmet Yüksek Ticaret Okulu’nda öğrenim gördüm. Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda 1956 -1959 da teğmen olarak görev yaparken, 2 yıl pilotaj eğitimine katıldım. Ayağımdaki siyatik (sağlık) nedeniyle yer hizmetine geçince, askerlikten istifa ederek, İstanbul’a geldim.
     Mesleğe 1960 yılı 1 Mart’ında Hürriyet Gazetesi’nde stajyer muhabir olarak göreve başladım.15 gün sonra da beni “212 sayıl Fikir İşçileri Yasası”na göre kadroya aldılar. Bâb-ı Âli de genç meslektaşlarımızın 300 liraya çalıştığı,“simit” döneminde, ben 800 lira ile muhabirliğe adım attım…
     İlk görevim; “Yurt Masası”ydı. Bu masada tam 10 yıl kaldım. 1963’te Hürriyet Haber Ajansı kuruldu. Bu süre içinde de zaman zaman yurdu dolaşır, muhabir arkadaşlarla diyalog kurar, çalışma yöntemlerimizi anlatır ve yeni muhabirler bulurdum. Birbirinden çalışkan, amatör ruhlu, bu arkadaşlarımdan aynı zamanda çok şey öğrendim. Tabii Merkezde de üstatlarımızdan da öğrendiklerimi, devamlı uyguladım. Heyecan mesleği olan gazetecilikte, olaylara at gözlüğüyle bakılmayacağını, gene üstatlarımdan öğrendim.
      Örneğin 1960’lı yıllarda istihbarat şefi, sonra Haber Ajansı Genel Müdürlüğü’nü kuran ve daha sonra Amerika’ya giden ve bugün en verimli dönemlerinde vefat eden Muammer Kalyan’ın, yerine atanan Ahmet Uran Baran, önce İstihbarat şefimiz, sonra da Yazı İşleri Müdürümüz Salim Bayar. Salim Ağabey, 1972 yılında ; “Hami rica etsem, şu olaya bakar mısın?” diyerek yolladığı görevden de ilk Türkiye Gazetecilik Ödülümü aldım. Tabii Merkezde İstihbarat Şeflerimiz, üzerimize kanat gerer ve de mesleki bilgilerini aktarırdı…
      1960 ‘da genel yayın müdürümüz rahmetli Selçuk Candarlı, yardımcıları rahmetli Adnan Tahir, Ömer Yalçın, iki yıl sonra genel yayın müdürümüz Necati Zincirkıran. Zincirkıran döneminde nüfusumuz 30 milyon civarındayken, Hürriyet’in tirajı bir milyonu buldu. Genel yayın müdürlerimiz Rahmi Turan, İlhan Turalı, rahmetli Çetin Emeç, Seçkin Türesay, haber müdürümüz Erdoğan Arıpınar, Nail Güreli,  istihbarat şeflerimiz Yılmaz Tunçkol, Mehmet Türker ve Bâb-ı Ầli’nin ‘baba’ adıyla adlandırılan genel yayın müdürümüz Nezih Demirkent’le çalıştım. Bizlere sessiz sedasız tüm mesleki bilgilerini yansıtan mesleğimizin saygıdeğer büyüklerimizi daima saygı ve sevgiyle anarız.
                                            
                             OLAYLARA AT GÖZLÜĞÜ İLE BAKMAZDIK   
  
     Bizim kuşaktaki gazeteciliğe gelirsek; Birçoğu rahmetli olan üstatlarımızın gözünün içine bakar, dudaklarından çıkan kelimecikleri, hafızamıza kazırdık.  Dönemimizin ilk yıllarında, Adliye, Polis, Vilayet ve Belediye, Denizcilik, Beyoğlu muhabirleri vardı. Ekonomi Gazeteciliği ya da günümüzdeki mesleki birçok branşlaşma yoktu. Gideceğimizde iş için önce arşive iner ön bilgi toplardık. “Haber” dünyamızdı. Gittiğimiz işlerde, bir ikinci haberi yapmak için çırpınırdık. Zaman mefhumuz yoktu. Her konuya eğilirdik.
     Önce görümümüze önem verirdik. Her gün gazeteye, traş olmuş, kıravatlı gelirdik. Haber yapacağımız kişi sakallı ise, berbere götürüp tıraş ettirir, ondan sonra görüntüsü alırdık. Gittiğimiz davetlerde yemez ve içmezdik. Buna da çok önem verirdik. Bir yudum bira dahi insanın çalışmasını etkiler diye düşünürdük. Sayın Haldun Simavi, Hürriyet okurlarının güne güzel başlaması için, özellikle birinci sayfaya cinayet ve benzeri; “Kanlı olay”ların fotoğraf koydurmamaya özen gösterirdi…
      Ben mi hangi konulara eğildim?. Dağcı değildim ama 1972 de 28 İsviçreli dağcı gurubuyla iki günde 5 bin 165 metre yükseklikteki Ağrı Dağı’na tırmandım. Ağustos ayında 4 bin metre den sonra yapılan tırmanmayı başaran 10 kişi arasında yer alırken, rehberlerin taşıdığı “Hürriyet Gazetesi”nin flamasını zirveye diktim. Sekiz yıl süren İran ve Irak savaşını ilk günlerinde izledim. Basra Körfezi çevresindeki Kermahşah’dan ve Tarhan’dan da fotoğraf gönderme imkânı olmadığı için, 15 gün sonra gazeteye dönerek, çektiğim ilginç görüntüleri getirdim. Sonra Irak cephesi, arkadan Kosova Olayları… Romanya İhtilal Karargâhına Foto Muhabiri Hayrettin Karateke ile girdik. Rahmi Turan bu haberi 3 sayfa yayınladı.
      Bir gün Zonguldak kömür madenin 350 metre derinliğine inerek kazmacıyla önce ocakta, sonra da köyündeki evinde röportaj yaptım. Yugoslavya’da ilk cumhuriyetini ilan eden Slovenya’da, Foto muhabiri Kani Atmaca ile çalışmalarımızdan dönerken, Bulgaristan Enerji Bakanıyla görüştük. Bulgaristan’ın 28 yıl iç ve dış basına kapalı tuttukları; “ Kozluday Nükleer Merkezi”ne girdik. Hürriyet’te manşet olan; “Kapımızdaki Çernobil” haberinden 10 gün sonra, bu iptidai nükleer merkezde bir patlama oldu. Hürriyet’teki bu son haberimle, arkadaşımla TGC’den; “Haber Dalı’nda başarı ödülü aldık… Bu haberden sonra da aralıksız 32 yıl çalıştığım Hürriyet Gazetesi’nden, genç gazetecilerin önünü açmak için istifa ettim. Zira oğlum Selim ve kızım Leman Yakut okumuş ve hayatlarını kazanmıştı. Çoğu görevlere yanıma foto muhabiri ve telefoto teknisyeni almadan gidiyordum. Hava Kuvvetleri’nde ki Uçuş Eğitimim sırasında; “Hava Fotoğrafçılık” dersi görmüştüm. Gazetecilik mesleğinde bu dersin de çok yararı oldu.
                                                              
                                                       ÇOK ÜLKE DOLAŞTIM

     Mesleğim nedeniyle Kanada ve Güney Amerika hariç dünyayı dolaştım. 1974 de Sovyetler Birliği’nde Başkan Brejnev ile tanıştım. 1982 de Cumhurbaşkanın 15 gün süren Uzak Doğu gezisinde Çin Halk Cumhuriyetin Cüce Denk başta olmak üzere birçok ülkenin başkanlarıyla bir arada oldum. Devlet büyükleriyle gezilerimizde yanımızda tabii smokinimiz de olurdu. Bir gazetecinin özellikle giyimine, önem vermesi gerekir…
     TGC’nin iki dönem “Onur Kurulu” üyeliğine seçildim. 1980’de dönemim Turizm ve Tanıtma Bakanı rahmetli Barlas Güntay, “Basın Şeref Kartı”mı verirken, kürsüde elimi bırakmayarak; ”Hami akşama Cartoln’dan beni ara, Fransızlarla turizm konusundaki görüşmeyi vereyim” demişti.
     Hürriyet Gazetesi’nden ayrılınca, Eşim Av. Sevim Alkaner’in yazıhanesinden yararlanarak, “Haber Üretim Merkezi” kurdum. Dizilerimi değerinden az ücretle alıyorlardı. Çünkü, ticaret adamı değil, gazeteciydim. Dünya Ekonomi Politika Gazetesi’nin kurucusu ve sahibi Nezih Demirent, aynı zamanda; “Türkiye Gazete Sahipleri Sendikası Başkanı”ydı. Bir gün; “Hami benim yerime gidersin, Gezersin. Bana bir yazı verirsin, dizilerini bir başka gazeteye satmana yardımcı olurum” dedi. Tabii bu teklifi uygulamadım. Haber Üretim Merkezi’ni kapattım ve, “Babıali’nin Babası”yla vefatına kadar 17 yıl birlikte çalıştım. Tabii genç gazetecilerin önünü hiç bir zaman kesmediğim gibi onla zaman zaman yardımcı oldum. Nezih Bey bir gün; “Hami şu madenciliğe de bir göz at” dedi. Ondan sonra, yer altında saptanan 3 trilyon dolar rezerv bulunan madenlerimiz hakkında çok yazı yazdım. Bu sektöre basın mensubu olarak bir hareket getirdim..  
     Konu ödüllere gelince, onları şöyle özetleyebilirim: TGC’nin; 1972 Foto-Röportaj, 1974 Haber, 1975, 1976, 1977, 1978 yıllarında röportaj, 1991 Haber dalı. Türkiye Jokey Kulübü’nün 1982 İnceleme, 1996 Araştırma Dalı. Fasih İnal Ekonomi 1999, Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı’nın 1991 ve 2011 Hizmet Ödülü.  Ankara Üniversitesi İletişim Vakfı’nın “Meslekte 50 Yıl Onur Ödülü. 
      Şeyhülmuharririn Burhan Felek’in saygıdeğer anısını yaşatmak için basında 50 yıldan fazla çalışmış ve 70 yaşını aşanlara, Nail Güreli başkanlığında ki  9 gazeteciden oluşan “2011 Burhan Felek Basın Hizmetleri Seçici Kurulu”nca değerlendirilen; “2011 Burhan Felek Basın Hizmet Ödülümü” aldım. TGC Burhan Felek Konferans salonu’nda, 4 Kasım‘da TGC’de Orhan Erinç’in Başkanlığında düzenlenen törende, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’dan, gazeteci için çok büyük önem ve gurur taşıyan bu ödülü almanın mutluluğunu, heyecanını yaşadım. Törendeki konuşmamda, Şeyhülmuharririn Burhan Felek’in anısına aldığım bu ödülden sonra, mesleğime yeni baştan, stajyer muhabir gibi aynı heyecanla çalışma dönemim başladığı söyledim.  Mesleğimiz heyecan, saygı ve de anılarla dolu. O nedenle de gazeteci olarak şanslı kullardanız…
     (Av.Sevim Alkaner  ile evli olan Hâmi Alkaner’in, iki çocuğu bulunuyor.)
                                                         

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder